23 AĞUSTOS 2019 CUMA

Hüseyin Yağmur

 SİYASETTE ‘ERİYEN BUZDAĞI’ NAZARİYESİ

Hüseyin Yağmur

 Yıllar önce bir duvarda şöyle yazan bir afiş görmüştüm: İlhamını kendinden alan hareket…Bir dernek vatandaşları programına davet yapıyor ve kendini kamuoyuna bu cümleyle tanıtıyordu.

Dindar bir kuruluş olduğunu hissettiğim bu şahıslar adına hüzünlendim. Çünkü ilhamını kendinden alan bir hareketin varacağı yer malumdu…Halbuki bizler ilhamımızı, Kuran'dan, Sünnetten, âlimlerin gösterdikleri yol ve yöntemlerden alıyoruz.

 

  1. Asım Köksal'ın abide eseri İslam Tarihi'nde yüzyıllar boyunca Ümmete ışık tutacak yüzlerce vakıa var. Bunlardan birisi şöyle: Tebuk Seferinde açlık ve susuzluk doruk noktasına varınca, bazı sahabeler Peygamber Efendimize gelip, develerin kesilmesini böylece açlık ve susuzluktan kurtulabileceklerini söylüyorlar. Peygamber Efendimiz bu teklifi uygun görüyor.

Ancak orada bulunan Hz. Ömer, Peygamber Efendimize hitaben “Ya Resulallah, biz mevcut yiyeceklerimizi ve içeceklerimizi getirelim. Siz dua edin. Onları Allah bereketlendirsin” diyor. Peygamber Efendimiz bu sefer Hz. Ömer'in önerdiği yöntemi tatbik ediyor.

Nitekim Peygamberimizin duasının ardından seferdeki sahabelerin yiyecek ve içecekleri kendilerine yetecek kadar artıyor ve bereketleniyor.

Peygamberimiz hem de daha önce uyguladığı halde, dua ederek mucize göstermeyi bilmiyor mu ki, ona Hz. Ömer yöntem hatırlatıyor?

Burada Müslümanlara bir yöntem öğretiliyor. Aklınla, gönlünle, birikiminle liderin fikrini analiz edip yeni yöntemler önereceksin. Makes bulursa ne ala, makes bulmazsa sen sevabını alırsın…

Demek ki biz; peygamberine bile peygamberliğini hatırlatan bir ümmetin varisleriyiz. Yöneticilerimize ve büyüklerimize ‘adabı ve usulü dairesinde' hatırlatmalar yapmak ‘mümin karakterimizin bir parçasıdır.'

……………

Ülkemizdeki sosyal bilimlerin bilgelerinden Rahmetli Prof. Dr. Mümtaz Turhan ‘Kültür Değişmeleri' isimli eserinde  kitlelerin siyasilerle olan irtibatları ile ilgili ilginç bir tesbiti naklediyor: Muhtelif müellifler tarafından belirtildiği gibi, orta çağda zirai istihsal metodları asırlarca aynı kaldığı halde dinî telâkkiler, itikatlar, örf ve âdetler, siyasî, içtimaî teşkilât, evlenme şekilleri, şiir, edebî mektepler, mimarî üslûbu müteaddit defalar değişmiştir. Sorokin'e göre halkın siyasî sempatisi de moda gibi sık sık değişmektedir: Mesela bu temayül İngiltere'de her iki, iki buçuk senede, Fransa'da dokuz ayda bir değişir.(Turhan,2002:30)

Turhan'ın bu tesbitinden halkın siyasi sempatisinin moda gibi değişken ve sınırlı olduğunu görüyoruz. Bu anlamda bir başka analiz de Lloyd George'a ait. O da şu iddiada bulunuyor: “Halkın siyasetçiye vefası yaş meyvenin çürüme zamanı kadardır”

Bu o kadar somut bir gerçekliktir ki kitlelerin zaman içerisinde ‘kurtarıcılarından kurtulmak için' harekete geçtiklerine tarih şahit olmuştur.

Nitekim Samet Ağaoğlu 1966 yılında yaptığı bir Rusya Gezisinin ardından intibalarını kalem aldığı kitapta Sovyet Rusya halkının Stalin'den kurtulmak için elinden gelen her türlü faaliyeti yaptıklarından bahseder.

Kemal Tahir'in ‘Kurt Kanunu' romanı da cumhuriyetin 10.yılında yaşanan olayları anlatmaktadır. Romanın bir yerinde kahramanımız gelişen sosyal ve siyasi öfkeyi görünce şaşkınlıkla şu soruyu sorar: Ne oldu da bu millet kurtarıcılarından kurtulmak istiyor?

