31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

12 MART  1971 DARBESİ VE DARBE GELENEĞİ

Hüseyin Yağmur

12 Mart Darbesine geçmeden, önceki akşam bir televizyon kanalında izlediğim ABD'lilerin uzay araştırmalarından bahsetmeliyim. ABD'liler, uzaydaki kızılötesi hareketlilikleri görmek için Arjantin-Bolivya sınırında, özel olarak seçtikleri bir dağın, beş bin metre yüksekliğindeki tepesine, 16 kilometre aralıkla, 60 adet teleskop yerleştirmişler.

Peki ABD'liler uzayın derinliklerini araştırırken biz niye sürekli darbeleri konuşuyoruz?

Amerikalı general askerlikle, Amerikalı akademisyen ilimle uğraştığından onlar bu gelişmeleri kaydediyorlar. Bizde ise generaller de, akademisyenler de hatta gazeteciler gibi başka meslek grupları da uzun süre siyasetle uğraşmayı ve darbeciliği kendilerine meslek edindiğinden hep aynı konuları konuşuyoruz.

Gelelim 12 Mart darbesine.. Yarın 12 Mart 1971 Darbesinin 47. Yıldönümü…

Dönemin ünlü gazetecisi Cüneyt Arcayürek'in teşhisiyle 12 Mart; 'Generallerin Çankaya'ya çıkma mücadelesinden başka bir şey değildi.'

Prof. Dr Kemal Karpat'a göre ise; ‘1971 Darbesi, tamamen ordunun üst kademelerindeki çekişmelerden doğmuştu.'

Bu çekişmeler o kadar cinnet boyutuna gelmişti ki; Tümgeneral Memduh ünlütürk'ün  Erol Mütercimler'e söylediğine göre; kuvvet komutanları, Genelkurmay başkanını devre dışı bırakmış. Muhsin Batur ile Faik Türün devlet başkanlığı kavgası içinde. İkisine bağlı birlikler Bolu civarında karşılaşarak çatışacak, hangisine bağlı birlikler galip gelirse devleti o yönetecekmiş.'

Çünkü Generaller, 1913'de Enver Paşa'nın Hükümet merkezini elinde silahla basarak kabineyi devirmesi ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'yı Sadrazam yapması geleneğini günümüze taşımak istiyorlardı.

Nitekim aynı baskın 27 Mayıs 1960'da gerçekleştirilmiş dönemin darbeci generali Cemal Gürsel Çankaya'ya oturuvermişti.

 9 Mart'ta rejimi ele geçirmek üzere dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler bir cunta oluşturmuşlardı. Sırayla önce Faruk Gürler, daha sonra Muhsin Batur Çankaya'ya çıkacaktı.

Bu şahsi ihtiraslar, Atatürkçülük, bağımsızlık gibi maskelerle perdeleniyor, darbeci generaller; genç subayları, üniversitelileri, öğretim üyelerini, yargıçları kullanıyorlardı.

O yüzden dönemin öğrenci lideri Sarp Kuray, “12 Mart 1971 öncesi Mısır patlatır gibi bomba patlatıyorduk” itirafında bulundu.

Mısır patlatır gibi bomba patlasın ki halk bir yandan ölürken diğer yandan 'Yok mu bir kurtarıcı?' diyerek gözünü askere çevirsin.

Ne var ki 9 Mart'ın teorisyeni Doğan Avcıoğlu'nun Baasçı fikirlerinden ürken ABD, devreye girerek karşı bir darbe tertip etti. 12 Mart günü General Memduh Tağmaç komutasında generaller yönetime el koyarak Demirel hükümetini tasfiye ettiler.

Demirel hükümetinin yerine, CHP Genel Başkanı İnönü'nün de desteğiyle CHP'li Nihat Erim'in Başbakanlığında teknokratlardan oluşan bir hükümet kuruldu.

Ağlayanın malı gülene fayda vermez demişler.. Askerlerin hükümeti dikiş tutmadı. 1. Erim Kabinesi 9 ay, 2. Erim kabinesi 5 ay kadar dayanabildi. Erim, geldiği gibi gitti.

O günlerde Erim'in basın danışmanlığını yapan gazeteci Kurtul Altuğ, sonradan yazdığı Hatıralarında 'İktidarsız bir iktidarımız vardı' der.

