17 KASIM 2018 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

 HAŞMET GÜLKOKAN’LARA NE KADAR ÇOK İHTİYACIMIZ VAR!

Hüseyin Yağmur

Türk Edebiyatı'nın önemli hikâyecilerinden Memduh Şevket Esendal'ın ‘Haşmet Gülkokan' başlıklı hikâyesi, 1930'lu yıllarda Türkiye'nin ‘aranan insan modelini' betimleyen sevimli bir hikâye.

 Çelebi insan modellerinin dergâhların kapatılmasıyla birlikte toplumdan yokolması sonucu ortaya çıkan yeni insan modelini kabullenmek gerçekten kolay olmadı.

 İşte bu duygularla Esendal, sokağında ve mahallesinde herkese selam veren, komşusunun hal ve hatırını soran, bir ihtiyaç sahibi varsa ilgilenen, sevimli ve güler yüzlü kahramanına ‘Haşmet Gülkokan' ismini veriyor.

 O günden bu güne insan modeli konusunda toplumun sivil katmanlarında bir hayli mesafe alınsa da devlet kademelerinde, bürokraside ‘Serkan Sirkesatar' tipleri hükümranlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.

 Önceki yıllarda bunun zirve bir örneği ile karşılaşmıştım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurmay bir zeka ürünü olarak Üsküdar'ın uzak bölgelerinden Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsüne yolcu taşıyan bir otobüs hattı koymuş. Ben de bir işim vesilesiyle aynı güzergâhta otobüs beklerken bir de ne göreyim? İşte beklediğim güzergaha  otobüs geliverdi. Hem de tam nokta hedefe gidecek şekilde…

 Tereddütle durakta el salladım. Şoför kapıyı gönülsüzce açtı. Her ihtimale karşı otobüsün gideceği yeri sordum.

 Şoför, lütfen cevap verdi. Otobüse oturdum, etrafıma baktım. Üniversite öğrencileri için harika bir fırsattı. Herkes oturacak yer bulmuş, kimi kitabını okuyor, kimi imtihanına çalışıyordu.

 Şoför hariç herkes hayatından memnundu. Şoförün adını sormaya ihtiyaç duymadım. Büyük ihtimalle adı ‘Serkan Sirkesatar'dı. Arasıra duraklarda yolcular tereddütle el ediyorlar, şoför,  bu yolcuları da dövmekten beter ettikten sonra lütfen otobüse alıyordu.

 Bu kıssadan şu hisse çıkıyor ki; Dünyanın en güzel hizmetini bile akıl etsen, onun başına bu fikri ve senin hizmet anlayışını temsil eden bir kişi koymadınsa yandın demektir.

 Bu kadar güzel bir fikir, Serkan Sirkesatar'a değil, Haşmet Gülkokan'a teslim edilmeliydi.

 1910-1911 yıllarında Halep Valisi olarak görev yapan Hüseyin Kazım Kadri Bey, halkın Meşrutiyet idaresinden çok şey beklediğini ancak bürokrasinin hiç değişmediğini hatıra kitabında şöyle anlatıyor: Selanik valisi iken günün birinde Halep Valiliği'ne tayin edildiğime dair bir telgıraf aldım. Hemen hareket etmekliğim bildiriliyordu. İstanbul'da Dahiliye Nazırına  veda ettiğim sırada bana bir mektup verdi ve "Bunu yolda okursun, yazan adamı tanımıyorum; fakat söğüp saydığına bıkılırsa oraca yapılan bir haksızlıktan son derecede muzdarip olduğu anlaşılıyor. İşi oraca tetkik eder ve lazım gelirse bana da malumat verirsin” demişti.

Bu mektubu yazan, Halep Ziraat Bankası müdürü Hasan Tahsin Efendi idi ve “Bu inkılabı yapmayaydınız, memleketin muvazine-i idaresini bozdunuz; halkın dört gözle beklediği adaleti de getiremediniz. Allah belanızı versin!” diyordu. (Kadri,2000:104-105) 

…………….

 O günlerden bu günlere hatta yaklaşık 16 yıllık Ak Parti iktidarına rağmen bürokrasi pek değişmedi. Nitekim hükümetin yeni yaptırdığı devasa saray yavrusu yeni devlet dairelerine gidiyorsunuz. Her şey 2018 model, personel 1910 model. İşler yine yürümüyor. Devlet daireleri sirke kokusundan geçilmiyor.

 Önceki gün değerli büyüğüm eski bir milletvekili aradı. “Rahmetli Amcasının 26 yıl önceki bir taşıt borcundan dolayı kendisine tebligat yapmışlar. Yanlışlıkta sınır tanımayıp tebligata da amcasının değil kendisinin ismini yazmışlar.”

 “Bu kadar yanlışlık anacak tahsil ile olur” demişler

 Yöneticilerimiz hizmet planlarını yaparken o icraatları yapacak insanları da iyi planlamalılar.

……………..

 Bir ara milli görüş fikriyatının bir sloganı vardı:100 bin tank üreteceğiz diye. Halbuki 10 bin ahlaklı ve kaliteli insan yetiştirmeyi hedeflemek daha stratejik ve anlamlı bir tercih imiş.

 Şimdi yakın bir zaman sonra yerel seçimler olacak. Beldelerin halkları yerel yöneticilerini seçecekler. Harward mezunları, eski yeni genel müdürler birer tavus kuşu gibi kabararak ne kadar önemli insanlar olduklarını anlatarak adaylıklarını açıklayacaklar.

 Halbuki şunu bir türlü anlayamıyorlar. Halk, başına bin bir çeşit süslü tüyü ve mahareti olan kodamanlar değil, Haşmet Gülkokan'lar istiyor.

 Haşmet Gülkokan'lara ne çok ihtiyacımız var!

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  178991

-