Yıllar önce bir İranlı mütefekkirin makalesinde okumuştum. Yazının başlığı ‘Kahraman Yorgunluğu' idi. Yazar İslam toplumlarının kahramanlarla yönetilmekten iyice yorulduğunu artık kahramanı olmayan ‘işleyen bir sistemle' yönetilmek istediğini anlatamaya çalışıyordu.

Görüldüğü gibi; ‘Kurtarıcıdan kurtulma' ruh hali zaman içerisinde ‘kahraman yorgunluğu sendromu' olarak da karşımıza çıkabiliyor.

………………

Her ülkenin tarihinde sosyal çalkantılarının siyasi travmaların yaşandığı dönemler olabiliyor. Halkta mevcut yöneticilere karşı yoğun bir öfke birikmesi ortaya çıkıyor. Metan gazı sıkışması gibi bir şey bu.

İşte bu dönemlerde toplum adeta bir buzdağı haline geliyor. Malum olduğu üzere buzdağının su üstündeki sivri yüzeyi küçük olmakla birlikte asıl geniş yüzeyi suyun altında yer alıyor. Buzdağı vaziyetini almış öfkeli toplum katmanlarının üzerine bayrağını dikip ona yeni bir hedef ve istikamet veren halk liderleri bu büyük gücün de sahibi oluyorlar aynı zamanda…

Buzdağının görünen küçük yüzüne aldanan derin odaklar her zamanki gibi aldanıyorlar ve yönetim onların elinden kayıp, buzdağını yöneten muhaliflerin eline geçiyor.

Ne var ki iktidar olmakla birlikte yozlaşmalar da büyük bir hızla ortaya çıkıyor. Buzdağını sevk ve idare eden ‘İbni Haldun'un Dağlıları' bir süre sonra; ideallerinin değil makam, mevki hırs ve ihtiraslarının peşinden koşmaya başlıyorlar.

İşte bu evrede iktidardaki yozlaşmalar o kadar artıyor ki buzdağı tersinden bir vaziyette sanki bir kum saatinin üzerine denk gelecek şekilde oturtulmuş oluyor. Sivri ucu aşağıda, geniş yüzeyi yukarıda bir şekilde, kum saatinin tersine akması gibi, öfkeli kalabalıkların iktidarından oluşan buzdağı erimeye başlıyor.

Bu evrede buzdağı artık tersine dönmüş vaziyettedir. Buz dağının suyun yüzünde gözüken geniş cüssesi iktidar imkanlarından dolayı iktidara destek veren güçlerden oluşmakta, halk desteği ise  daha küçük bir yüzey olarak suyun altında kalmaktadır.

Dışarıdan bakıldığında iktidar güçlü gözükmektedir. Halbuki eski taban erimiş, zemin eriyip yok olmuş, suyun üzerinde iktidarın nimetlerinden pay alan ve bileşik kaplar gibi birbirine akan imtiyazlı küçük azınlıktan oluşan iktidar hamulesi kalmıştır.

Son evrede suyun üzerindeki iktidarın genişliğine, cüssesine ve hacmine aldanan yöneticiler her şey yolunda zannederken toplumsal zemin birden buharlaşır. Çünkü erime evresi bitmiş artık buharlaşma evresi başlamıştır.

Bu teorik nazariyemi bir somut misalle anlatayım: Anavatan Partisi iktidarını belli bir yaş grubunda olan herkes bilir. 28 Şubat Darbesi günlerinde Anavatan Partisi iktidar ortağı olduğu için  başörtüsü sorununun çözümü siyasileri ziyaret ediyorduk. O vesileyle Anavatan Partisi Genel Merkezine de gitmiştik. Bal peteği şeklinde özel olarak tasarlanmış bu görkemli binada nice hükümetler kurulmuş nice tarihi kararlar alınmıştı. Aradan geçen zaman İçerisinde Anavatan İktidarı toplumsal zeminini kaybetti, bir buzdağı gibi eridi. Bir gün Anavatan Partisi Genel Merkezinin bir markete satılmak üzere olduğunu gazetelerden okumuştum. Sonra ne oldu bilmiyorum.

Aradan yıllar geçti.2017 yılında Ankara'da Çankaya da bir işim vardı. Bir binayı ararken 5 katlı bir binanın ikinci katında beni çok sarsan bir tabela gördüm. Tabelada Anavatan Partisi Genel Merkezi yazıyordu.

Buzdağı erimiş erimiş bir iğnenin deliğinden geçerek küçük bir şişenin içine dolmuştu.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  235335

-