20 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

27 MAYIS DARBECİLERİ TÜRKİYE'NİN 50 YILINI ÇALDILAR

Hüseyin Yağmur

Eskiler, 'Geçmişin aydınlığından istifade etmeyen, geleceğin karanlığında yürümeye mahkum olur' derler. Geri kalmış ülkelerin paylaştığı ortak bir kader ülkemizi de çepeçevre kuşatır. Kamuoyunu ve gelecek nesilleri aydınlatan bilgiler daha çok resmi ideolojinin propagandalarından ibarettir.

Eğer ülkede medya, aydınlar, sivil toplum kuruluşları gibi resmi olmayan dinamikler de esasen resmi ideolojinin birer parçası olmuşsa, doğru ile yanlışı ayırt edebilmek bir hayli zordur. Bu bilgi kirliliğinde olaylara ait gerçeklerden ziyade belirli mahfillerin görüş ve bakışları resmi tarihin yerini almıştır.

Ülkemizdeki siyasi hayatı ve demokrasiyi kökünden sarsarak 'hastalıklı' bir konuma iten 27 Mayıs Darbesi de aynı şekilde gerçeklerden daha çok efsane ve propaganda üzerine oturtulmuştur. Bu olay bugün de devam etmekte; 'Aslanların tarihi avcılar tarafından yazıldığından' ülkemizin bu en önemli siyasi depremi yeni nesillerce bilinmemektedir.

27 Mayıs Darbesi'nin temelinde yatan asıl gerçek, ülkenin yönetimini uzun yıllardır elinde bulunduran egemen iradenin seçimle gelen iktidarı, bir başka ifadeyle millet hakimiyetini bir türlü sindirememesidir.

Nimet Arzık'ın deyimiyle 'sarayla milletin bitmeyen kavgasıdır' bu. CHP'li Kerim İncedayı'nın deyimiyle, 'Haso'ya Memo'ya bu ülkenin yönetimini mi vereceğiz!' şeklinde açıkça ifade edilen duygunun Darbeye dönüştürülmüş halidir, 27 Mayıs. Bir nevi seçkinlerin kendilerine ait gördükleri ülkeyi geri alma girişimleri... Çünkü DP'yi ortaya çıkaran sosyal sınıf ile ülkenin egemen odakları aynı dokuyu paylaşmamaktadır.

1950 Seçimiyle ülke yönetimini elinden kaydırıveren Milli Şef İnönü'nün psikolojisi, 10 yıl pusuda ilmek ilmek bir ağ ören adamın psikolojisidir. Yine Nimet Arzık'ın ifadesiyle, İnönü ve çevresi iktidarı kaybetmeyi bir gün, bir saat bir an bile hazmetmemiştir.

Bir başka seçkin psikolojisi Darbeci General Muhsin Batur'un ifadesinde kendini bulur: 'Türk seçmeni kalitesizdir. Bunların seçtiği kimselerden hayır gelmez.'

Darbenin mimarı, manevi babası İsmet İnönü'dür. Bunu gerek Darbeciler gerekse CHP'li kurmaylar çeşitli tarihlerde açıklamışlardır. CHP'li milletvekilleri ise Darbenin tezgahlayıcı mühendisleridir. Bu konu da çeşitli şahit beyanlarıyla ortaya konulmuş. ülkede bir karşı devrim yapıldığına inandırılan genç subaylar ise CHP ve onun lideri İnönü tarafından bir Darbe emeline alet edilmişlerdir.

27 Mayıs Darbecisi Binbaşı Mehmet Özgüneş, Albay Emin Aytekin, Yüzbaşı Ahmet Er, Yüzbaşı Muzaffer Özdağ, CHP milletvekili Dr. Lütfi Kırdar, CHP'li yönetici Avni Doğan başta olmak üzere birçok şahsın şahadetiyle İnönü ve CHP Darbenin tam içindedir. CHP'nin gençlik kolları da üniversite öğrencileri (!) olarak olaya zemin hazırlamışlar.

