23 ŞUBAT 2020 PAZAR

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (15)


100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (15)

TEPEBAŞI TİYATROSUNDAKİ GALEYAN

1964 yılının Mart ayı içinde, Türkiye'mizde ilk defa özel olmayan bir tiyatro sahnesinde beynelmilel bir komünistin, Lenin mükâfatı almasına da yardım eden bir eseri oynamaya başlamıştı-Tepebaşı, Belediye Tiyatrosu sahnesine getirilen eser, Berthol Brecht adındaki komünistin “Sezuanın iyi insanı” adındaki eseriydi. Eser dine, Allah'a hakaretlerle dolu.

Piyesin 5. veya 6. temsilinde içeride bulunan seyirciler eser oynarken “neredeyiz? -Moskova'da mı? Pekinde miyiz?” –“Bu nasıl rezalet”  diye bağırmışlar ve bu açık komünist tahrikçiliğini protesto etmişlerdi.

Bu hâdiseden bir gün sonra (22. Mart. 1964) bilhassa sayfalarında müseccel komünistlerin de kalem oynattığı ilerici(!), toplumcu(!) ve sosyalist kisvesine bürünmüş olan gazeteler, hadiseyi “İmam - Hatip Okulu ve Yüksek İslâm Enstitüsü talebeleri tiyatro bastılar” başlıklarıyla vermişler, akıllarınca hem yarının DİN adamını tezyif etmek, hem de hadiseyi küçümsemek istemişlerdi.

O günlerde her sol hareketi destekleyen, teşvik eden CHP'nin solcu sözcüleri Bülent Ecevit ve Suphi Baykam, eseri ve yazarını öven beyanlarda bulunmuşlardı.

Türkiye komünizmle Mücadele Derneğinin Genel Merkezi ise Nejat Halil imzası ile bu teşvikçilere şu telgrafı çekmişti:

“Haksız bir dâvayı savunma bahtsızlığınızı tarih,  bir gün esefle kaydedecektir. Maruf Komünist Brecht'in komünizm propagandası yapmadığını savunmak affedilmez bir hatadır. Komünizmi bu vesile ile bizler bir defa daha tel'in eder, görüldüğü her yerde mutlaka başının ezileceğini aziz milletimize duyururuz.”(Darendelioğlu, sh, 388-391)

Artık saflar gittikçe hem netleşmeye hem de zıtlaşmaya ve keskinleşip vuruşmaya doğru gidiyordu.

İNÖNÜ'NÜN ABD'DEKİ GÖRÜŞMELERİ

 346_3

İnönü 22-23 Haziranda Washington'a giderek Başkan Johnson ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüştü. Ziyaretin devam ettiği sırada, Başkan Johnson'un davetine olumlu cevap veren Yunanistan Başbakanı Yeorgios (Yorgo) Papandreou da Washington'a geldi. İki lideri aynı anda ağırlayan Johnson'un, Türkiye ve Yunanistan arasında arabuluculuk rolü üstlendiği izlenimi uyandı. Fakat, Johnson iki liderle ayrı ayrı görüştü ve üçlü bir toplantı yapmamaya özen gösterdi.

İnönü-Johnson görüşmelerinden sonra yayınlanan ortak bildiride ABD, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tezlerinin temel dayanak noktası olan, Londra ve Zürich anlaşmalarının devam ettiğini kabul etti.(Bkz. Baskın Oran Türk Dış Politikası, I. Cilt sh. 685- 691)

 467

Metin Akpınar, 1964 yılında Kıbrıs'ta artan saldırılar üzerine dernek merkezinde yetiştirdikleri silah eğitimi yaptırdıkları 115 genci "mücahit olarak Kıbrıs'a  gönderdiklerini"  söyledi. Akpınar, "Evet, bunu söyleyip söylememe noktasında tereddüt ediyorum. Biz Milli Türk Talebe Birliği'nde, Kıbrıs'a 115 tane mücahit yetiştirdik ve bizim aşağıdaki spor salonumuzda kara kuşak karateci yardımıyla, Ercan Çitlioğlu kulakları çınlasın; hocamın da katkılarıyla orada bu arkadaşlar ciddi çalışma yapıldı. Bu arkadaşlar yakın dövüş ve beden eğitimlerini bizde yaptılar. Silah eğitimlerini başka yerde yaptılar. MTTB'nin böylede ciddi bir katkısı vardır. Bunu da övünerek söylüyorum" dedi.

Metin Akpınar bunları söylüyor, doğru MTTB böyle gençler yetiştirdi, 5-6 yıllık solcu döneminde yetişen bu gençler Kıbrıs'a falan gitmediler, bu hünerlerini daha sonra bu ülke insanına karşı kullandılar. İleride görüleceği üzere bu kuşak, Rusya adına, özgürlük adına, milliyetçi, mukaddesatçı, sağcı, İslamcı, muhafazakar gençlere karşı savaşarak hünerlerini gösterdiler. 

1965-1967 DÖNEMİ

Dünya'da ve Türkiye'de iki ayrı düşünce belirmiş ve saflar netleşmişti. Sağ-sol, Rusya-ABD, NATO-VARŞOVA vs…

75

Gençlik de bu ayrıma uydu; iki ayrı gençlik arasında hatlar gittikçe belirginleşti ve derinleşti.  Millilik ve sağcılık kendi içinde birtakım farklılıkları barındırmasına rağmen aynı görünmeye başladı. Düşman birdi: Komünistlik.