Talihin tecellisi Nihat Erim, Başbakan olduğu o günlerde yaptığı sıkıyönetim uygulamalarının intikamı olarak aşırı solcu bir örgüt tarafından 1980'de öldürüldü.

12 Mart'ta Türk siyasetinin üzerine çullanan anlı şanlı kişilerin hiç biri kısa dönemde mutlu olsalar da sonradan berhudar olamadılar.

'Kayıt dışı siyaset' yapmayı hayat tarzı haline getirmiş odaklar için aslında 12 Mart bulunmaz bir fırsattı. Ancak bir türlü ders almaya yanaşmadılar. O yüzden aynı sancılar sonraki yıllarda da devam etti.

TSK'yı darbelerden arındırmak istiyen subaylar(!) hiçbir zaman kendi içlerindeki çürük elmaları temizleme gayreti içinde olmadılar. TSK'nın darbelerinden korunmak isteyen siyasiler de Ak Parti dönemi hariç darbeci generalleri tasfiye etme cesaretinde olmadılar. Hal böyle olunca TSK, cuntacı fikirlerden bir türlü arınamadı.

Bazı örnekler vererek konuyu izah edeyim:23 Aralık 1957'de Binbaşı Samet Kuşcu ordu içindeki darbe faaliyetini ihbar etti. 9 subay tutuklandı. Yargılamayı yapan İstanbul 1. Ordu Komutanlığı Mahkemesi'nin Başkanı Cemal Tural'dı. İhbarı yapan Kuşçu'ya 'isyan tahrikçiliği'nden 2 sene hapis ve ordudan atılma cezası verildi. İhbar edilen komutanlar ise serbest bırakıldı. 27 Mayıs darbesinden sonra darbe girişimi ile suçlanan subaylardan emekli Albay Cemal Yıldırım, Kurucu Meclis üyesi ve senatör; Albay Naci Taşkın MİT yöneticisi; Faruk Gürler de 12 Mart Muhtırası'ndan sonra Genelkurmay Başkanı oldu.

İhbarcının ceza aldığı, darbe hazırlığı yapanların serbest kaldığı bu sözde mahkemeden sonra darbe girişimleri hız kazandı ve meyvesini verdi.

Darbeci subaylar sanki hiçbir şey olmamış gibi sonraki yıllarda orduda çok önemli makamlara geldiler.

Hükümeti devirmek için kurulmuş cuntanın kuryesi olacaksın sonrada Kuvvet komutanı! Böyle bir ülkeye demokrasi gelir mi Allah aşkına?

Bakın bir dönem Harita Genel Komutanlığı yapmış Tümgeneral Oltan Evren ne diyor: 1960 yılında Harp Okulu'na geldim, ihtilaller içinde yoğruldum. 22 Şubatçıyım, Albay Aydemir'in sağ koluydum. Tümgeneralliğe kadar bu ülke beni getirdi.

İki defa darbeye kalkışmış ve darbecilikten asılmış Darbeci Albay'ın  sağ kolunun göğsünü kabartarak bunları söylediği bir ülkede yaşıyoruz.

Efendim neymiş, dönemin başbakanı Erbakan Başbakanlıkta alimlere ve hocaefendilere iftar düzenlemiş ve generaller bunu darbe sebebi saymış.Bu adamlar suçlu mu? Hayır, aksine ilim adamı.

Siz suçlu olan subayları devleti en üst makamlarına getiren bir mekanizma kurun  sonra da ilim adamları Başbakanlık konutuna davet edildi diye darbe yapın?

15 Temmuz Darbe kalkışması da benzeri  bir ruh halinin  tezahürü değil miydi?

Darbecilik bir kanser hücresi gibi bir bünyeye girince artık o bünye iflah olmuyor. Amerikalılar teleskop başında kızılötesi ışınları takip ederken, biz hala darbecilerle uğraşıyoruz.

Bu ülke en az on defa hırslı bir generalin devletin zirvesine oturma çabasının politik arenası oldu. Darbeciler bu ülkenin geleceğini yeterince çaldılar. Artık bir daha  bu tuzağa düşmemeli….  

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  027133

-