5 HAZİRAN 2020 CUMA

Hüseyin Yağmur

28 ŞUBAT DARBESİ’NİN BİNİNCİ YILINDA (7)

Hüseyin Yağmur

28 Şubat Darbecilerine karşı dik duruşunu hiç bozmayan Dönemin RP Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu'na ithafen…

Darbeciler 27 Mayıs'tan beri sürdürdükleri gelenekle her defasında dış odakların maşası ve taşeronu olarak Türkiye'yi geri bırakma konusunda bir dinamo görevi gördüler. Türkiye'nin yaklaşık 50 yıllık geleceğini hoyratça çaldılar.28 Şubat Darbe Döneminde tarihe geçen bir iddialı sözü de General Hüseyin Kıvrıkoğlu sarfetmişti. Kıvrıkoğlu, “Bu süreç bin yıl devam edecek” demişti. İktidarı 10 yıl bile sürmeyen bu darbe günlerinden geriye ülke tarihinden çalınmış bir zaman dilimi kaldı. Darbeci generallerin o gün toplumu yıldırmak ve Hükümeti tasfiye etmek için kullandığı en yaygın uygulama her kesimden kişi ve kurumun fişlenerek kara listeye alınmasıydı.

Bir Darbe Taktiği Olarak Fişlemeler

Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'nca hazırlanan ve ‘Genelkurmay Başkanı emriyle' notu düşülerek tüm askeri kurumlara gönderilen raporlar, Başbakanlık'a bağlı olan bakanlıklar, bağlı kuruluşlar ve yüksek yargıdaki görevliler hakkında 'irticacı' avına çıkıldığını gözler önüne seriyordu. “İrticacı gruplarla ilişkileri bulunduğu yönünde haklarında bilgi intikal eden şahıslardan bu konumlarını muhafaza eden” denilerek toplam 2 bin 639 kişi isim ve görev yerleri sıralanarak fişlenmişti.

Subayların yanı sıra sivil vatandaşları da fişleyen Batı Çalışma Grubu Refah-Yol hükümetinin kurulmasından çok önce düğmeye basmıştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde faaliyet gösteren BÇG, 28 Şubat sürecinde muvazzaf subay ve astsubayların yanı sıra sivil vatandaşları da fişlemeye başlamıştı.Darbe boyunca yaklaşık 6 milyon insanın fişlendiği süreçte, resmî evraklara yansıyan yazışmalar, darbenin yok etme operasyonuna dönüştüğünü gösteriyordu..

  1. Erbakan Hükümeti döneminde hükümetin uygulamalarını engellemek üzere ülkede sözde irticai faaliyetlere karşı TSK bünyesinde bir cunta tarafından kurulan Batı Çalışma Grubu'nun Refah-Yol sonrası sadece Ankara'da değil, Türkiye'nin diğer bölgelerinde de tek tek fişlemeler yaptığı ortaya çıkmıştı. BÇG'nin 3'üncü Ordu Komutanlığı bölgesinde bulunan ve 17 ili kapsayan fişleme listesinde 567 kamu görevlisi tek tek bilgileriyle birlikte fişleme listesine eklenmişti. Kaymakamdan, Emniyet Müdürüne, Köy İmamı'ndan Vali Yardımcısı'na, Milli Eğitim İlçe Müdürü'nden Üniversite Öğretim Üyeleri'ne kadar bütün kamu görevlilerinin nerede görev yaptıkları, sıfatları ve niye fişlendikleri listeye bir bir eklenmişti (Milli Gazete,2012).

 Refah-Yol Hükümeti sonrası MGK kararlarını uygulamak için kurulan ANASOL-D Hükümeti'nde Başbakan Yardımcılığı görevini yürüten DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in bile takip edildiği ortaya çıkmıştı. O dönemde Başbakan Yardımcısı olan Bülent Ecevit belgenin 1 numarasında yer alırken hükümet kanadından DSP'li Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan ise listede ikinci sırada yer alıyordu (Milli Gazete, 2012).

 Yıllar sonra Adalet Eski Bakanı Seyfi Oktay'ın evinde yapılan aramalarda 28 Şubat süreci öncesine ait belgeler çıkmıştı. 'Refah Partisi'nden Seçilen Milletvekillerinin Analizi' başlıklı belgede, 24 Aralık 1995 seçimlerinden sonra Parlamento'da temsil edilme hakkı kazanan RP milletvekillerinin eğitim durumları, meslekleri, geçmişte dâhil oldukları organizasyonlar gibi konularda detaylı bilgiler yer alıyordu (Yeni Akit,2012)

 Muhafazakar işadamlarını “yeşil sermaye” olarak dışlayan, kebabçıları fişleyen Batı Çalışma Grubu (BÇG), kendisine 100 işadamını da hedef seçmişti (Radikal,2012).

