31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

28 ŞUBAT DARBESİ’NİN BİNİNCİ YILINDA (2)

Hüseyin Yağmur

28 Şubat Darbesi'nin mağdurlarından Başbakan Necmeddin Erbakan'ın aziz hatırasına… 

Şüphesiz bu büyük bir oyundu ve bu oyunun bir çok aktörü vardı. Bu aktörleri yeterince tanımadan 28 Şubat Darbesini, anlamamız mümkün değildir. Darbenin bir kısım aktörü çeşitli kurum ve kuruluşlardı. Bunların başında Türk Silahlı Kuvvetleri olarak tanımlanan ‘ordu' geliyordu.

Darbenin Aktörleri

Ordu

Sahnede görünen en büyük aktör bizatihi ordunun kendisiydi. Türk Silahlı Kuvvetleri o günlerde daha önce defalarca yaptığı gibi vatan savunmasını bırakmış politik bir aktör olarak siyaset sahnesinde yerini almış ve mevcut Hükümeti devirmeye soyunmuştu.

“Askeri bürokrasi yılların verdiği  alışkanlıkla kendini gerçek iktidar sahibi olarak görüyordu. Bu nedenle Cumhuriyet rejiminin arkasında durarak kendini sürekli revize eden bir darbe geleneği oluşturmuşlardı” (Dinçer,2015:38).

Generaller, devleti yönetenleri çeşitli dozlarda uyarıyor veya tehdit ediyorlardı. Uyararak korkuttuklarından biri Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel'di.Çillerin Danışmanlarından Şükrü Karaca, Genelkurmay Başkanlığı'na çağrılan dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, çıkışta yanında bulunanlara, "Postu ve canımızı zor kurtardık." dediğini nakleder (Karaca,2011).

Dönemin Bakanlarından Hasan Ekinci, Necmettin Erbakan'ın Başbakan olmasına dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın başından beri karşı olduğunu belirterek, bu anlamdaki  bir anısını şöyle anlatır: “Seçimden birinci parti çıkmasına rağmen Genelkurmay Başkanı Karadayı, Erbakan Hoca'nın Başbakan olmasını istemiyordu. Karadayı başından beri Refahlı bir Hükümete ve Erbakan'ın Başbakanlığına karşıydı (Ekinci,2012).

28 Şubat'ın Darbeci generalleri gözlerini iyice karartmışlardı. Dirençlerine rağmen Erbakan Başbakan olunca bu kez başka yöntemler denemeye başladılar. O kadar ki hızlarını alamayıp Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ı iki kez polis ve jandarmayla kuşattırıp gözaltına almak istediler.

O dönem Refah Partisi milletvekili olan Şeref Malkoç bu anlamda yaşadıklarını şöyle anlatır: Nisan 1998'de Erbakan hoca telefonda bana 'Ankara emniyetinden polisler beni almaya geldiler' dedi. 'Hocam nasıl olur, siz Başbakansınız, evinizde 10 koruma var. Size bunu nasıl yaparlar?' deyince 'Hemen gel' dedi. Balgat'taki konutuna gittim. Elleri silahlı polisler evi kuşatmışlardı. Amirleri ile görüştüm, 'Emir var' dediler. Hemen Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gittim.

Emniyet Müdürü Cevdet Saral'a 'Bunu nasıl yaparsın? Sen bir Başbakanı nasıl polise aldırırsın?' diye sorunca kendisi bana bunun savcı Nuh Mete Yüksel'in talimatı olduğunu söyledi. Emniyet ve hükümetle görüşüp polisleri konuttan geri çektirdik" (Malkoç,2016).

Malkoç, Başbakan Erbakan hakkındaki ikinci tutuklama girişiminin de Eylül 1999'da Erbakan'ın Altınoluk'taki yazlığında gerçekleştiğini şu sözlerle anlatır: Hocanın bir davadan cezası kesinleşmiş, infazı için tebligat yapılmıştı. Ancak 7 günlük süre vardı. Biz de infazın ertelenmesi için yargıya müracaat etmiştik. Bir sabah hoca telefonla aradı. 'Jandarmalar evi sarmış, beni almaya gelmişler' deyince 'Hocam nasıl olur? Süre daha dolmadı' dedim ve hemen savcıyı aradım. Savcı bana Erbakan hocayı alıp hapse koyacağını belirtince 'Kanun hükmü açık, yapamazsın' diye itiraz ettim. O savcı bana 'Kanunu senden öğrenecek değilim' cevabını verdi. Hikmet Sami Türk'ü arayıp 'Savcı bile bile kanunu çiğniyor, sesin çıkmıyor. Hocamızın yasal erteleme talebini niçin engelliyorsun? Dedim. Hikmet Sami Türk ilgilendi ve 5 gündür çıkmayan erteleme birkaç saat içinde çıktı. Eğer çıkmasaydı Erbakan, o gün Swiss Otel'de kameralar önünde gözaltına alınacaktı (Malkoç,2016).

