2 HAZİRAN 2020 SALI

Hüseyin Yağmur

28 ŞUBAT DARBESİ'NDEN BAZI FOTOĞRAFLAR

Hüseyin Yağmur

           

Bugün; bundan 20 yıl önce 4 Şubat 1997'de Ankara Sincan'da tankların kışladan çıkarılarak yürütülmesi ile başlayan '28 Şubat Darbe Sürecini' anlatacağız.       

                                                

1995 yılında yapılan genel seçimlerde yüzde 21.38 oy alarak sandıktan zaferle çıkan Necmettin Erbakan, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi. Ancak Refah Partisi, Meclis'te güvenoyu alabilmek için yeterli milletvekiline sahip değildi. Erbakan'ın ilk denemesi başarısız olmuştu. Bunun üzerine Demirel, seçimlerde ikinci olan ANAP lideri Mesut Yılmaz'a hükümeti kurma görevi verdi. Yılmaz ve DYP lideri Tansu Çiller, 53. Hükümeti kurma konusunda anlaştılar. Fakat bu hükümetin ömrü sadece üç ay sürebildi.

 

Demirel, hükümeti kurma görevini ikinci defa Erbakan Hoca'ya verdi. Erbakan, yapılan pazarlıkların ardından Çiller'le birlikte tarihe ‘Refahyol' olarak geçen 54. Hükümeti kurdu. Koalisyon protokolü çok netti: İlk olarak Başbakan, Erbakan olacaktı, iki yıl sonra ise Başbakanlık görevini Tansu Çiller alacaktı. Yani iki yıl arayla başbakan değişecekti. Cumhurbaşkanı Demirel'in onay verdiği Refahyol Hükümeti 28 Haziran 1996'da göreve başladı.

 

Ancak işler hiç de iki liderin beklediği gibi gitmedi, dört yıl süreceği planlanan Refahyol Hükümeti sadece bir yıl dayanabildi.

 

Demokrasiye Karşı Tank Paleti

 

4 Şubat 1997 günü Tankların Sincan'dan geçişi, ertesi gün yapılan DYP Genel İdare Kurulu toplantısının da ana gündemini oluşturdu. Bazı üyeler durumun giderek kontrolden çıkmakta olduğunu, bütün Türkiye'nin bir askeri müdahalenin ayak seslerini duymakta olduğunu, kulislerin ana konusunu darbe tartışmaların oluşturduğunu dile getiriyorlardı. Erbakan'la bu işin yürümeyeceği bir an önce hükümetten çekilinmesi gerektiği söyleniyordu. Ama Çiller bu tür önerilere kapalı olduğunu sert bir ifadeyle ortaya koyuyordu.

 

Bu tarihi  toplantıda en cesur öneri de DYP Genel Başkan Yardımcısı ve Manisa Milletvekili Rıza Akçalı'dan geldi: "Sayın Başbakanım taviz vermeyin. Sizin gözünüzü korkutmaya çalışıyorlar. Artık askeri darbeler devri kapandı. Tanklar yürüyorsa eğer, siz de aynı Yeltsin'in Moskova'da yaptığını yapın. Çıkın tankın üstüne. Kahraman olursunuz, Türk milleti sizi bağrına basar..."

 

O ana kadar konuşmaları sessizce dinleyen Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan şu müdahaleyi yapmıştı:"Efendim bu olaylar öyle dışardan göründüğü gibi değil. Türkiye'nin gerçeklerini bilmek lazım. Türkiye bugüne kadar 27 Mayıs'ı yaşadı, 12 Mart'ı yaşadı, 12 Eylül'ü yaşadı. O günlerde de Sayın Akçalı gibi rijit (sert) laflar söyleyenler, lafta kahramanlıklar yapanlar vardı. Ama sonra ne oldu, bu tür lafları edenler de dahil kimse kafasını camdan dışarı bile çıkaramadı. Böyle duygusal olmaya hiç gerek yok. Biz gerçeklere bakalım..."(Vatan,2003)

 

Generallerin seçilmiş hükümeti devirmek için başlattıkları süreç, devlet ve toplum üzerinde büyük tahribatlara yol açtı. Karanlık odaklar, 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan dokuz saat süren MGK toplantısıyla, Refahyol hükümetinin düşürülmesi için düğmeye bastı.

Generaller ; medya, yargı ve sivil toplum örgütü kisvesi altındaki kuruluşları brifinglerle, cadı avına hazırladı. Ve Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri başlamış oldu.

