28 MAYIS 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

28 ŞUBAT DARBESİ’NİN BİNİNCİ YILINDA (3)

Hüseyin Yağmur

28 Şubat Darbecilerine karşı dik duruşunu hiç bozmayan şehid Muhsin Yazıcıoğlu'nun aziz hatırasına…

 28 Şubat Darbe Döneminin Sivil Aktörleri

 28 Şubat Darbesi'nin kurumsal aktörleri olduğu kadar şahsi kimlikleriyle önemli roller almış aktörleri de mevcuttu. Bunların başında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel geliyordu.

 Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

 Em. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi'ye göre “28 Şubat Süreci Demirel'in Cumhurbaşkanlığı ile başlamıştı.”Nitekim Dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Weizman İsrail'in Sesi radyosuna şu açıklamayı yapmıştı: “Süleyman Demirel'i çok iyi tanıyorum ve Ordu'nun da kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. Şu anda korku üzerine değerlendirme yapmanın bir anlamı yok” diyordu (Güner,1996). 

 Demirel, Dönemin Refah Partisi Milletvekili Merve Kavakçı için başörtüsüyle Meclis'te yemin etme girişiminde bulunduğu için ‘ajan provokatör' yakıştırması yapmıştı.Tankların yürüdüğü haberi Ankara'da olağanüstü bir fırtına estirmişti. Haberi duyan Cumhurbaşkanı Demirel, olup biteni birinci ağızdan öğrenebilmek için hemen Genelkurmay Başkanı Karadayı'yı arayınca Karadayı "Sincan'da olup bitene sessiz kalamazdık Sayın Cumhurbaşkanım.Çok rahatsız ve kaygılıyız. Gün geçtikçe azıtıyorlar. Her gün yeni bir gelişme oluyor. Bu böyle devam edemez..." demiş Demirel de "Böyle devam etmeyecek" diye cevap vermişti (Vatan,2003).

 Dönemin şahitleri de Demirel'in darbede de nasıl görev aldığını ayrıntıları ile anlatırlar. Fehmi Koru  şu ayrıntıyı nakleder: O dönemde Demirel çok belirgin bir rol oynuyordu. Tek tek telefon ederek milletvekillerinin partilerinden istifa etmelerini ve böylece hükümetin düşmesini Süleyman Demirel sağladı (Birand ve Yıldız,2012:236).

 Tansu Çiller'in danışmanı gazeteci-yazar Memduh Bayraktaroğlu, dönemin Cumhurbaşkanı Demirel için “Hem medyaya hem de askerlere en güçlü destek ondan geldi… Demirel'in yerinde başkası olsaydı askerler o kadar cesaretli olamazlardı” demişti (Bayraktaroğlu,2012).

 Devlet eski Bakanı Salim Ensarioğlu da bu anlamda şu hatırasını nakleder: Demirel Cumhurbaşkanı, ben bakandım. Köşk'te buluştuk. 'Ben bunları yapmazsam, askeri idare etmezsem 13 Haziran'da ihtilal olacak' dedi” (Ensarioğlu,2011).

 Demirel son olarak tarihi rolünü ustaca oynamış ve “Siyasal çoğunluk sayısal çoğunluktan önemlidir”(habervaktim,2010). Diyerek Hükümeti kurma görevini sayısal çoğunluğu olan Tansu Çiller'e değil de Mesut Yılmaz'a vermişti.

 ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz

 Türkiye demokrasi tarihine kara leke olarak geçen 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu kararları öncesi ve sonrasında Refahyol hükümetinin iktidardan gitmesi için çabalayan ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın oynadığı rol ara rejimin başbakanı olarak son buldu. Yılmaz, 28 Şubat MGK'sı öncesinde ve sonrasında 'darbe geliyor, bu hükümet gitmezse darbe olacak' şeklinde yaptığı açıklamalar ile mesajlar verdi.

 Yaptığı açıklamalar ile vatandaşı darbeyle korkutan Yılmaz, kendisinin başbakanlığında bir hükümetin kurulması yönünde açıktan mesajlar verdi. Milletin verdiği oylarla kurulan meşru hükümete karşı uygulanan baskının karşısında yer almayarak, demokrasinin yara almasına neden oldu.Yılmaz 24 Şubat günü açıkça şunları söylemişti: 'Hükümet, Cumhurbaşkanı'nın çarşaf çarşaf yayınlanan uyarılarını anlamayacak kadar kör. TSK, Sincan benzeri bir uyarıyı 28 Şubat'ta da yapacak' (Yenişafak,2012).

 Yılmaz, tanklarla korkutma demecinin hemen ertesi günü 25 Şubat'ta da bu kez 'Ordu'nun hükümetin gitmesini istediğini' belirterek başbakan olmak istediğini ifade etti. Yılmaz, 25 Şubat'ta şunları söyledi: 'Ordu, bu hükümetin gitmesini istiyor. Ben darbeyi önlemek için yeni bir hükümet oluşumu konusunda özveriye hazır olduğumu söylüyorum.'

 Yılmaz, 26 Şubat'ta ‘herkesin aklını başına alması gerektiğini' belirterek,28 Şubat'a doğru mesajlarını sertleştirdi: 'Gelin darbe olmasın, rejim tehlikeye uğramasın diye işbirliği yapalım. Darbeye karşı uzlaşma çağrısı yapıyorum.