1957 seçimlerinden sonra artık bir daha seçimle iktidara gelemeyeceğine kesin kanaat getiren İnönü ve arkadaşları ülke iktidarına gelmenin yegane yolu olarak Darbeyi görmüşler ve bunu ustalıkla tezgahlamışlar.

Darbenin mimarı İnönü, subayların kendisine olan saygı ve bağlılığından istifade ederek onları mevcut iktidarı devirmede bir araç olarak kullanmıştır.

Nitekim Darbe lideri Org. Cemal Gürsel'in Darbenin hemen ardından İsmet Paşa'ya 'Emirleriniz bizim için bir peygamber buyruğudur' diyerek bir görüşme yaptığı kayıtlara geçmiştir.

Olayın bir de medya boyutu vardır. İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker, çıkardığı Akis Gazetesi'yle bu cepheyi yönetmektedir. Yapılan yayınlar o kadar çok etkili olur ki, Darbeci Binbaşı Orhan Erkanlı, 'Akis okuyarak darbe yaptık' der.

Mevcut millet hakimiyetini bir türlü hazmedemeyen bütün güç odakları bir araya gelmiş, 27 Mayıs'ta gerçekleştirdikleri Darbeyle yönetimi seçilmişlerden alıp atanmışlara teslim etmiş ve sözüm ona bunu da Demokrasi adına yapmışlardır. İşin doğrusu şudur: Demokrat Parti iktidarın henüz üçüncü ayından itibaren cuntalar oluşturmaya başlayan ve darbe kararı alan Darbeciler, bundan sonra ortaya çıkan her türlü gelişmeyi bir Darbe gerekçesi olarak propaganda malzemesi yapmışlardır.

27 Mayıs Darbesi, sosyal ve siyasi anlamda maşeri vicdanda derin ve kalıcı yaralar açmıştır. Türkiye'yi yöneten meclisin üçte ikisi ve çok sayıda bürokrattan oluşan 600 civarında insan bir sabah evlerinden alınarak yaklaşık 2 yıl sürecek bir esarete tabi tutulmuşlardır. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bu 600 kişinin tamamı o ilk sabahtan itibaren işkence, tahkir ve aşağılanmaya uğramış, esaret kiminin canına mal olmuştur.

Darbenin hemen ardından büyük bir insan avı başlatılmış, Demokrat Partili ve Demokrat Parti'yle irtibatlı herkes bu kasırgadan nasibini almıştır. CHP'liler bu konjonktürü fırsat bilerek binlerce ihbar yaparak Darbecilere yol ve yön göstermişler, yüzlerce insan bu ihbarlar sonucu yerinden yurdundan edilmiştir.

Bu gözaltılar o kadar trajikomik bir hal almıştır ki, bir grup Darbeci, diğer grup Darbeciyi gözaltına almışlardır. Darbeci subaylar ülkeyi daha düne kadar yöneten insanları 'büyükbaş, küçükbaş' şeklinde tavsif etmişlerdir.

Darbecilerin kurdukları Milli Birlik Komitesi'nde çok geçmeden Milli ikilik çıkıyor. En önemsiz konuları saatlerce tartışırken, en önemli konuları geçiştiriveriyorlar. Zaman içerisinde darbeciler birbirlerine düşerler. Darbeden birkaç ay sonra 14 Darbeci yurtdışına diplomatik görev adı altında sürgüne gönderilirler.

27 Mayıs'ın gerekçesi olarak gösterilen tüm bahaneler uydurulmuş propagandadan ibarettir. Bunlardan en önemlisi Meclis'in tahkikat komisyonu kurduğu ve gazetecileri sorguladığıdır.

Halbuki mevcut 1924 Anayasası'na göre Meclisin böyle bir yetkisi vardır. Bunu Ordinaryus Profesör Ali Fuat Başgil açıklamış, İsmet İnönü de ikrar etmek zorunda kalmıştır. Nitekim aynı anayasaya dayanarak Takriri Sükun kanunları çıkarılmış, aynı yetkilerle İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur.

