30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

14 MAYIS 1950’DE DEMOKRAT PARTİ’NİN İKTİDARA GELMESİ

Hüseyin Yağmur

SAKLI TARİHTEN SAYFALAR

Bugün;14 Mayıs 1950'de yapılan seçimle Demokrat Parti'nin iktidara geliş sürecini öncesi ve sonrası ile paylaşacağız.

Beyaz İhtilal Geliyor

Türkiye 14 Mayıs 1950 seçimlerine giderken Mareşal Fevzi Çakmak 3 Nisan 1950 tarihinde ameliyat oldu. Ameliyatı başarılı geçmiş nekahet müddetini de atlatmıştı. Artık ayağa da kalkmış, hastaneden taburcu olmayı beklemektedir. Fakat 10 Nisan 1950 tarihinde Fevzi Çakmak hiç beklenmedik bir şekilde hayatını kaybeder.

Yangın'a göre; Fevzi Çakmak'a yanlış kan verilmişti.Eşi Fitnat Hanım, yanlış kan verildiğini söylüyordu. Üstelik kan veren operatör dahiliye mütehassıslarına danışmadan kan vermişti.Niçin ve kimin emriyle kan verildiği bulunamadı. Bu olayın üzeri ört bas edildi. Öldüğü gün Ankara'dan "Derhal gömülsün" diye bir emir geldi. Ölüyü vermedim. 24 saat evde tutacağım dedim. O günlerde bu şüpheli ölüm için savcılığa müracat edemedik. Zaten Ankara'dan "gömülsün" diye boyuna sıkıştırıyorlardı.(Yangın,2010)

Milli Şef İktidarı'nın Mareşal Fevzi Çakmak'ın cenazesine yaptığı muamele bardağı taşıran son damla olmuş, seçimin sonucuna belirgin bir şekilde tesir etmişti. “Mareşal'in öldüğü gün radyoda oyun havaları çalması halkı tahrik etmiş, cenaze tam bir mitinge dönüşmüştü.”  (Ulay,1990:34)

Baskılar katmerleştikçe Milli Şef iktidarının sonu da aynı nisbette hızlanıyordu. Şef, bugünlerde çok partili hayata rağmen iktidarda tutunabilmek için manevralar ve kulisler yapmakla meşguldü.İnönü, DP'nin kurucuları ile görüşüp “Halk Partisi'ne bir dönem daha iktidar, kendisine ise sürekli Cumhurbaşkanlığı' istiyordu.” (Bozdağ,1991:56)

Bir yandan da dış politikada bazı manevralar yaparak Batı alemi nezdinde kendine yer edinmeye çalışıyordu. “Nitekim bu çabalar 1949 yılı boyunca iyice arttırılmış, hükümet 28 Mart günü İsrail'i resmen tanıyarak” (Bila,1999:134) önemli bir politik karara imza atmıştı.

Bütün bunlar olurken Milli Şef, 14 Mayıs 1950 günü üzerine düşecek büyük çığdan habersizdi. Çünkü çevresinde yer alan dostları ve emrindeki bürokrasi her şeyi Şeflerine toz pembe göstermeye devam ediyordu.

Şef'in en yakınındaki şahıslardan biri olan Nihat Erim'in tabiriyle, “CHP'liler tam bir uyku içerisindeydiler.” (Toker,1970:163)

Seçim meydanlarında CHP iktidarının tüm engellemelerine rağmen toplanan mahşeri kalabalıklar olacakların habercisi olarak işaret veriyor ancak bu yaşananlar basına yansımadığından ve Çankaya'nın zirvesine kadar ulaşmadığından yaşandığı yerde kalıyordu. O günlere ait gözlemlerini yıllar sonra yazan gazeteci Metin Toker, “‘Adana halkının tam 6 saat Celâl Bayar'ı bekledikten sonra ‘Kurtar bizi babamız'” (Toker,1970:166) şeklindeki yalvarışlarını olacaklara delil olarak gösteriyordu.

