Hüseyin Yağmur

23 NİSAN 1920’DE KURULAN YENİ TÜRKİYE

Hüseyin Yağmur

Bugün; 23 Nisan 1920'de başlayan süreçle kurulan yeni Meclisi ve sonraki yıllarda bu Meclisin uğradığı akıbeti sizlerle paylaşacağım.

1.Meclis'in Teşekkülü:

Sivas Kongresi'nden sonra, 1920'de yapılan seçimler sonucu İstanbul'da toplanan mebuslar İngiltere'nin Anadolu'yu parçalama planına karşı çıktı ve Türkiye'nin sınırlarını belirleyen Misak-ı Milli'yi kabul etti. Bu son Meclis ile tam 36 gün sonra (23 Nisan) Ankara'da toplanan I. TBMM'nin başka ilişkileri de vardır. İstanbul'daki bu son Meclis'e seçilenlerin büyük kısmı, Kuvayı Milliyeciler olup, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin tasvibiyle mebus olmuşlardı.

23 Nisan 1920'de Meclis, ruhani bir atmosfer içinde açılır. Meclis'in açılış gününe hakim olan ruhanî atmosfer neredeyse elle tutulur bir haldedir. Ülkenin her yanından gelen mebuslar Hacı Bayram Camii'ndeki duanın ardından Peygamber'in bayrağı altında toplanarak Meclis'e girerler.(Glosneck,1998:49)

Bu dindarlık politikası TBMM'nin açılış günlerinde çok belirgin bir şekilde öne çıkmıştı.23 Nisan'da Cuma namazından sonra açılacak Meclis'in açılışı öncesinde Hatm-i Şerif ve Buhari-i Şerif okunacağı, hatmin cuma namazından sonra Meclis binası önünde tamamlanacağı, namazdan sonra Sancak-ı Şerif ve Sakal-ı Şerif taşınarak Meclis'e gidileceği ayrıntılı  olarak anlatılmakta ve makam-ı muallayı hilafet ve saltanatın kurtarılması üzerinde durulmaktaydı.

Taha Akyol o günleri şöyle anlatıyor: Atatürk, Meclis'i büyük  bir İslâmi gösterişle açtı. Mesela Meclis'in 22 Nisan Perşembe günkü açılış merasimini 23 Nisan Cuma'ya aldı. On beş gün önceden telgraflarla Anadolu'ya genelgeler gönderdi. “Meclis'i cuma günü açacağız, bunun için şu kadar dua okunacak. Şu kadar nafile namazı kılınacak ve bunlar camilerde cemaate ve meydanlarda halka ilan edilecek” dedi. (Akyol,2009)

Doç. Dr. Ahmet Demirel de  gün tercihinin dikkat çekiciliğini şöyle hatırlatıyor: “Meclis 22 Nisan'da açılacakken bir gün erteleniyor; çünkü ertesi gün mübarek cuma. Mustafa Kemal'in talebiyle önce topluca namaz kılınıyor.Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif eşliğinde salâvatlarla ulaşılan Meclis, duayla açılıyor.” (Adlı,2010)

Prof. Dr. Mete Tunçay da Meclisin açılış günü ile ilgili benzeri tesbitler yapar :Hiçbir Osmanlı Mebusanı'nda kürsüden Kur'an okunmamıştı. Büyük Millet Meclisi'nde ise kürsüden Kur'an okunuyor, Hacı Bayram'a Cuma namazına gidiliyordu. Meclis'in açılış günü bile Cuma'ya denk getirildi. Dolayısıyla İslam, Osmanlı'nın Meşrutiyet döneminde sahip olmadığı öneme, Milli Mücadele döneminde sahip oldu. (Tunçay,2010)

Prof. Dr. Cemil Koçak mevcut durumu şöyle açıklar: "Kurtuluş savaşının temel ideolojik sloganlarının hemen hemen hepsi İslami sloganlardır. O yüzden zaten Meclis ,Cuma günü dini törenle açılmıştır. Hiç bir Osmanlı meclisi dini törenle açılmamıştır. Türk milliyetçiliği üzerinden mücadele vermeye kalkarsanız sizin arkanızdan gelecek olanlar çok sınırlı olur. Ve bu mücadele daha başlamadan biter o yüzden bir İslami mücadele üzerinden örgütlemeniz lazım. Dönemin bütün manevi önderleri bu yüzden mücadele içinde önemli yer tutuyorlardı.(Nakşibendi şeyhi Fevzi Efendi, Halvetiyye şeyhleri Abdullah Sabri Aytaç, Yahya Galib Kargı Bey, Nakşi Özbekler Tekkesi şeyhi Mehmed Ata Efendi, Bir Kadiriye Dergahı olan Hatuniyye Tekkesi şeyhi Sadedin Ceylan Efendi,Nakşi Şeyhi Şerafeddin Dağıstani, Hacı Bektaş Veli Dergahının Nakşi şeyhi Hacı Hasan Efendi)(Koçak,2011)

1.Meclisin Sonu

Dualarla ve tesbihlerle açılan Meclisin ömrü sadece üç yıl olur. Kurtuluş Savaşı kazanılmış dindarlık politikasının vakti geçmiş şimdi sıra laiklik politikasına gelmiştir.

