20 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

1. DÜNYA SAVAŞINA GİRİŞ FACİAMIZ

Hüseyin Yağmur

Bu yazımızda bundan 105 yıl önce bir oldu bittiyle girdiğimiz 1.Dünya Harbinde yaşadıklarımızı özetle sizlerle paylaşacağız.

22 Ekim 1914 günü Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın Osmanlı Donanması Birinci Komutanlığı'na getirilmiş olan Alman Amiral Schonuan'a  çok gizli işaretli, kapalı bir zarf içinde gönderdiği emir şuydu: Türk donanması Karadeniz'de bahri hakimiyeti temin edecektir. Rus donanmasını  arayınız ve onu nerede bulursanız ilanı harpsiz hücum ediniz!

Açıkça görülmektedir ki o dönemde Osmanlı Devleti yetkili kişiler tarafından değil, bir iki kişinin keyfi istekleri doğrultusunda yönetilmekteydi.

29 Ekim günü gerçekleşen Osmanlı saldırısının ardından 2 Kasım'da Rusya, 5 Kasım'da İngiltere ve Fransa, Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etti.11 Kasım'da da Osmanlı İmparatorluğu bu üç Devlete karşı savaş ilan etti.

Dönemin İttihatçı yöneticileri bu gizli anlaşmayla Osmanlı askerini adeta para karşılığında Almanya'ya satmışlardır. ‘Yardım alan emir de alır' kuralı gereğince Almanlar İttihatçılara markları verirken üç de önemli  görev ve emir verirler. Almanların Osmanlı ordusuna verdiği emirler tanıdıktır.

Ordu Kurmay Başkanı von Frankenberg Deutsche Wehr Dergisinin  Mayıs sayısında şöyle demişti:Alman Başkumandanlığı 1.Dünya Savaşı'nda Türkiye'ye üç ödev vermişti .Çanakkale Boğazı'nı kapatmak, Kafkasya'ya taarruz, Kanal'a taarruz.(Erden,2003:29)

Bu bilgiden Çanakkale başta olmak üzere Osmanlı Ordusu'nun büyük facialar yaşadığı üç önemli cephenin aslında Enver Paşa'ya verilmiş bir ‘Alman Ödevi' olduğu anlaşılmaktadır.

Silah altına çağrılan iki milyon sekiz yüz elli bin kişilik ‘yarı aç, yarı çıplak' bir ordu, dokuz cephede çarpışarak, nüfusu yirmi milyona, yüzölçümü iki milyona yaklaşan Osmanlı ülkesini korumakla görevlendirilmişti. Bunların altısı ülke içinde (Kafkas, Çanakkale, Irak, Sina, Filistin, Hicaz, Yemen) üçü de ülke dışındaydı. (Romanya, Galiçya, Makedonya).

Birinci Dünya Savaşı'nda Doğu Cephesinde  savaşan yedek subay İsmail Hakkı Sunata,bu gidenlerden geri dönmeyecek olan askerlerin akıbetlerine şahit olanlardan biridir.Hastaneye bile gidemeden yolda ölüp kalan iki neferi bir portatif çadıra sararak gömmek üzere buraya getirmişlerdi.(Sunata,2003:356)

Halide Edip Adıvar, yakınlarının halini soran Humus halkının duygularına da şöyle şahitlik eder: Humus'a gelmişiz. İstasyondan gelen garip seslerle uyanmıştım. Ekserisi kadın olmak şartıyla belki yüz boğuk boğazdan' gelen sesler birbirine karışıyordu. “Ya Abdurrahman…, ya Abdullah..., ya Mehmet…”Kocaları veya oğulları askere giden kadınlar, her askeri tren geçtikçe istasyona üşüşüyor, eşlerini asker vagonlarında bulmak ümidi ile ellerini sallayarak sesleniyor ve koşuşuyorlardı. (Adıvar,1963:197)

Yedek subay İsmail Hakkı Sunata, tren istasyonlarında yakınları tarafından aranan bu askerlerin de  akıbetlerine şahit olmuştur. Hastalar koğuşlarda donup ölüyorlar.Bu sabah hastanedeki sıhhiye erleri durmadan sedye taşıdılar. Taşıdıkları süprüntü değil, birer askerdi.(Sunata,2003:369)

