2 HAZİRAN 2020 SALI

Hüseyin Yağmur

12 MART 1971 DARBESİ’Nİ KİM NEDEN YAPMIŞTI?

Hüseyin Yağmur

Bugün, 12 Mart 1971 Darbesi'nin 48. Sene-i devriyesi. Yaklaşık 50 yıl önce siyasi ve sosyal hayatımızı derinden sarsan bu generaller darbesiyle ilgili maalesef kaynaklarda yeterince bilgi bulunmuyor. Mevcut bilgiler de taraflı kaynaklarca yazılmış haberlerden oluşuyor.

Türk Siyasi Hayatı'nın ikinci önemli kırılma noktası olan 12 Mart 1971 Darbesi'ni değerlendirenler olaya hep kendi zaviyelerinden baktılar.

Siyaset yapmayı alışkanlık haline getirmiş generallerin bu eylemlerinden nemalanan bir kısım sivil mihraklar ve onların basındaki uzantıları 12 Mart'ı bir zaruret olarak her zaman savundular.

12 Mart'tan darbe alan yahut da darbenin bilahare tesirinde kalan kesimler ise tabi olarak darbenin karşısında oldular.

İşin özü şuydu: Bir siyasi parti gibi hareket eden generaller, kendi iktidarları için rakip gördükleri Demirel iktidarını bu darbeyle iş başından uzaklaştırmışlardı. Bunun için gerekli gerekçeleri çoğu zaman kendileri üretmeyi de bilmişlerdi.

12 Mart öncesindeki cuntacılık faaliyetlerine katılmış son yılların İşçi Partisi üyesi emekli deniz subayı Erol Bilbilik, İrfan Solmazer'i şöyle anlatır: “Bir gün Orhan Kabibay'ın (27 Mayıs darbesinin beyin takımından emekli kurmay albay ve 12 Mart'ın içinde de yer alan CHP milletvekili) evinde toplandık. Hidayet Ilgar, Talat Turan, İrfan Solmazer ve daha birçok kişi vardı. Bir ara İrfan Solmazer bana, ‘Erol, sen denizcileri ihmal etmişsin' dedi. Kimi ihmal ettiğimi sorunca, Sarp Kuray'ı, Deniz Gezmiş'i ihmal etmişsin, hiç temas kurmamışsın. Ama ben onlara İstanbul'da, Ankara'da mısır patlatır gibi bomba patlattırıyorum' dedi.”

Hiç şüphesiz Türkiye'yi bir darbe ortamına götürerek kendilerine iktidar alanı açacaklarını zanneden generaller aslında ABD'nin Ortadoğu'daki emellerine iktidar alanı açıyorlardı.

Ama kullanıcı çok usta olduğundan, kullanılanlar olayın farkına varamadılar yahut vardıklarında çok geçti.

“Generaller hep ülkenin iyi yönetilmediği, ülkenin kargaşa içinde olduğu, orduevlerinde hep bu konunun konuşulduğu, bunun için hükümetin kendi kendisine istifa etmesi gerektiği “ gibi gerekçeler ileri sürdüler.

Aslında darbelerin gerisinde generaller arsındaki iktidar kavgası vardı.

12 Şubat 1971'de Cumhurbaşkanı Sunay Eskişehir'de kuvvet komutanlarıyla bir araya gelerek gizli bir anlaşma yapmıştı. “Eskişehir anlaşmasına göre Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın bir yıl daha uzatılması kararlaştırılmıştı.”

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın böyle bir komploya girişmesi esasen şaşırtıcı bir şey değildi. Sunay, 1960 Darbesi'nden sonra kurulmuş gizli askeri örgüt Silahlı Kuvvetler Birliği cuntasının başkanlığını yapmış bir şahıstı. Sadece o değil bu cuntanın içinde bulunan subayların çoğu, 12 Mart'ın çekirdek kadrosunu teşkil eden subaylardan ibaretti.

Binbaşı Orhan Erkanlı'nın da itiraf ettiği gibi “22 Şubat ve 21 Mayıs'ı gerçekleştiremeyen cuntacı subayların bir kısmı orduda kalmış ve en nihayetinde 12 Mart'ı gerçekleştirdiler

Gazeteci Cüneyt Arcayürek'e göre '12 Mart'ın gerisinde kimin Cumhurbaşkanı olacağı' kavgası yatıyordu.

Gazeteci Bedii Faik'e göre  “12 Mart'ın gerisinde Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı olma ihtirası vardı.”

Gazeteci Hasan Bülent Kahraman'a göre ise  “12 Mart, aslında Demirel'e karşı bir muhtıra değil, ordunun belli bir kanadının diğer kanadına verdiği bir muhtıraydı.

Nitekim Tümgeneral Memduh Ünlütürk bir görüşmede Erol Mütercimler'e, 12 Mart 1971 Muhtırası döneminin komutanları hakkında şu ilginç sözleri söyler: “Gördüm ki kuvvet komutanları, Genelkurmay başkanını devre dışı bırakmış. Muhsin Batur ile Faik Türün devlet başkanlığı kavgası içinde. İkisine bağlı birlikler Bolu civarında karşılaşarak çatışacak, hangisine bağlı birlikler galip gelirse devleti o yönetecekmiş.”

12 Mart sıkıyönetim savcısı Baki Tuğ'un bir röportajında “12 Mart'ta üç milyon kişilik ölüm listesi hazırlanmıştı” diye bir demeç vermesinin sebebe de bu büyük çatışma olsa gerek.