 

Binlerce insan irticacı diye fişlendi. Başörtüsü nedeniyle öğrenciler, öğretmenler okullarından atıldı. Toplumun her kesiminden inançlı insanlar işlerinden edildi, kumpas kuran mahkemeler aracılığıyla hapislere tıkıldı. 'İrtica' paranoyası üzerinden kadın, erkek, çocuklara zulmedildi. Seçilmiş hükümet, karanlık güçlerin oyunlarıyla düşürüldü. Bunu fırsat bilen Türkiye düşmanları, ceplerini doldurdu. El konulan bankalar aracılığıyla 50 milyar dolar hortumlandı.

 

Erbakan'la birlikte toparlanan Türkiye'nin ekonomisine de büyük darbe vuruldu. Yükselen Anadolu sermayesinin önü kesildi. Devlette güvenin yerini McCarthy'yi aratmayan fişleme dalgasının aldığı, 2.500 subayın ordudan 'irticacı' yaftasıyla atıldığı, 6 milyon kişinin dini inançlarıyla fişlendiği, eğitim ve öğretimde yasakların hayatımıza girdiği, milyonlarca gencin mağdur edildiği bir süreçti bu.

 

Milletvekillerini Tehdit ve Menfaatle Tasfiye Ettiler

 

Genelkurmay içerisine yuvalanmış Batı Çalışma Grubu adı altında faaliyet gösteren cunta yapılanması ‘Milli İradeye tecavüz' operasyonunu 1997 yılında 54. Hükümeti devirerek tamamlamıştı. Şimdi sırada siyasi dengeleri, yeniden dizayn edilme süreci vardı.Refah-Yol Hükümetini devirme çalışmasında Refah Partisi'nden fire verdiremeyen cuntacılar, 135 vekili olan DYP üzerinde yoğunlaşmış, Tansu Çiller'in DYP'sinden 37 vekil istifa ettirilip Süleyman Demirel'in gölgesinde hareket eden Hüsamettin Cindoruk'un kurduğu DTP'ye geçmesi sağlanmıştı.

 

Türk siyasi tarihinin en kara sahifelerinden olan o günler, çeşitli şahitler tarafından sonraki yıllarda kayıt altına alınmıştır.

 

Dönem Milletvekili Mustafa Kamalak şu  şahitliği yapar: Milletvekillerine 'Ya istifa edin ya da Yassıada'ya gidersiniz. Yassıada'da yerleriniz belli. Senin numaran budur.' diye baskılar yönetildi. (Hürriyet,2016)

 

1997 Haziran'ında Refahyol Hükümetinin adım adım yıkılışına bizzat şahitlik ettiğini söyleyen emekli gazeteci Hasan Sargıner de şu açıklamalarda bulunur: “Korkunç bir siyaset mühendisliği uygulanıyordu. İsmet Sezgin'in yönettiği organizasyonda aralarında N.M., Y.E., H.Ü., M.B.'nin de bulunduğu onlarca DYP'li vekil bu binaya getirildi. Ederlerine göre, 100 ila 250 bin dolar arasında paralara satın alınan DYP'li vekiller binadan ayrıldıktan sonra Meclis'e koşup istifa ettiğini açıkladı. Balgat'taki o şirkete hangi DYP'li geldiyse çantasında bir tomar parayla ayrılıp soluğu DTP'de aldı” (Akit,2012)

 

Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi'nin kurduğu 54. Hükümeti devirme çalışmasında Refah Partisi'nden fire verdiremeyen cuntacılar, 135 vekilli DYP'yi 98 milletvekiline kadar düşürmüştü.

 

Bir 28 Şubat Darbe Aktörü Olarak Mesut Yılmaz

 

Türkiye demokrasi tarihine kara leke olarak geçen 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu kararları öncesi ve sonrasında Refahyol hükümetinin iktidardan gitmesi için çabalayan ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın oynadığı rol ara rejimin başbakanı olarak son buldu. Yılmaz, 28 Şubat MGK'sı öncesinde ve sonrasında yaptığı açıklamalar ile adeta halkı 'darbe geliyor, bu hükümet gitmezse darbe olacak' mesajları verdi.

 

Yaptığı açıklamalar ile vatandaşı darbeyle korkutan Yılmaz, kendisinin başbakanlığında bir hükümetin kurulması yönünde açıktan mesajlar verdi. Milletin verdiği oylarla kurulan meşru hükümete karşı uygulanan baskının karşısında yer almayarak, demokrasinin yara almasına neden oldu.

