23 EKİM 2017 PAZARTESİ

Abbas Pirimoğlu

16 NİSAN’I DOĞRU OKUMAK(1)

Abbas Pirimoğlu

16 Nisan günü yapılan referandumda “evet” oyları çok az bir farkla önde çıktı. Toplum kelimenin tam anlamıyla ikiye bölünmüştü. Bu ne anlama gelecekti? Matematik bizlere bu konuda yardımcı olabilir miydi? Olamazdı zira bizler sayılar vasıtasıyla istatistikî bilgilere ulaşabilirdik, ancak işin ruhuna asla vakıf olamazdık.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, yani yukarıdaki manzara ortaya çıkınca kanalın birine çıkan bir kamuoyu araştırmacısı beynimde şimşek çakmasına vesile olan müthiş bir cümle kurdu. Cümlesi diğer kanalların hangi görüşten olursa olsun yorumcularının söylediklerinin çok dışındaydı. O ana kadar yapılan yorumların hepsi Ak Parti ağırlıklı idi. Ak Partinin diğer seçimlerdeki sonuçları ile referandumdaki “evet” oylarının basit bir mukayesesinden öteye geçmeyen işin mahiyetinden uzak cümlelerdi. Hiç birisi bu milletin yarı yarıya kullandığı reyleriyle neyi söylediğinin endişesini taşımadan “zafer” yahut “yenilgi” psikolojisi altında konuşuyordu.

Anlaşılan bazıları toplumun geçiş döneminde olduğunu unutuyorlardı. Geçiş dönemindeki bir Türkiye'de verilen “evet” yahut “hayır” oylarının nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda hiçbir çaba sarf etmeden alışılagelen siyasi başarı yahut başarısızlık üzerine nutuklarını irad ediyorlardı.

Oysa toplum çekilen bir doğum sancısında doğacak gürbüz bir çocuğun müjdesini bizlere vermişti.

Önce o kamuoyu araştırmacısının yorumunu aktarmaya çalışalım:

“ Türk milletinin yarısı “hayır” oyları ile yüzünün Batıya dönük olduğunu ve Doğu toplumu olmak istemediğini bu yönetime bildirdi”

El hak doğruydu! Bu yorumcu toplumun psikolojisini son derece isabetli tahlil etmiş, verilen oyların ne anlama geldiğini çok doğru bir şekilde okumuştu. Aynı mantıkla toplumun yarıdan bir fazlasının da Batıcı olmaktan rücu ettiğini Doğulu bir toplum olmak istediklerini zımnen deklare etmişti.

İşte milletin iradesinin en doğru okunması seçeneği bence burada idi. Aslına bakılacak olursa vakıanın ne olduğunun herkes farkında idi. Yahut şuur altlarında yatan endişenin veya heyecanın sebebi de burada idi. Toplumun bir kesiminin çok severken bir kesiminin de Recep Tayyip Erdoğan'a öfke ve nefretle yaklaşmasının altında yatan saik bu noktada düğümleniyordu.

Çünkü Recep Tayyip Erdoğan dünyanın duyabileceği bir şekilde “Kral çıplak” diyordu. Kurulu dünya düzenini kurcalıyor ve “dünya beşten büyüktür” şeklinde çok tehlikeli laflar ediyordu. Amiyane tabirle arı kovanına çomak sokuyordu. Müslümanları bir olmaya, dünya üzerinde yeni bir medeniyet kurmaya açık açık davetiye çıkarıyordu.

Batı elbette ki olan bitenin farkında idi. En azından bu toplumun tarihteki işlevini unutmuş değillerdi. Türkiye'nin, mirasına sahip çıkmaya çabaladığını görüyordu. Türkiye Arnold Toynbee'nin ifadesiyle Batının üstünlüğü adına dünya üzerinde dikilmiş bir anıt olmanın yükünü artık taşımak istemiyordu.

Kısacası olay basit bir Cumhurbaşkanlığı sistemi oylaması değildi. Çok daha ötesinde gelişmelere gebe idi. Hatta dile getirildiğinin aksine bu ülkede kimsenin “Cumhuriyet” ile alıp veremediği de yoktu. Cumhuriyet gitsin de bir aileye taht bulalım tasasında değildi. Yahut Batı dünyası ve içimizdeki etkisinde kalanların dediği gibi hassasiyet asla bir diktatörlük meselesi de değildi. Öyle olsa Batı Cezayir'de seçimle gelen bir iktidarın devrilmesini finanse etmezdi. Yahut Mısır'da diktatör darbeci Sisi'yi desteklemezdi. Veya ülkemizde kanlı bir darbeye kalkışan Fetullah alçağının taammüden arkasında durmazdı.

Batı asla karşıtının çıkmasını istemez. “Komünizm” gibi sistem içi muhaliflere ihtiyacı vardır; ama tarihi temelleri olan sahici bir muhalefete tahammülü asla!

Peki, referandum sonucunda hangi taraf kârlı çıktı? Kesinlikle yerli ve milli olan düşünce; hatta en zor, kritik bir zamanda varlığını ve köklü olduğunu “evet” oyları ile ortaya koydu.

En zor ve kritik dönemde” sözümde ısrarlıyım. Evvela olay Ak Parti'nin geçmiş seçimlerde aldığı oyların yan yana yazılıp mukayese edilmesi ile anlaşılabilecek bir vakıa değil. Çünkü Ak Parti daha önce girmiş olduğu seçimlerde Batı ile sürtüşmekten imtina ediyor ve Avrupa Birliği yanlısı argümanlar kullanıyordu. Böyle zamanlarda bile bu halk yoğurdu üfleyerek yiyor ve kontrollü destek veriyordu. O zamanlar Batının da Ak Parti ile bir alıp veremediği yoktu. “İslamcılar” eliyle Türkiye'yi avutacağını umuyordu. Fakat her geçen yıl Recep Tayyip Erdoğan'ın Batı karşısındaki tutumu netleşirken buna paralel olarak da Batının tavrı sertleşiyordu. Hatta iş kanlı bir kalkışmaya kadar varmıştı… Bu durumda beklenen toplumun giderek desteğini çekmesi idi!

Çünkü restleşme had safhasında idi.

Ama beklenen olmadı, bu ülkede yarıdan fazla seçmen Batıya “artık yeter!” dedi.

Bu kelimenin tam anlamıyla bir zaferdi. Zira alt-üst; takip eden-edilen; ileri-geri, hiyerarşik kavramları üzerine bina edilen zihinler artık istiklalini ortaya koyuyordu.

Evet, elmanın yarısı böyle dedi! Peki ya diğer yarısı?

 

ABBAS PİRİMOĞLU DİĞER YAZILARI

  1. TEBRİKLER ÇOK GÜZEL BİR YAZI , ÇOK İSABETLİ TESBİTLER..

Yorum Yaz

  018563