Mütareke günlerinde Turhal'a gelen Binbaşı Hüsrev Gerede de benzeri manzaralarla karşılaşır: Turhal'da zavallı köylu kadınların kimisinin Sarı Osman'ını, kimisinin Karayağız Mehmed'ini sormaları bizi cok üzmüştü.Biri "Efendi, torunum dört sene evvel Sarıkamış Muharebesine gitmişti.Haber yok." Öbürü “Oğlum İngilizlerle Arabistan taraflarında muharebe ediyordu.Durumundan hiç bir nişan yok.” Diyordu.Bir kadınımız bahçesindeki ağaçları göstererek "Ahmed'im gittiği zaman bu ağaçları kendisi dikmişti.Şimdi meyve veriyor.Acaba gelip bu meyvelerden yiyecek mi? diyerek ağlayan bir yürekle soruyordu. (Gerede-Önal-2003:41)

Yedek subay İsmail Hakkı Sunata,bahçesine ağaç dikerek savaşa giden bu askerlerin de  akıbetlerine şahit olmuştur.Dönüşte karların üzerinde kısmen parçalanmış askerin cesedini gösterdiler. Yapacak bir şeyimiz yoktu. Zavallı askerin ölüsü en sonunda sırtlanlara yem olacak.(Sunata,2003:371)

Konyalı Musa Efendi'nin yaşadıkları, o günlerde Anadolu halkının yaşadığı acının vesikalık  bir örneğidir “İbrahim ile Ahmed'in vefatı muhakkak gibidir. İbrahim'in Şam bozgununda şehit olduğunu söylüyorlar. Ahmed de Pozantı'da giderken vefat etmiş. Veli ile bizim diğer birader Hurşit, dördüncü orduya Kafkas'a geçmişti, şimdi ne hayatlarından ne de vefatlarından hiç haber yok. İşte şu küçük Hamza ile yalnız kaldık. Delikanlıları kaybettik” dedi. Dört şehit sadece bir aileden. İki oğul ve iki birader. (Koçkuzu,2011:446)

Birinci Dünya Savaşına katılan ve savaşta kaybettiğimiz insan sayısı konusunda müellifler çeşitli rakamlar ileri sürerler. Mete Tunçay'a  göre; 1. Dünya Savaşında Osmanlı ordusu 2 milyon kişiyi askere aldı. Avrupa ülkelerinde, Kafkaslarda, Sina'da, Çanakkale'de büyük darbeler yedi. (Tunçay,2009)

Tarık Zafer Tunaya'ya göre; Osmanlı İmparatorluğu'nun 1914'te silah altına aldığı asker sayısı 2.850.000'dir. Şehit sayısı 550.000 kadardır. 2.059.000 yaralıdan 891.634 asker köylerine sakat kalarak dönmüşlerdir. Yalnızca, Sarıkamış seferine katılmış olan 90.000 Türk askerinin 70.000'i soğuk, hastalık ve kötü yönetimden ölmüştür. Kanal seferinde 3.000 Türk genci kaybedilmiştir. Bütün savaş boyunca, 129.644 Türk subayı esir düşmüştür.(Tunaya,1989:522)

Şevket Süreyya Aydemir'e göre; Enver Paşa'nın ve arkadaşlarının, arkalarında bıraktıkları bu on yıllık kanlı izin üzerinde, üç milyon insanın kanı, yahut cesedi yatıyordu. (Aydemir,1974:207)

Savaşın şahitlerinin verdiği bilgiler de bu verileri doğrular niteliktedir. Aydemir,bizzat kendi yaşadığı vakıayı şöyle anlatır: Adına şimdi 28'inci Tabur denilen o eski ve şanlı 28'inci Alayın, ben tabura katıldığım zaman bütün mevcudu 38 erden ibaretti.(Aydemir, 1974:99)

Bir topçu subayının Çanakkale harbi günlüklerindeki kayıtlar da yaşanan büyük insan kırımını gösteren bir başka vesikadır.

19 Ağustos 1915 Perşembe: Bölüğümüzün mevcudu yüz otuz sekiz iken şimdi ancak kırk iki mevcudumuz kalmıştı. (Güneş,2014:113)  

Hilmi Uran  naklettiği olay ise yaşanan facianın vehametini gösteren tek cümlelik bir özet gibidir. Birçok aile reisi askere alındığından, İzmir'in Çeşme ilçesi adeta bir kadınlar diyarı olmuştu. (Uran,2007:74)

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  469987

-