 

Yılmaz 24 Şubat günü açıkça şunları söylemişti: 'Hükümet, Cumhurbaşkanı'nın çarşaf çarşaf yayınlanan uyarılarını anlamayacak kadar kör. TSK, Sincan benzeri bir uyarıyı 28 Şubat'ta da yapacak.'

 

Yılmaz, tanklarla korkutma demecinin hemen ertesi günü 25 Şubat'ta da bu kez 'Ordu'nun hükümetin gitmesini istediğini' belirterek başbakan olmak istediğini ifade etti.

 

Yılmaz, 25 Şubat'ta şunları söyledi: 'Ordu, bu hükümetin gitmesini istiyor. Ben darbeyi önlemek için yeni bir hükümet oluşumu konusunda özveriye hazır olduğumu söylüyorum'

 

Yılmaz, 26 Şubat'ta ise herkesin aklını başına alması gerektiğini belirterek, 28 Şubat'a doğru mesajlarını sertleştirdi: 'Gelin darbe olmasın, rejim tehlikeye uğramasın diye işbirliği yapalım. Darbeye karşı uzlaşma çağrısı yapıyorum. Herkesin aklını başına alması lazım'

 

Yılmaz, Refahyol'un istifasıyla birlikte zaman kaybetmeden Cumhurbaşkanı Demirel'den başbakanlık görevi istedi. Başbakan Erbakan, istifasını sunarken Çiller başkanlığında yeni hükümetin kurulması beklentisini dile getirmiş ve güvenoyu alacak olan hükümetin milletvekillerinin imzasını sunmuştu.

 

Ancak Yılmaz, adeta 'Beni başbakan yapın' diyerek Erbakan'ın istifa ettiği 18 Haziran'da şu çağrıyı yaptı: 'Hükümeti kurma görevi partilerin büyüklük sırasına göre liderlere verilmelidir. Görev ayırsam, başında kim olursa olsun ANAP ile DYP'nin işbirliği için DYP'nin kapısını çalarım'

 

İşte bunun için dönemin Genelkurmay başkanı İsmail hakkı Karadayı, ses kaydında 'Mesut Bey, size altın tepside iktidar teslim ediyoruz. Bunu iyi değerlendirin, dedim. Sekiz yıllık eğitim, milletvekili dokunulmazlığı, 7 tane şey saydım. Hepsini sırıtarak dinledi' diyordu. (Yeni Şafak,2012)

 

Genelkurmay içerisine yuvalanmış Batı Çalışma Grubu adı altında faaliyet gösteren cunta yapılanması 6 milyon insanı fişlemiş, yüz binlerce insanın eğitim hakkı ellerinden alan kararları dayatmış, bir o kadarının da dini inançları yüzünden çalıştığı kurumlardan atılmasını sağlamıştı.

 

Medyanın hükümet karşıtı yayınları, Sincan'da tankların yürütülmesi ve 28 Şubat'ta yayınlanan MGK bildirisinin ardından Erbakan Hoca, 30 Haziran 1997'de Demirel'e istifasını sundu

 

Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan, istifasını 18 Haziran'da sunarken hükümet ortağı DYP'nin Genel Başkanı Tansu Çiller'in başkanlığında yeni bir hükümet kurulması için görev beklediklerini de belirtmişti. Daha önce iki partinin yaptığı protokol de Demirel'e hatırlatılmıştı.

Bu beklentiyi somutlaştırmak için RP, DYP ve BBP milletvekillerinin yeni kurulacak hükümete güvenoyu vereceklerine dair mektubu da sunmuştu. Ancak Demirel bu teminata uymadı. 'Mektup beni bağlamaz' demecini veren Demirel, Çiller ve Erbakan'a sıcak bakmadığını kamuoyu ile paylaştı.

 

Asker, RP'yi yeniden iktidarda görmek istemiyordu. Erbakan'ı başbakan yardımcısı olarak bile iktidar olmasını istemiyordu. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Demirel, hükümet kurma görevini Tansu Çiller'e vermedi ve Yılmaz görevlendirildi.

Yılmaz da, Bülent Ecevit'in genel başkanı olduğu DSP ile DYP'den ayrılanların kurduğu ve Hüsamettin Cindoruk'un genel başkanı olduğu Demokrat Türkiye Partisi ile üçlü koalisyon kurdu. Yılmaz, bir buçuk yıl iktidarda kaldı. (Yeni Şafak,2012)

 

Bir 28 Şubat Darbe Aktörü Olarak  Dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı

 

24.02.1997'de Genelkurmay Başkanı Karadayı İsrail'i Ziyaret etti. REFAHYOL Hükümeti kendisinden önceki hükümetlerin büyük önem verdiği Türkiye-İsrail ilişkilerini olması gereken makul bir seviyeye indirmeye çalışırken buna karşı, Türk Genelkurmay'ı nedense bu ilişkileri daha da hızlandırmaya gayret ediyordu.