Malkoç, Genelkurmay Karargahında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başbakanı Necmettin Erbakan'a omuz atan askerlerin olduğunu iddia ederek şunları söyler: Başbakana ağır hakaretler yapılıyor ve devlet geleneğine uymayan sözler söyleyen paşalar bulunuyordu (Malkoç,2011).

Tansu Çiller'in 'Kara Kutusu' olarak tanınan danışmanı Şükrü Karaca, bu anlamda daha ilerisini söyleyerek önemli bir iddia ortaya atar: "Erbakan'ı bir teğmene tokatlattıracaklardı" (Karaca,2010).

Nitekim Darbeci Generallerin talimatıyla 4 Mayıs 1997 günü Merzifon Jet Üssü'nde düzenlenen törende Başbakan Erbakan gelince subaylar ayağa kalkmayarak (Haksözhaber,2013). siyasi iradeye ve Başbakana meydan okumuş oldular. Ne var ki bu yapılanların tümü Darbeci generallerin yanına kar kalıyor hiçbir cezai müeyyide ile karşılaşmıyorlardı.

Generaller o günlerde Başbakan Yardımcısı “Tansu Çiller'e de kendi aralarında ‘Fadime' diye hitap ediyorlardı. Generaller, Başbakan yardımcısı Çiller'i de özel evraklarına kadar takip ediyorlardı.

28 Şubat sürecinde MGK'ya davet edildiğini anlatan Çiller'in danışmanlarından   Hüseyin Kocabıyık  bu anlamda çok tartışılacak bir iddiada bulunur: “Bir gün Tansu Hanım Genelkurmay Başkanı'na gitti. Orgeneral Karadayı, masasının üzerine faksları dizmiş. Bizim Tansu Hanım'a gönderdiğimiz fakslar aynı anda Genelkurmay'a da gidiyormuş. Paşa, “Bakın, her şeyden haberimiz var” demiş”(Kocabıyık,2010).

Generaller sadece Başbakan Erbakan'a ve Başbakan yardımcısı Çiller'e karşı değil diğer Genel Başkanlara da benzer bir abluka uygulamaktaydılar.Dönemin Büyük Birlik Partisi yöneticisi Remzi Çayır, Muhsin Yazıcıoğlu'ndan dinlediği olayı şöyle anlatır: "Güven oylamasından önce kendisini albay olarak tanıtan biri Muhsin Yazıcıoğlu ile yüz yüze görüşmek istediğini söylüyor. Rahmetli, albayı Oran'daki lojmanlarda bulunan evine çağırıyor. Albay gece yarısı lojmana geliyor. Ordu içindeki rahatsızlığı söylemek üzere bir dosya ile gelen albay, 'Siz bu hükümete güvenoyu vermemelisiniz. Verdiğiniz takdirde darbe olacaktır. Parlamento işlevini yitirecektir ve Türkiye birçok şey kaybedecektir, bu yüzden sizin destek vermemeniz gerekir' diyor. Bu albayın ziyareti aslında başlı başına bir tehditti. Başkan da 'Milletin seçtiği bir parti var. Beğenelim, beğenmeyelim. O partiyi oyunun dışına itmek doğru değildir " (Çayır,2012).diyor.

Refah-Yol iktidarının Devlet Bakanı Salim Ensarioğlu da yaşadıklarını şöyle anlatır: “Askerler rahatsız, istifa ederseniz ömür boyu milletvekili ve bakan olursunuz” teklifi yapılıyordu. Bakanlar Kurulu üyeleri psikolojik baskı amaçlı brifing için Genelkurmay'a çağrılıyordu. Başbakan Necmettin Erbakan karargaha 5 dakika geç geldiği için generaller tarafından karşılanmamıştı. Hükümet baskı altındaydı. Bakanlar Kurulu'nu brifing vermek için Genelkurmay'da topladılar. 5 saat sürdü brifing. Resmen orada Hükümet ve siyasi otorite ikinci planda gösterilmeye çalışıldı. Başbakan orada oturuyordu, paşaların tavırları, havaları, omuz vurmaları her  tür hareketleri vardı. Psikolojik bir baskıydı, brifing değildi” (Ensarioğlu,2012).