  ‘Genelkurmay Harekat Başkanlığı Psikolojik Harekat Dairesi Faaliyetleri' başlıklı Belgede, “Fişleme amacıyla Diyarbakır, Elazığ ve İstanbul'da toplam 150 kadar subay ve astsubaydan oluşan grupların bulunduğu ifade ediliyor. Gruplarda, görevli personelin ise sivil ve sakallı, bıyıklı olarak çalıştığı' kaydediliyordu (Star,2012).

 Her meslek sınıfından insanı pervasızca fişleyen darbeci generallerin mağdurlarından biri de Gazeteci Resul Tosun'du. Tosun başından geçenleri şöyle anlatır:1999 yılıydı. Adana'da askerlik yapan bir yakınım aradı, bir şeyler söylemeye çalışıyordu ama söyleyemiyordu. Bir müddet sonra izine geldi ve kendisinin Adana'da Teknik Dinleme Servisi'nde görev yaptığını ve benim telefonlarımın dinlendiğini söyledi (Tosun,2010).

 Bir başka gazeteci, karikatür sanatçısı Salih Memecan da hedef tahtasına oturtulanlardandır. Memecan, yaşadıklarını şöyle anlatır: Hasan Celal Güzel'in gözaltına alınmasını eleştirdiğim bir karikatürümü değiştirmem istendi.  Belli arkadaşlar tarafından dışlandım (Memecan,2010).

 28 Şubat Darbesi'nin hedefindeki şahıslardan biri de Akit Gazetesi sahibi Mustafa Karahasanoğlu idi. Karahasanoğlu yaşadıklarını şöyle anlatır:"Makamıma gelen iki kişi 'Devlet, bekası için her şeyi göze alır, bu bina çöker, altında adamlarınla beraber kalırsın' dedi. Gazetenin önüne el bombası konuldu. Binamız Kalaşnikof'la tarandı.Oğlum askerliğini yaptığı sırada feci şekilde dövüldü. Dağıtıcılarımız darp edildi, aboneye bırakılan gazeteler çalındı. 300 tane polisle Akit'e geldiler. Mahkeme kararı ile arama yapıldı. 'Terör örgütünün silahlarının gazetede bulunduğu' suçlaması ile. O zaman Cumhuriyet'ten Hikmet Çetinkaya, 'Terör Örgütünün Merkezi' diye yazı yazdı. Emin Çölaşan da destek verdi bu yazıya. Polis geldi ama elhamdülillah hukuksuzluk olmadığını gördüler. Keskin nişancıları çevredeki binalara dikerek gazeteyi sabah 10.00'dan 16.00'ya kadar aradılar.

 Mustafa Karahasanoğlu, 28 Şubat Darbesi dönemine ilişkin unutamadığı bir anısını da şöyle dile getirdi: "Apartmanın en üst katında oturuyorum. Asansör gece 02.00'dan sonra çalışmaya başlayınca, 'Bunlar beni almaya geliyorlar, kameralar yanlarında olacak' diye aklımdan geçiriyordum. Pijama ile görüntü verip beni aşağılamasınlar diye asansör çalışınca hemen pantolon ve ceketimi giyiyordum. Elbiselerimi giyiyordum ki görüntü alırken Akit'in sahibini pijamalı vaziyette çekmesinler (Karahasanoğlu,2012).  Diye tedbir alıyordum.

 Asker Binbaşı İskender Pala'ya göre yaşananlar; Edebiyat öğretmeni ‘Kıdemli Üsteğmen'i ‘kat tuvaletleri temizliği sorumlusu' olarak atayan (Pala,2010:62). bir zihniyetin ürünüydü.

 Bir Darbe Komutanlığı olarak Medya

 Darbenin diğer önemli kurumsal aktörü dönemin medyası ve bu medyanın yöneticileri olan her rütbeden gazeteciydi. Medya, bir  kuvvet komutanlığı gibi darbeci generallerin yanında yer almış, Hükümeti düşürmek için her şeyi fazlasıyla yapmıştı.28 Şubat Darbesindeki medya desteğini bir kitapla ortaya koyan Taceddin Ural, özetle şu tesbiti yapar: "Bu tür haberler devam ederken bir kulis bilgisine ulaştım. Kaynağım; Güneri Civaoğlu, Ergun Babahan, Ertuğrul Özkök, Mehmet Yakup Yılmaz, Tufan Türenç, Uğur Dündar gibi isimlerin Genelkurmay'a çağrıldıklarını, 'Bu tip pozitif haberlerden vazgeçin. Çok yakında düğmeye basacağız. Bu hükümet gidecek' diye kendilerine direktif verildiğini anlattı.