Milli Şef ise İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde miting yapmakla yetiniyor, “İstanbul Taksim'de toplanan on binlerce insanı devrin valisi ‘İşte Paşam İstanbul' şeklinde takdim edince keyiflenip gazetecilerle şakalaşıyordu. Halbuki o gün Taksim'de toplanan kalabalık üç gün sonra DP'ye oy verecek kalabalıktı.” (Birand,1999:249)

O gün Taksim Meydanı'nda mahşeri bir kalabalık vardı. Bu muazzam halk kitlesi koca meydanda durmadan dalgalanıyor, sürekli İnönü'ye sevgi tezahürlerini yapıyordu.

Hilmi Uran o günlerden şöyle bahseder: İnönü  vilayetler gezisinde, köylerden geçerken köylülerle yaptığı konuşmalarda kendisinin Halk Partisi'nin reisi olduğunu ve eğer Halk Partisi aleyhine rey verirler de Halk Partisi'ni iktidardan düşürürlerse parti ile birlikte kendisinin de iktidardan çekileceğini söylüyor ve onları bu suretle ikaz etmiş oluyordu. (Uran,2007:462)

(...) Bu muazzam topluluk o gün Fahrettin Kerim Gökay'ın bile hayret ve takdirini kazanmış olacaktı. Çünkü galiba yerini getirilmiş bir hizmetin bu muhteşem eserini görmekten çok mütehassis olan Gökay, bir aralık caddelere taşan meydandaki o kalabalığı işaret ederek, “İşte Paşam, İstanbul” diye övünmekten kendini alamamıştı. Manzara hakikaten de övünülecek gibiydi. (Uran,2007:454)

Seçimlerde DP'nin elde edeceği zaferi sezip önceden kendine yer edinmeye çalışan bazı siyaset kurtları da yok değildi. “Ahmet Emin Yalman, gazetesinde yaptığı yayınlarla bir partinin çoğunluk sağlamasını önlemeye çalışıyor,”(Ağaoğlu Samet,1993:397) “Mustafa Kemal devrinin önemli kurmaylarından Tevfik Rüştü Aras ve Kılıç Ali, Demokrat Parti'den mebus olabilmek için başvuru yapıyorlardı.” (Toker,1970:169)

Samet Ağaoğlu da 14 Mayıs Seçimlerinden tam bir ay önce günlüğüne şu notu düşüyordu: Aramayan dostlar aramaya başladılar. (Koçak,2012:290)

Yeter Söz Milletin!

14 Mayıs 1950'de yapılan seçimlerde CHP ve DP bütün illerden Millet partisi ise sadece 22 ilden seçime girebildi. Seçime katılım ise %89,3'tü.Seçimlerde DP adayları oyların %52,68'ini , CHP %39,45'ini , Millet Partisi ise oyların yaklaşık %3,1'ini aldı. Toplam 63 ilin 44'ünde DP , 8'inde CHP tam liste halinde seçimi kazanmışlardı.11 ilde ise hiçbir bu başarıyı gösterememiş ve birden çok partinin adayı çoğunluğu sağlayarak milletvekilliğine hak kazanmıştı.

CHP bürokratları ve Tek Parti Rejimi'nin her seviyeden yöneticisi 14 Mayıs 1950 gecesi tam bir travma yaşadılar. Çünkü onlar her şeyin aynen tekrarlanacağına, mevcut iktidarlarının dimdik ayakta kalacağına o kadar çok inanmışlardı ki, farklı bir ihtimalden bahsetmek mümkün dahi değildi.

Ne var ki, atılan kartopu iyice büyümüş, bir çığ olarak Çankaya'nın zirvesine dayanmıştı. CHP'liler sandık neticeleri tek tek gelmeye başlayınca nasıl bir derin uyku içinde olduklarını iliklerine kadar hissetmişlerdi. Yıllarca ilk gelen seçim haberlerinin ardından Valileri arayıp onlardan seçim neticeleri almaya alışmış CHP merkez vazifelileri artık valileri bulamamaya başlamışlardı. İlk düş kırıklığı ve şaşkınlık böylece başlamıştı. 

27 yıllık yorgun bir iktidara karşı içten içe kaynayan tepki 1950 baharında patlamıştı. Cemiyet çeyrek yüzyıllık kabuğunu çatlatmıştı.