 

28 Şubat öncesindeki günlerde Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı, İsrail'i ziyaret eden ilk Türk Genelkurmay Başkanı oluyordu. 24 Şubat'ta İsrail'e giden Karadayı, Tel Aviv'de İsrail Genelkurmay Başkanı General Amon Lipik Şahak tarafından sıcak bir törenle karşılandı. İsrail Savunma Bakanı İzak Mordehay ile de görüşen Karadayı, 2. Dünya Savaşı'nda ölen Yahudiler için Soykırım Anıtı'na, ertesi günü 25 Şubat'ta da İsrail Batı Şeria'yı işgal ettiği 1967 Arap-İsrail savaşında ölen İsrail askerlerinin mezarlarına çelenk koydu. Karadayı burada yaptığı açıklamada, Çevik Bir'in ABD'de söylediği sözlerin arkasında olduğunu ifade etti.(Yeni Şafak,2012)

 

Karadayı bu geziden memnuniyetle dönüyor ve ayağının tozuyla 28 Şubat MGK Toplantısı'na katılıyordu. İsrail ile yapılan savunma sanayii işbirliği, bu ülke firmalarına tek kaynak olarak ihaleye çıkılmadan belli başlı silah projelerinin verildiği döneme de damgasını vurdu. İsrail firmalarına tek kaynak olarak verilmesi nedeniyle Türk savunma sanayii alt yapısının gelişmesine engel oluşturan, o dönemin en önemli modernizasyon projeleri arasında; F-4 ve F-5'ler ile 170 adet Amerikan yapımı M 60 tankları yer alır. (Taraf, 2012)

 

Bir Başka 28 Şubat darbe Aktörü olarak Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir

 

1995 yılında Genelkurmay 2. Başkanlığı'na getirilmesinden itibaren defalarca Tel Aviv'e gidip gelen Bir, 1996'da Konya semalarını İsrail uçaklarına açan askeri işbirliği gibi birçok anlaşmaya imza koydu.

 

Çevik Bir, Genelkurmay 2. Başkanlığı'na getirildiği 1995 yılından itibaren defalarca İsrail'e gidip geldi. İsrail'le başta askeri anlaşmalar olmak üzere her alanda işbirliğinin geliştirilmesi için çaba gösterdi. Bir, iktidarın büyük ortağı Refah Partisi'nin karşı çıkmasına rağmen İsrail'le TSK adına çok önemli anlaşmalar gerçekleştirdi.28 Şubat darbesinden birkaç gün önce, Çevik Bir ABD'deyken, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı da askeri işbirliği temasları kapsamında İsrail'deydi.(Yeni Şafak,2012)

 

Prof. Dr. Fuat Keyman yaşanan darbe sürecini şöyle analiz eder:28 Şubat, diğer darbeler gibi, parlamenter demokrasiye, Türkiye'ye ve bu ülkede yaşayan herkese karşı yapılmış bir darbeydi. Türkiye halkı bir bütün olarak, darbe için aldatıldı. CHP ve solun toplumdan, toplumsal katmanlardan ve kültürel kimliklerden kopmalarına neden oldu. Darbeler, CHP ve sola büyük zarar verdi. İronik bir biçimde de CHP ve sol, darbelerden büyük zarar görürken, kendileri de kendilerine zarar veren bu darbeleri destekledi. Bu anlaşılmaz ve kabul edilemez bir tavırdır. (Keyman,2012)

 

HAFTAYA: 31 MART DARBESİ ve SULTAN 2.ABDÜLHAMİT'İN TAHTTAN İNDİRİLMESİ

                                                       KAYNAKLAR

 

Akit Gazetesi,24.4.2012

 

Hürriyet Gazetesi, 25.2.2016

 

Radikal Gazetesi 22.04.2012

 

Taraf Gazetesi, 14.4.2012

 

Vatan Gazetesi, 7.9.2003

 

Yeni Şafak Gazetesi, 16.2.2012

 

Yeni Şafak Gazetesi,18.4.2012

 

Yeni Şafak Gazetesi,24.4.2012

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  132366

-