 Medyanın hükümet karşıtı yayınları, Sincan'da tankların yürütülmesi ve 28 Şubat'ta yayınlanan MGK bildirisinin ardından Erbakan Hoca, Demirel'e istifasını sundu

 Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan, istifasını 18 Haziran'da sunarken hükümet ortağı DYP'nin Genel Başkanı Tansu Çiller'in başkanlığında yeni bir hükümet kurulması için görev beklediklerini de belirtmişti. Daha önce iki partinin yaptığı protokol de Demirel'e hatırlatılmıştı. Bu beklentiyi somutlaştırmak için RP, DYP ve BBP milletvekillerinin yeni kurulacak hükümete güvenoyu vereceklerine dair mektubu da sunmuştu. Ancak Demirel bu teminata uymadı. 'Mektup beni bağlamaz' demecini veren Demirel, Çiller ve Erbakan'a sıcak bakmadığını kamuoyu ile paylaştı.

 Erbakan'ın istifa ettiği 18 Haziran'da Yılmaz, adeta 'Beni başbakan yapın' diyerek şu çağrıyı yaptı: 'Hükümeti kurma görevi partilerin büyüklük sırasına göre liderlere verilmelidir. Görev alırsam, başında kim olursa olsun ANAP ile DYP'nin işbirliği için DYP'nin kapısını çalarım'

 İşte bunun için dönemin Genelkurmay başkanı İsmail Hakkı Karadayı, ses kaydında 'Mesut Bey, size altın tepside iktidar teslim ediyoruz. Bunu iyi değerlendirin, dedim. Sekiz yıllık eğitim, milletvekili dokunulmazlığı, 7 tane şey saydım. Hepsini sırıtarak dinledi' diyordu (Yeni Şafak,2012).

 Asker, RP'yi yeniden iktidarda görmek istemiyordu. Erbakan'ı başbakan yardımcısı olarak bile iktidar olmasını istemiyordu. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Demirel, hükümet kurma görevini Tansu Çiller'e vermedi ve Yılmaz görevlendirildi. Yılmaz da, Bülent Ecevit'in genel başkanı olduğu DSP ile DYP'den ayrılanların kurduğu ve Hüsamettin Cindoruk'un genel başkanı olduğu Demokrat Türkiye Partisi ile üçlü koalisyon kurdu. Yılmaz, bir buçuk yıl iktidarda kaldı (Yeni Şafak,2012).

 Mesut Yılmaz o günlerde generalleri arkasına alarak kendisine bir iktidar inşa etme politikası izlemişti. Önce bunun için Çiller üzerinde bir plan kurmuş bu plan işlemeyince bu kez Refahyol iktidarının yıkılması için çalışmaya başlamıştı. 24 Mayıs 1997'de Çiller'le ANAP lideri Mesut Yılmaz  hükümet kurma görüşmesi için bir araya gelmişti. Yılmaz, o görüşmede, her zamanki klasik yaklaşımıyla elini omuzlarına götürüp askerleri işaret ederek Çiller'e "Askerler bizim bir araya gelmemizi istiyor. "demişti (Övür,2012).

 Refah-Yol Hükümeti'nin 8 Temmuz 1996 tarihinde TBMM'deki güven oylamasından önce yaşananları Büyük Birlik Partisi (BBP)'nin kurucularından Remzi Çayır şöyle nakleder: Anavatan Partisi Milletvekili Eyüp Aşık, Genel Başkanımız Muhsin Yazıcıoğlu'nun yanına gelerek  Mesut Yılmaz'ın '‘Hükümete destek vermeyin Meclis açık kalsın' şeklindeki darbe imasını iletmişti (Çayır,2012).

 28 Şubat sürecinde Refah Partisi Milletvekili olan Mehmet Bekaroğlu, vekil transferlerinin Meclis'te kurulan 'ikna odalarında' gerçekleştirildiğini, bu oyunda Mesut Yılmaz'ın nasıl kullanıldığını şöyle anlatır: "Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz özel bir ekip kurdu. Bu ekip bayram seyran demeden milletvekillerini belli yerlerde ziyaret ediyorlardı. Bu iş için bazı oteller de kullanıldı. 28 Şubat zihniyeti, başı örtülü kızları ikna etmek için nasıl üniversitelerde ikna odaları kurduysa, bunun Meclis'teki uzantıları da Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında 'ikna odaları' kurmuştu" (Bekaroğlu,2012).

 Bir yandan Hükümeti devirmeye çalışan Mesut Yılmaz, bir yandan da dönemin kudretli generali Çevik Bir'in emir eri gibi hareket ediyordu. Mesut Yılmaz'ın yurtdışına giderken telefonda Çevik Bir'e 'Emirleriniz var mı' diye tekmil verdiği gazetelere haber olarak çıkıyordu (Yeni Şafak,2012). Can Ataklı bu olayı şöyle anlatır: “Mesut Yılmaz, Çevik Bir'i arayarak 'Paşam bir darbe ihtimali var mı, ben kalayım mı' diye soruyor. 'Merak etmeyin' cevabını alınca Paris'e gidiyor" (Ataklı,1997).

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  345248

-