Gece boyunca derin bir travma yaşayan CHP'liler sabaha karşı yavaş yavaş kendilerini toplamaya ve ne yapacaklarına dair kararlar vermeye başlamışlardı.“14 Mayıs 1950 sabahı CHP tam bir enkaz yığınını andırmakta, teşkilatın tabandan tavana kadar her kademesinde panik yaşanmaktaydı.”  (Bila,1999:141)

Seçimin ardından CHP'nin tüm teşkilatına merkezden yayınlanan genelgede mevcut durumun bir rüya olmadığı, artık gerçeğin kabullenilmesi gerektiği anlamında ikazda bulunuluyor, “CHP iktidarı kaybetmiştir. Bu bir vakıadır”  (Birand,1999:51) deniliyordu.

Ancak halkın aldatıldığına inanan bazı güç odakları hâlâ yok değildi. “14 Mayıs gecesinin ilerleyen saatlerinde 1. Ordu Komutanı parti müfettişi Sadi Irmak'ı arayarak, ‘Eğer Milli Şef izin verirse komünistlerin hile karıştırdıkları gerekçesiyle seçimlere müdahale edeceklerini' bildirmişti.”  (Karakuş,1977:159)

Milli Şef bu mesajı tartmış ancak kazanılmış bir seçime müdahalenin riskli olduğunu düşünerek teklife sıcak bakmamıştı. Teklif riskliydi. Çünkü DP'ye oy veren çok sayıda silahlı kuvvetler mensubu mevcuttu. Onların böyle bir müdahaleyi kabullenmemesi ülkeyi sonu bilinmeyen bir karışıklığa götürebilirdi. “Bazı subayların seçimlerle iktidar devredilmezse başka girişimlerde bulunacağı istihbaratını da daha önceden almıştı.(Birand,1999:57)

CHP'li basının da hãdiseyi kabullenip duyurması adeta zehir yudumlamakla eşdeğer bir vaziyetti. Onlar iktidar değiştirmeye alışık gazeteciler olmadığından  yıllardır akraba-ahbapçavuş münasebetine girdikleri iktidarlarının sona erdiğini nasıl duyuracaklarını kara kara düşünmeye başlamışlardı. CHP'nin merkezi bir anda ağlama duvarı haline gelmişti. Sonunda Ulus Gazetesi'nin manşetinde karar kılınmıştı. Manşet ilginçti. DP'nin seçim zaferi kazandığı değil “CHP'nin iktidarı devrettiği” (Bila,1999:137) duyuruluyordu halka.

“O güne kadar DP tarafından milletin aldatılmaya çalışıldığını müdafaa eden CHP çevreleri” (Birand,1999:54) halkın bu yoğun teveccühü karşısında artık bu yersiz propagandalarından vazgeçme yoluna gitmeye başlamışlardı.

Cumhuriyet kurulduğundan beri ilk defa sıradan insanlar serbestçe kendilerini ifade edebilecekleri bir atmosfere kavuşmuşlardı. Gün üniformasızların, kravatsızların, unvansızların bir başka ifadeyle kasketlilerin günüydü. DP'nin sloganı gerçek olmuş ‘Yeter söz milletin!' talebi bir ülke gerçeği haline gelmişti. Kimse iktidarın bu kadar gürültüsüz patırtısız el değiştirmesini havsalasına sığdıramıyordu.

Halbuki Türkiye'de bir iktidarın oylarla değişebileceği, koskoca İnönü'nün iktidarı bırakıp evine çekileceği düşünülemezdi. Akla bile getirilemezdi. “Ama beklenmeyen olmuş,” (Arcayürek,1983:236) cin şişeden çıkmıştı.

Öymen'e göre  bir büyük hayal kırıklığı ortaya çıkmıştı:'Atatürk'ün partisi' CHP 1950'de iktidarı bir gecede kaybetti, DP iktidara geldi. Türkiye'deki en önemli değişiklik CHP'nin 27 yıllık iktidarının bitmesi, yerine 1946'da kurulmuş yeni bir partinin gelmesidir. Asıl olan 27 yıllık iktidara tepkiydi. Birçok sebep bir araya geldi. Bir tanesi bıkkınlıktır. Aynı insanlar iktidardaydı, milletvekilleri de pek değişmezdi. Ayrıca CHP politikalarından rahatsız olan kesimler vardı. İktidardan gideceğini beklemiyordu. Hayal kırıklığı oldu.DP'liler için de iktidara gelmek sürpriz oldu, bu kadarını onlar da beklemiyordu. CHP'nin iktidardan gitmeyi hazmetmesi zaman aldı… İki taraf da tek parti dönemine alışmışlardı, muhalefet kendini hâlâ iktidarda, iktidar da muhalefette zannediyordu. (Öymen,2009)