ABD, düşman olarak Rusya ve peyklerini ilan etti. TC, Rusya'nın tarihî düşmanlığından ve SSCB'nin yayılmacı siyasetinden, boğazlar ve Doğu illerin durumu yüzünden endişelenerek NATO'ya dolayısıyla ABD'ye yaslandı.

Türkiye'de iktidar sağcı; DP, AP vs. muhalefet solcu CHP ve benzerleri.  Rusya'nın iki önemli siyaseti, stratejisi vardı:

Birincisi sıcak denizlere inme, Rusya'nın bu siyasetine engel olabilecek önemli ülke Türkiye idi, bunun için Türkiye'yi ya kendi yanına çekecekti veya zorla boyun eğdirecekti. Aslına bakarsanız iki siyaseti de birden uygulamak istiyordu. Türkiye'nin çok miktarda asker barındırmak zorunda kalmasının sebebi de buydu.

SSCB'nin ikinci siyaseti/stratejisi; din karşıtlığı bir toplum oluşturmak ve bu anlayışı ve yaşayışı her türlü vasıta kullanarak yaymak, ilgi ve etki alanındaki ülkelerin iç işlerini karıştırmak, taraftar kazanmak için ülkelerin hassas noktalarını kaşıma ve kaos ortamını oluşturmak, gerekirse ihtilal yaptırmak…  

SSCB'nin bu siyaseti, içeride daha çok din dışılık olarak anlaşıldı, algılandı veya algılatılırdı. Bu da Komünizm ile eş anlamlı anlaşıldı. Bunda hem ABD'nin menfi propagandasının etkisi vardı, hem de sol anlayışın, teorisinde, pratiğinde ve uygulamasında görülen yanlışlıkların ve düşmanlıkların tesiri vardı.

Sağcılar da karşı ekip olarak ister istemez, komünizm düşmanlığı ile din düşmanlığını aynı görmek zorunda kaldılar.

Bazı İslâm ülkeleri sola dayanmak zorunda kalınca “İslâm Sosyalizmi” gibi garip tezler ortaya attılar.

Türkiye'de sol ve aydınlar(!) nezdinde din gelişmeye ve ilerlemeye mani sayıldığı için dinden kaçtılar. Aydın demek din dışı demekti.

Siyasi gelişmeler, toplumu yeniden örgütlemeye ve farklı kamplaşmalara doğru itiyordu. Önce ihtilal dolayısıyla sola önemli bir alan açıldı, bu alandan yararlanan sadece gençlik, basın vs. değildi, sol partileşme hareketleri de bundan fazlasıyla yararlandılar.

Bu atmosferin siyasi partilere de yansıması oldu;

47

SİYASİ PARTİLER

27 Mayıs sabahı yönetime el konulmuş ve pek çok tutuklamalar yapılmıştır: Millet-vekilleri ve hükûmet üyelerinin yanı sıra, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüşdü Erdel-hun, Konya'daki 2. Ordu Komutanı Orgeneral Suat Kuyaş da tutuklananlar arasındaydı.

İdamlar, sürgünler, görevden el çektirmeler yapıldıktan sona darbe anayasası hazırlanmıştır.

 45745

27 Mayıs ihtilalinden sonra ortaya çıkan yeni anayasa, anayasaya bağlı olarak ilk defa kullanılmaya başlanan “ milli güvenlik kurulu, anaysa mahkemesi,  senatörlük” gibi bürokratik kurumlar, siyasi sistemin özü olarak legal ve meşru bir hukuki çerçeveye kavuşturulmuştur.

Meşruiyetini ilk defa anayasaya dayandıran sol muhalefet parti ve hareketlerin gelişi de bu dönemde hız kazanır.

Gelecekte nasıl bir Türkiye inşa edileceğinin ipuçlarını, Alpaslan Türkeş'in okuduğu ihtilal bildirisinin satır aralarında bulmak mümkündü;

“Bu hareketle, silahlı kuvvetlerimiz partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.”

Dikkat edilirse “…partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında” bu “İRADE” silahlı kuvvetler oluyor.

“NATO'ya ve CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız.” Dış siyasette bir değişiklik olmayacak içeride bir temizlik hareketi başlayacak demekti.

Bildiride her ne kadar tüm partilere eşit davranılacağı beyan edilmiş olsa da;

Hareket, doğrudan doğruya DP'yi hedef almıştı ve ülkenin her yerinde DP teşkilâtlarında görev almış pek çok kişi tutuklanacak; DP'ye yakın sayılan memurlar görevden alınacak ya da sürüleceklerdi. Bu süreçte kapatılan tek parti de DP idi. Diğer partiler faaliyetlerine devam ettiler.

Üstelik Yassıada Mahkemeleri gibi olağanüstü bir yargılama kurularak, çok tartışılan mahkûmiyetler tecelli edecekti.

DP çizgisinin iktidarına engel olacak birtakım önlemler alınarak parlamento vesayet altında tutulacaktı.

28 Mayıs günü, darbenin hukukî altyapısını hazırlamak üzere İstanbul'dan önceki iktidara muhalif bazı hukuk profesörleri uçakla Ankara'ya getirtildi ve derhal bir “Bilim Heyeti” teşkil edilerek onlardan “Anayasa Komisyonu Raporu” hazırlamaları istendi. Böylelikle müstakbel rejimin hukukî altyapısını oluşturacak hukuk komisyonu kendiliğinden kurulmuş oluyordu.

DEVAMI YARIN...

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (1)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (2)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (3)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (4)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (5)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (6)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (7)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (8)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (9)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (10)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (11)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (12)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (13)

100. YILINDA MİLLİ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ (MTTB) (14)

Yorum Yaz

  393062

-