1980’LERDE İSRAİL İÇİN BİR STRATEJİ (2)

Topluma dair önemli kavramlar, özellikle Batı’ya ait kavramlar, politik, askeri ve ekonomik gelişmeler sebebi ile değişmektedir. Dolayısıyla,  SSCB’nin nükleer ve konvansiyonel gücü, daha evvelki çağlarda gerçekleşen dünya savaşlarının kıyasla bir çocuk oyunu kalacağı çok boyutlu bir  küresel savaşta dünyamızın büyük bir bölümünü yerle bir edecek destanın gerçekleşeceği çağı şekillendirmektedir.  


1980’LERDE İSRAİL İÇİN BİR STRATEJİ (2)

Nükleer ve konvansiyonel silahların gücü, miktarı, hassasiyetleri ve kaliteleri bir kaç yıl içinde dünyamızın çoğunu alt üst edebilecek güçtedir ve buna karşı durabilmek için İsrail olarak kendimizi konumlandırmamız gerekmektedir. Bu Batı dünyasının ve bizim varoluşumuza karşı ana tehdittir.(3)  

Dünya kaynakları, petrolde Arap tekeli ve Batı dünyasının ihtiyaç duyduğu hammaddelerin çoğunu üçüncü dünya ülkelerinden ithal etmesi ihtiyacı için olacak savaşlar dünyamızı şekillendirmektedir. SSCB'nin önemli hedeflerinden birinin Basra Körfezindeki devasa kaynakların ve dünya madenlerinin çoğunun bulunduğu Güney Afrika'nın  kontrolünü ele geçirmek suretiyle Batı dünyasını alt etmek olduğu düşünüldüğünde, gelecekte karşımıza çıkacak küresel yüzleşmeleri tahmin etmek zor değildir.  
 
Gorshkov doktrini okyanusların ve üçüncü dünyanın cevherce zengin alanlarının kontrolünü önermektedir. Bu doktrinle birlikte, Batı'nın askeri gücünün yok edileceği ve sakinlerinin Marxism-Leninizm'in hizmetinde köle yapılacakları  nükleer bir savaşı yönetmenin, kazanmanın ve sonrasında varolmanın mümkün olduğunu savunan güncel Sovyet nükleer doktrini, dünya barışı ve kendi varoluşumuzun önündeki en büyük tehdittir. 1967'den beri, Sovyetler Clausewitz'in atasözünü “ Savaş, siyasetin nükleer araçlarla sürdürülmesidir” olarak değiştirmişler ve bu sözü tüm politikalarının yönlendirilmesinde şiar edinmişlerdir. Günümüzde şu anda bile bölgemizde ve dünyada bu hedeflerini uygulamaktadırlar ve ülkemizin ve dünyanın geri kalanının güvenlik politikalarında, bunlara karşı koymak önemli bir kısım haline gelmektedir. Bu bizim en önemli dış sorunumuzdur.(4)  
 
Bu sebeple Arap Müslüman dünyası, her gün büyüyen askeri gücü ile  İsrail için ana tehdit unsuru olmasına rağmen, 1980'lerde karşı karşıya kalacağımız en büyük stratejik problem olmayacaktır.  
 
Lübnan'da, Arap olmayan İran'da ve bugünlerde Suriye'de dahi inanılmaz derecede kendi kendilerine  zarar veren etnik azınlıkları, fraksiyonları ve iç krizleri ile bu dünya, temel problemleri ile başarılı bir şekilde başa çıkmakta başarısızdır ve dolayısı ile uzun vadede İsrail devletine bir tehdit oluşturmamaktadır, sadece kısa vadede büyük askeri gücü çok önemlidir.  
 
Uzun vadede, bu dünya mevcut çerçevede etrafımızdaki bölgelerde gerçek büyük değişimler uygulanmaz ise var olamayacaktır. Müslüman Arap dünyası yabancılar tarafından sakinlerinin istek ve talepleri gözönüne alınmadan yapılmış geçici bir kağıttan kule gibidir. 1920'lerde Fransa ve İngiltere tarafından gelişigüzel bir şekilde hepsi azınlıkların ve birbirine düşman olan etnik grupların kombinasyonundan oluşan 19 bölgeye bölünmüştür bu sayede günümüzde tüm Arap Müslüman devletler etnik sosyal çöküş içerisindedir ve bir kısmında şimdiden iç savaş başlamıştır. 5. Arapların çoğunluğu, 170 milyondan 118 milyonu, çoğunlukla Afrika'da ve özellikle Mısır'da yaşamaktadır. (bugün itibariyle 45 milyon).  
 
Mısır dışında, tüm Mağrip devletler Araplar ve Arap olmayan Berberilerin karışımından oluşmaktadır. Cezayir'de Kabile dağlarında şu anda bile ülkedeki iki ulus arasında iç savaş devam etmektedir. Fas ve Cezayir kendi içlerinde yaşadıkları kargaşanın dışında, İspanyol Sahrası için birbirleri ile savaş halindedir.   Militan İslam Tunus'un bütünlüğünü tehdit etmektedir ve Kaddafi, seyrek nüfusa sahip ve güçlü bir ulusu olamayacak bir ülkeden Arap bakış açısına göre yıkıcı olan savaşlar organize etmektedir. Bu sebeple daha hakiki olan Mısır ve Suriye gibi ülkelerle geçmişte birleşmeye çalışmıştır.  
 
Bugün Arap Müslüman dünyasındaki en parçalanmış ülke olan Sudan birbirlerine düşman olan 4 gruptan oluşmaktadır; Arap olmayan Afrikalı, putperestler ve Hıristiyanlardan oluşan çoğunluğu yöneten Arap Müslüman Sunni azınlık. Mısır'da Sunni Müslüman çoğunluk yukarı Mısır'da baskın olan sayıları 7 milyona yakın olan büyük bir Hıristiyan azınlıkla karşı karşıyadır. Sedat, 8 Mayıs tarihinde yaptığı konuşmada, bunların Mısır'da “ikinci” bir Hıristiyan Lübnan'a benzer bir  devlet  kuracaklarından endişe ettiğini söylemiştir.  
 
İsrail'in doğusundaki tüm Arap devletleri Mağrip'teki devletlerden bile daha fazla iç çatışmalar yüzünden parçalanmaktadır.  
 
Suriye temelde Lübnan'dan çok farklı değildir sadece güçlü bir askeri rejim tarafından idare ediliyor olması farkını taşır. Ancak  bugünlerde Sünni çoğunluk ve yönetimdeki Şii Alevi azınlık (nüfusun sadece %12'si) arasında yaşanan gerçek içsavaş içerdeki problemlerin göstergesidir.   Irak, çoğunluğun Şii ve yönetimdeki azınlığın Sünni olmasına rağmen özünde komşularından hiç farklı değildir, Nüfusun %65'i politik konularda söz sahibi değildir, %20'lik elit bir zümre tüm gücü ellerinde tutmaktadır. Buna ek olarak Kuzey'de büyük bir Kürt azınlık vardır ve yönetimdeki rejimin kuvveti, ordu ve petrol gelirleri olmasa idi, Irak'ın gelecekteki durumu Lübnan'ın geçmişteki ve Suriye'nin bugünkü durumundan hiç de farklı olmazdı.  

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  299724

-