Şef devrinin ünlü Eğitim Bakanı H. Ali Yücel'in 22 Mayıs 1950 tãrihinde yayınlanan yazısını değerlendiren Tevfik Çavdar, gelişmeleri “Türk Halkı 1950 seçimiyle bir iktidarı barışçı yollarla devirebileceğini, bu güce sahip olduğunu gösterdi' ” (Arcayürek,1983:18)   şeklinde yorumlayarak  son noktayı koymuştu.

Birand, olayın adını şöyle koyar:1950 seçimleri kansız bir ihtilal olduğundan ‘Beyaz İhtilal' olarak anılmıştı.(Birand,1999:54)

Emekli Albay Bekir Tümay da seçim sonuçlarını şöyle analiz eder:Görünüm oydu ki, ilk seçimlerden, yıllanmış iktidar yenik çıkacaktı. Tutum ve davranışlarıyla da bunun açık belgelerini veriyorlardı. Demokrat Partinin, her kademedeki liderleri ya halk içerisinden çıkıyordu. Ya da halka daha yakın görünebildikleri için, halk tarafından seviliyor, sayılıyor ve tutuIuyorlardı.Bu devrede, demokrasinin bir başka açıdan bir Iiderler kadrosu yaratma olduğunun CHP'liler farkına bile varmışa benzemiyorlardı. Oysa Demokrat Parti bunların aksine, bu işe büyük önem vermekteydi. Halkın içinde, halkın istekleri yönünde çaba harcıyorlardı. Her çeşit olaydan halk yararına bir sonuç çıkarabiliyor ve bunu da ustalıkla işleyebiliyorlardı. CHP bundan tamamen yoksundu. Yoksunluk kendi beceriksizliğini ortaya koyuyordu. Halkı umursamamanın, memura dayanmanın etkisi de büyük olacaktı. Yönetici kadro, yıllar yılı, halkı hor görmüştü. Hiçe saymıştı. Ona daima tepeden bakmıştı. (Tümay,?:38-39)

Münevver Ayaşlı'ya göre 1930 yılındaki Serbest Fırka girişiminin intikamı alınmıştı: Serbest Fırka'nın verdiği fırsat ile 1930 senesinde, Türk milletinin CHP'ye başkaldırdığı gibi yine Türk Milleti Demokrat Parti'nin zuhuru ile 1950 senesinde CHP'ye ve onun Milli Şef'inin diktasına başkaldırmıştı. (Ayaşlı,2003:231)

Dağı'ya göre;Her durumda 14 Mayıs bir milattır; toplumun inancına, ezanına, kıyafetine, gündelik hayatına tebelleş olan bir devletten can havliyle demokrasiye, sınırlı devlete, hizmet devletine kaçışın tarihidir 14 Mayıs. Hatta daha ilerisi de söylenebilir; 14 Mayıs toplumun devlet üzerindeki sahiplik iddiasıdır. Yönetimin aslında kendi uhdesinde olduğunu anlamış bir halk, devlet seçkinlerine sessizce başkaldırmıştır. Adeta devlete, devlet ideolojisine ve devlet büyüklerine mutlak itaat içinde tapınması istenen halkın, devleti kendi hizmetine koşma iradesinin, isteğinin bir tezahürüdür 14 Mayıs.(Dağı,2010)

Bir devri bütün haşmetiyle kapatan ve bir çığ gibi Ankara'yı kuşatan halk iradesi tepeden tırnağa bütün CHP'li kodamanları siyaset hayatından da silmişti. Çankaya'nın zirvesinde gelişmeleri büyük bir kaygıyla izleyen İnönü, 66 yaşındaydı ve artık Milli Şef değildi.“Tek  parti rejimi tãrihe karışmıştı.” (Bozdağ,1991:37)

Cüneyt Arcayürek'in ifadesiyle“Tam 27 yıl memleketin kaderine egemen olanlar şimdi sokağa bırakılmış bir kedi yavrusu gibiydiler.” (Arcayürek,1983:108)