Dönemin Bakanlarından Bekir Aksoy da generallerin Hükümete müdahalesi ile ilgili şu olayı nakleder: 28 Şubat'tan birkaç gün sonra bir kuvvet komutanı beni yemeğe davet etti. Söylediği aynen şuydu :

RP kanadı 250-300 civarında yüksek bürokrat tayin etmiştir. 60 bin kişilik ayrı bir kadrolaşma yapılmış. Dedim ki “Bilgileriniz yanlış. RP'nin kendilerine bağlı bakanlıklarda söylediğiniz kadar üst düzey bürokrat yok. Kimseyi de tayin edemediler. O zaman dörtlü kararnameydi. Tansu hanım çoğunu imzalamadı, çoğu tayin edilemedi. Ayrıca bu hükümet zamanında da bir tane bile açılmış İHL yoktu (Birand ve Yıldız,2012:213).

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'e yönelik olarak bir generalin "Git söyle o kadına, ileri geri konuşmasın. Gelirsek İçişleri Bakanlığı'nın önünde yağlı kazığa oturturuz..."   (Akit,2010) sözleri de sonradan bütün kayıtlarda yerini almıştı.

Dönemin Refah  Partisi milletvekili Mustafa Kamalak da başından geçen olayı şöyle anlatır: 28 Şubat Darbesi  öncesi gazetelerde bir demecim vardı. DYP Milletvekili Hasan Ekinci TBMM genel kurulunda yanıma yaklaştı ve “Sayın Kamalak yerinizi öğrendiniz mi?” dedi. “Sayın başkan ne demek yerinizi öğrendiniz mi açar mısınız biraz? dedim. Ekinci bana cevaben “Yerleriniz belli, ancak Yassıada'mı başka yer mi, onu bilemiyorum?” dedi (Birand ve Yıldız,2012:203).

Darbeciler mahkemeleri de abluka altına almış yargı mensuplarına Ankara'da brifing vermişlerdi. Başbakan Erbakan'ın korumalarına yapılan muamele, 28 Şubat darbe günlerindeki yargının halini gösteren sembolik bir örnektir.28 Şubat Darbe Günlerinde Kocaeli'ndeki gemi indirme törenine Başbakan Erbakan'ın korumaları Fuat Sarıtaş ve Vahap Kanıtoğlu listede isimleri bulunmasına rağmen alınmamışlardı. Kısa süreli protokol krizi sonrası korumaların peşini bırakmayan Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, iki isim hakkında yakalama kararı çıkarttırmıştı.

Refahyol'a karşı yürütülen kampanyanın en önemli örneklerinden biri olan protokol krizi, Erbakan'ın küçük düşürülmesi amacıyla psikolojik harekat operasyonuna dönüştürüldü. Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Sarıtaş ve Kanıtoğlu'nun yakalanması için İçişleri Bakanlığı'na ve Başbakanlık'a 'tehdit' ve 'uyarı' niteliğinde bir mektup yazdı. Mektupta 'İlgili personel hakkında ivedilikle işlem yapılmasını, aksi takdirde Genelkurmay Başkanlığı'nca doğrudan gerekli yasal işlemlere başlanacaktır" ifadelerine yer verildi.Bunun üzerine avukatıyla Donanma Komutanlığındaki askeri mahkemeye ifade vermek üzere giden Fuat Sarıtaş, Donanma Komutanlığının girişinde yaşadığı ilk şoku   şöyle anlatır: Avukatla birlikte Gölcük Donanma Komutanlığı'na gittik. Avukata 'Sen dışarı çık, burada CMUK geçmez' dediler (Sarıtaş,2012).

Mahkeme sürecinde askeri hakim ve savcıların kendilerini 'kafalarına göre' yargıladığını ifade eden Kanıtoğlu, 'Bizi donanmaya almayan binbaşı kendi açıkladı. Batı Çalışma Grubu üyesiymiş' derken Fuat Sarıtaş, askeri mahkemedeki duruşmada avukatı Burhan Apaydın ile askeri hakim arasında yaşanan ilginç bir diyalogu anlattı. Apaydın'ın hakime, 'Bu adamları burada yargılamanız suçtur' deyince hakimin  'Bırak yargılamayı, istesem bu adamları karşımda 1 ay dansettiririm, kralı da karışamaz' dediğini söyledi. Hapisteyken eski Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın ziyaret için gönderdiği adamların bile donanmadan içeri alınmadığını ifade etti.2.5 ay Konya Askeri Cezaevi'nde kalan Sarıtaş ve Kanıtoğlu, cezaevinin darbe için hazırlandığına tanıklık etti. Sarıtaş, üst düzey askerlerin kendilerine "Mahzenleri darbede siviller gelir diye temizledik" dediğini anlattı (Kanıtoğlu,2012).

O günlerde yazılan ve sonradan ele geçen Genelkurmay 2. Başkanının emri olduğu belirtilen belgede ilginç bilgiler yer alıyordu. Talimatla yazılan mektuplarda eski Milli Savunma Bakanı Mehmet Gölhan'a karşı nasıl bir yol izleneceği anlatılıyordu.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  282789

-