Lozan Görüşmelerinde ortaya çıkan fikir ayrılığı 1.Meclisin sonunu hızlandırır.Esasen Meclisi feshetme kararı, Mustafa Kemal Paşa'nın uzun süredir aklındadır.İsmet Paşa da hatıralarında “Batı Cephesi komutanı iken Atatürk'ten bu Meclis'le çalışmanın mümkün olmadığını ve dağıtmak istediğini söylediği iki telgraf aldım.” (Adlı,2010) notunu kayda geçmişti.

Atatürk,1923 yılının Mart ayı sonlarında Meclisin yenileneceğini ve mebusların yeniden seçileceğini söyler. Bunun üzerine 1 Nisan 1923 günü seçim kararı alınır ve Mayıs ayında 2.Meclis için seçimler yapılır.

Ahmet Kabaklı'ya göre alınan bu seçim kararı o günkü Anayasaya uygun bir karar değildi.Bu seçim kararı o zamanki (1921) “Teşkilat-ı Esasiye” (anayasa) gereğince üçte iki çoğunlukla alınması gerekirken basit çoğunlukla aldırılmıştır. (Kabaklı,1989:259)

Mehmet Doğan bu gelişmeleri şöyle izah eder:Mustafa Kemal, Lozan müzakerelerini eleştiren Meclisi fesh etmiş, yeni Meclis,ancak anlaşma imzalandıktan sonra toplamıştır. (Doğan,M,2005:73)

Seçim kararının ardından bazı garip gelişmeler olmaya başlar. Atatürk'ün başkanlığında bir seçim bürosu kurulur. Mustafa Kemal Paşa yeni dönemin mebus adaylarını tek tek kendisi tespit etmiştir.

Kurtuluş Savaşı'nın Başkumandanı olan Mustafa Kemal Paşa, bu tarihi kimliğini bir kenara bırakarak bir parti kurmuş ve bu partinin genel başkanı olmuştur.Yeni dönemde Atatürk,hem Cumhurbaşkanı hem de Halk Fırkası'nın genel başkanı konumunda olacaktır.

23 Nisan 1920'den, feshedildiği Nisan 1923'e kadar yaklaşık üç yıl görevde kalan I. TBMM, devleti kuran, onun adına milli iradeyi kullanan, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nu çıkaran, İstiklâl Harbi'ni yöneten, Lozan barış görüşmelerine başlayan bir tarih sürecinde var olmuştu.

23 Nisan 1920 - 1 Nisan 1923 tarihleri arasında; Hıyaneti Vataniye Kanunu kabul edildi. İstiklal Mahkemeleri kuruldu. İsyanlar bastırıldı. Batı Anadolu'da düzenli ordu kuruldu. Doğu, güney ve batı cephelerindeki zaferlerle Anadolu işgalden kurtuldu. İstiklal Marşı kabul edildi. Saltanat kaldırıldı. Lozan görüşmeleri başladı.

Yapılan seçimler neticesinde yeni Meclis'e 285'i Halk Fırkası adayı 287 kişi seçilir. Karşımızda Birinci Meclis'e hiç benzemeyen bir yapı vardır. Milletvekillerinin ‘tayinle' geldikleri bu II. Meclis'te İkinci Gurup'tan olanlar, medrese çıkışlı üyeler, İttihat-Terakki kökenli kişiler tasfiye edilmişlerdir.

Prof.Dr Kemal Karpat'a göre yapılan bir tasfiyeden ibaretti. Yunanlılara karşı kazanılan zafer ve Lozan Anlaşması'nda tasdik edilecek olan uluslararası tanınma vaadi, "Birinci Grup"ta toplanan modernist-pozitivistlerin iktidarı tamamen ele geçirmesini ve "İkinci Grubu" oluşturan demokratları, demokrat zihniyetli gelenekçileri ve İslamcıları tasfiye etmesini mümkün kıldı. (Karpat,2007:185)

Kazım Karabekir yaşananları kısaca şöyle özetlemiştir: Bağımsızlığımızı kazandık ama hürriyetimiz kaybettik!

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  547757

-