Demokrat Parti'nin yeniden seçime gitmeyeceği bir başka kuyruklu yalandır. Darbeciler, DP'nin erken seçim yapacağını haber alınca, Darbeyi planladıkları tarihten önce yapmışlardır.

DP'nin kendine taraftar toplamak için 'Vatan Cephesi' adı altında bir oluşum kurması darbe gerekçesi sayılmıştır. Bir partinin kendine taraftar bulma amacıyla yaptığı çalışmayı Darbe gerekçesi saymak deli saçmasından ibarettir.

Öğrencilere ve üniversite mensuplarına saldırıldığı bir başka yalandır. Bütün bunların hepsinin Darbeye zemin hazırlamak için uydurulduğu bizzat Darbeciler tarafından açıklanmıştır.

Subayların tahkir edildiği ve ekonomik bakımdan zorlandığı bir başka yalandır. Ordu mensupları hem asker olarak, hem de sivil hayatta en iyi şartları DP döneminde yaşamıştır.Tek kelimeyle söylenecek olursa 27 Mayıs Darbesi ülkemizin elli yıllık insan birikimini bir gecede imha etmiştir.

İmha hareketinden nasibini alan 600 siyasi ve bürokrat genel olarak kamuoyunda bilinmektedir. Bunların üçte ikisi mebus, bir çoğu vali, emniyet müdürü, belediye başkanı gibi ülkemizin yönetim birikimidir.

Kökten imhaya uğrayan ancak bilinmeyen bir başka kurum daha vardır ki, bu kurum Darbeci subayların mensup olduğu Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bizatihi kendisidir. Darbeciler akıl almaz bir mantıkla hareket ederek 'Sıfır general' formülü çerçevesinde 235 general ve tam 5.000 subayı bir gecede emekliye sevketmişlerdir.

Bir ülkenin 50 yıllık askeri yönetici birikimini bir gecede tasfiye eden, ordudaki hiyerarşiyi teğmenin albaya emir vereceği konuma geçirten Darbecilere maalesef 'dur' diyen de çıkmamıştır.

Darbeciler hızlarını bununla da alamamış bu kez üniversite camiasına el atmışlardır. En stratejik desteği aldıkları üniversite mensuplarını önce listeleyen, daha sonra 'şucu bucu' diye çeşitli gruplara ayıran Darbeciler ülkenin akademik insan birikimini de göz kırpmadan yoketmişlerdir.

Hepsinden önemlisi 27 Mayıs Darbesi ile Silahlı Kuvvetler bünyesinde başlayan siyasi deprem uzun yıllar boyunca sürmüş, bu süreç 22 Şubat ve 21 Mayıs 1961'de bir albayın siyasi iktidarı ve TSK'nın tavrını beğenmeyerek Darbeye kalkışmasına sebep olmuştur. TSK'nın bu virüsü bünyesinden atması uzun yıllar almış, faturası ağır olmuştur.

Albay Talat Aydemir'le darbeye kalkışan Harp Okulu öğrencileri okuldan atılmış 1.500 subay adayı ve 100 subay tasfiye olmuştur.

Darbeler ve darbe girişimleri bir ülkeyi geriye götüren, darbecilere de sonradan büyük pişmanlık veren gayrimeşru oluşumlardır. Darbenin önde gelen isimlerinden Binbaşı Orhan Erkanlı'nın üç itirafını arka arkaya koymak 27 Mayıs Darbesi'yle ilgili sanırız bir fikir verir:

(...) 28 Mayıs sabahı ne yapılacağını bilmiyorduk. (...) üç gündür Türkiye'yi idare ediyorduk. Ancak yıktığımız devletin altında kalmıştık.

(...) 27 Mayıs'ı savunan kimse kalmamıştı ortalıkta. Bizler yaptığından utanan pişman olan kişiler haline gelmiştik.

Ve bir ifşaat da bir ülkenin yönetimini tümden yargılayan ve ölüm cezasına çarptıran Mahkeme Başkanı Salim Başol'dan: Hükümleri biz vermedik. Hüküm, hükümlüden sorulur mu? Onları buraya getiren kuvvet böyle istiyordu.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  636795

-