Dönemin yakın şahitlerinden Milli Eğitim Eski Bakanı Prof. Dr. Orhan Oğuz da şu tesbiti yapar: Generallerin hepsinin hesabı başka. Kara Kuvvetleri Komutanı General Faruk Gürler'le oturup anlaşmışlar. Gürler cumhurbaşkanı olunca, Hava Kuvvetleri Komutanı Batur da Genelkurmay Başkanı olacak. Böylece Türk Genelkurmayında gelenek ve teamülün dışında ilk defa bir havacı Genelkurmay Başkanlığına getirilecekti.

Emekli General Nevzat Bölügiray, Hatıralarında 12 Mart günlerinde ordunun nasıl siyasete bulaştırıldığını şöyle anlatır:Akşam, çalışma saatinin bitimine yakın KKK Kurmay Başkanı Korg. Hayati Savaşçı beni yanına çağırdı. Odasına girdiğimde, çok önemli bir şey söyleyeceğini gösteren bir telaş içindeydi.

Korg. Savaşçı, heyecanlı bir sesle konuşarak:— Bölügiray! dedi. Tümg. Celil Gürkan gözaltına alındı ve Genel Sekreter'in odasına kondu. Yanındaki odada sen nöbet tutacaksın! Senin odanın penceresinden onun kaldığı oda görünüyor. Bütün gece onu gözetleyeceksin! Ne yapıyor, bakacaksın! Odadan çıkması yasak. Ayrıca bu gece karargâh, bir saldırıya uğrayabilir. Bu nedenle aşağıda, giriş kapısında bir manga asker bekliyor. Sen bunları, karargâhın ana giriş kapısında, dışarıdan gelebilecek bir saldırıyı önleyecek şekilde uygun yerlere mevzilendir! Sık sık da denetle, sakın uyumasınlar.

Kur. Bşk. yanından ayrılırken, haftalar önce bir Kur. Alb. arkadaşımın söylediği şu sözler aklıma geldi:— Nevzat, çok kötü olaylar yaşayacağız, diyordu. Bir gün gelecek bizlerin karnına kurşun dolduracaklar.

12 Mart Muhtırası'nı vermenin yeterli olmadığını düşünen bir grubun olası bir saldırısını önlemek içindi anlaşılan. Bunlar kimlerdi, bilmiyordum ama Tümg. C. Gürkan gözaltına alındığına göre demek ki onun grubunun bir saldırısından endişe ediliyordu. Ya Rabbim! Ordu ne hâle gelmişti! Çok yazık!

Orduda hızlı bir temizlik hareketi başladı. Kimileri tutuklandı, kimileri emekliye ayrıldı. Bir kısmı da başka yerlere atandı.” “Bundan sonra Genelkurmay'da yoğun bir ispiyonculuk olayı yaşanmaya başlandı. Bunun üzerine Gnkur. 2'nci Bşk. Org. Nihat Tolunay, personeli toplayıp ispiyonculuğun adiliğinden ve buna itibar edilmemesinden söz etti. Bu nedenle, komutanların da bilgisi içinde ve iyi niyetle çalışan bir kısım personel de harcanıp gitti.”

Bana göre 12 Mart 1971 Muhtırası kimi komutanların kişisel hırs ve çıkarları nedeniyle yapılmış bir girişim olmuştur. Tam bir fiyaskoyla son bulmuş gereksiz bir müdahaleydi.

12 Mart 1971 darbesinden sonra 600 civarında asker ve öğrenci, kendi meslektaşlarının işkenceli sorguları sonrası atıldı.

12 Mart Darbesi idari hayatımızda asker vesayetini iyice artırdı. Emekli hakim yarbay Ümit Kardaş bunların bazılarını şöyle anlatıyor:

Kanunun beşinci maddesi ise o zaman için dikkat çekse de bir şey ifade etmeyecekti. “Genelkurmay Başkanına özel kanunlar ile verilen görev ve yetkiler saklıdır.” Buna paralel, MSB Kanunu ile de Savunma Bakanlığı zayıflatılıyordu. Tam da 12 Mart 1971 öncesinde Genelkurmay Başkanlığı böylece özerklik kazanmıştı. Kardaş'ın söylediği gibi “herkesle yazışabilen, istediği gibi kendi bütçesini, personel politikalarını uygulayan bir kurum hâline geliyordu Genelkurmay.”

12 Mart'tan sonra askerî güvenlik bürokrasisi bir adım daha attı. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi'ni (AYİM) sisteme monte etti. Aynı zamanda MGK'daki kararlar da tavsiyeden ileri taşındı. Kararların takibi için başbakan, bir başbakan yardımcısını görevlendirebilecekti. Aynı zamanda Kurul'un gündeminin belirlenmesinde genelkurmay başkanının önerileri de dikkate alınacaktı. Kuvvet komutanları da temsil hakkı elde ediyordu Kurul'da.

Adalet Partisi Milletvekili Hasan Korkmazcan 12 Mart Darbesi'ne direnen bir mebus olarak tarihe geçti.

(…) Meclis'te 12 Mart muhtıra metnini başkan okuyordu. Hasan Korkmazcan ayağa kalktı bağırdı. Korkmazcan, “Anayasaya aykırı bir uygulama yapıyorsunuz” dedi.

Eğer 12 Mart Darbesi'ne milletvekilleri Hasan Korkmazcan gibi karşı çıksalardı demokrasinin değer ölçüleri bu kadar tahrip edilmez, ne 12 Mart, ne 12 Eylül, ne 28 Şubat, ne de 15 Temmuz Darbeleri olurdu

Nitekim sonraki yıllarda Meclis Başkanı Sabit Osman Avcı'nın, “12 Mart'ta karşı koysaydık ne yapardınız?” sorusuna Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler'in cevabı, “Emekliliğimizi isterdik” olmuştu.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  435274

-