Gün gelmiş çok partili hayatın bir cilvesi olarak İsmet Paşa zirveden düşüvermişti. Güç dengesi bu sefer başka bir yöne kaymış, güce tapan yığınlar ona arkalarını çevirmişlerdi. 35 yıl boyunca bir ülkenin kaderine hükmeden Milli Şef “Kişisel ve ailevi güvenliğinin kaygısına düşmüştü.”  (Toker,1970:189)

Milli Şef, iktidarından çoktan vazgeçmiş ve DP ileri gelenlerine haber göndererek şu manidar soruyu sormuştu: “Hayatım emniyette midir?” (Birand,1999:57)

İnönü sokağa çıkamaz hale gelmişti. Ertesi sabah köşkünden çıkıp “Anadolu Kulübü'ne geldiğinde düne kadar çevresinde fır dönenler artık arkalarını çeviriyor, selam bile vermiyorlardı.”  (Birand,1999:217)

Meclis'in açıldığı gün İnönü'nün makam arabası “Meclis'e ana caddeden değil, arka kapıdan girmişti.” (Karakuş,1977:159)

Henüz Şef rejimine ait bulunan devletin Anadolu Ajansı ise bu hãdiseyi “Cumhurbaşkanı Meclis'e geliş ve gidişlerinde yol üzerine toplanmış halk tarafından sevgi tezahüratlarıyla karşılandı” (Birand,1999:43) şeklinde duyuruyordu.

İsmet Paşa bu devirde öylesine derin bir yalnızlık içinde kalmıştı ki, artık onun bir zamanlar Milli Şef unvanını taşıyan eski bir cumhurbaşkanı olduğunu anlamak için bin şahide ihtiyaç vardı.Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun naklettiğine göre “Paşa, konuklarını kapıda karşılamakta, hazin ve perişan bir halde boyunlarına sarılmaktaydı.”' (Karaosmanoğlu,1993:198)

HAFTAYA:  ALBAY TALAT AYDEMİR'İN 21 MAYIS 1963'te 2. DARBE KALKIŞMASI

                                                                                                                                           

                                                         KAYNAKLAR

Arcayürek Cüneyt,(1983), Yeni İktidar Yeni Dönem, Ankara: Bilgi Yay

Ayaşlı Münevver,(2003),Geniş Ufuklara ve Yabancı İklimlere Doğru,İstanbul:Timaş Yayınları.

Bila Hikmet, (1999),CHP,İstanbul: Doğan Kitap

Birand M. Ali,(1999), Demirkırat,İstanbul:Doğan Kitap

Bozdağ İsmet,(1991),Demirkırat Aldatmacası İstanbul:Emre Yay

Dağı İhsan, (2010), Zaman, 14.5.2010

Karaosmanoğlu Y. Kadri,(1993), Politikada 45 Yıl, İstanbul:İletişim Yay.

Karakuş Emin, (1977), İşte Ankara,İstanbul:Hürriyet Yay

Koçak Cemil,(2012),Geçmiş Ayrıntıda Gizlidir, İstanbul:Timaş Yay.

Öymen Altan, (2009),  Yenişafak, 14.9.2009

Toker Metin,(1970),Tek Partiden Çok Partiye,İstanbul:Milliyet Yay.

Tünay Bekir,(?), Menderes Devri Anıları, İstanbul:Nilüfer Matbaacılık

Ulay Sıtkı, (1990), Giderayak,  İstanbul:Milliyet Yay.

Uran Hilmi, (2007),Meşrutiyet, Tek Parti, Çok Parti Hatıralarım, İstanbul: İş Bankası  Yay.

Yangın İlhami, (2010),12.4.2010

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

  1. Murat Aygen

    “The hour of capitalism's greatest triumph is its hour of crisis” vecîzesini İsmet İnönü Türkçeye «Benim en büyük zaferim en büyük yenilgimdir» diye çevirmiştir. Siyasî tarihimize «İşte paşam İstanbul» başlığı ile geçen olaydan çıkartılması gereken sonuç da, insanlarımızın, “Kapitalist Üst-Akıl” adına konuşmaya mezun İnönü’yü dinleme ihtiyacını, oy vermeyecek olsalar dahî duyar oldukları olmalıdır..

Yorum Yaz

  194844

-