 Birkaç yerden daha bu bilgiyi doğrulattım. O zaman çalıştığım gazete, isimleri tam teyit ettirmedeki zorluğum nedeniyle bunları ayıklayarak, 'Gazete yöneticileri Genelkurmay'da' başlığıyla haberi büyütmeden kullandı. Ertesi gün Başbakanlığa gittiğimde söz konusu yöneticilerin gazetelerinden bazı meslektaşlarım yanıma gelerek, 'Haberin doğru, bizimkiler dün buradaydılar' demişlerdi. Gerçekten de, o haberden sadece bir hafta on gün sonra medyadaki hava hükümet aleyhine döndü, malum haberler sökün etti, ardından da zaten meşhur MGK toplandı" (Ural,2012).

 Dönemin ünlü kalemlerinden Can Ataklı ise daha sonraları kendisinin de aralarında bulunduğu 28 Şubatçı medyanın durumunu "Özellikle büyük gazete ve televizyonların yaptığı haberlerin %90'ı yalandı” diyerek açıklamıştır. Bu yalan haberleri ise General Çevik Bir'in ve Genelkurmay Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak'ın istek, teşvik ve yönlendirmeleriyle yaptıklarını belirtmiştir.

 28 Şubat'ın aktörleri, müdahalelerini meşrulaştırmak ve sorumluluk dağılımı yaparak yüklerini azaltmak için, başta medya olmak üzere yargı temsilcilerini, bazı "aydınları, üniversiteleri de müdahaleye katkıda bulunmaya davet ederler. Bunu ilgili kesimleri brifinglerle "aydınlatarak" ve "bilgilendirerek” yaparlar. Brifinglerle yargı mensupları "yasal olmayan" ve daha da önemlisi "suç olan” müdahaleyi kabule hazırlanırken, medya süreci kamuoyunda meşrulaştırma görevini üstlenir (Ertunç,2010:479).  

   "28 Şubat'ta halkın 80 milyar dolarını gazeteciler çaldılar" diyen Kocabıyık darbede medyanın payını şöyle anlatır:Merkez medya olmasaydı 28 Şubat yaşanmazdı. O zamanın Hürriyet Gazetesi ile Sabah Gazetesi attığı manşetlerle yaptığı haberlerle darbeye zemin hazırladılar.Emin Çölaşan'a aylık 15 bin dolar maaş yılda da 1 buçuk milyon dolar prim verildiğini Ertuğrul Özkök açıklamıştı" (Kocabıyık,2012).

 28 Şubat Darbesinde TRT Genel Müdürü olan Yücel Yener o  günleri şöyle anlatır:TRT'nin her kanalı için ayrı ayrı subaylar görevliydi. Asker pek çok programın formatını kendisi belirliyordu. TRT göbekten askere bağlı hale gelmişti.Öyle bir ilişki bağı kurulmuştu ki, emekli subaylardan muvazzaf subaylara kadar derin bağlantılar kurulmuştu (Yener,2012).

 Gazeteci Mehmet Ali Birand, Darbe medyasının ruh halini şöyle anlatıyordu:Bizim için, öncelik demokrasi veya Parlamento değildi. Bizler böyle yetiştirildik. Genlerimize, belki de farkına varmadan darbecilik işlendi. Komutanların üstünlüğünü sorgusuz kabul ederdik. Çalıştığım gazetelerin Ankara büro şefleri, “Genelkurmay'daydık. ‘Canına toz ekeceğiz Mehmet Ali'nin!' diye konuşuluyordu.” şeklinde çok haber getirdiler bana. Bir de ‘askerci gasteciler' vardı. “O Mehmet Ali denen adama, göreceksin bak neler olacak!” dedikleri açık oturumları izlerdim ben televizyonlarda (Birand,2012).

 İlnur Çevik, gördüklerini  şöyle anlatır: Bazı büyük gazeteler ve onların TV kanalları ‘Türkiye'de darbe olsun' diye var güçleriyle çalıştı  (Bugün,2012).

 Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, yıllar sonra kendisiyle yapılan bir röportajda şu itirafı dillendirir: "Bizde ölçü kaçtı 28 Şubat'ta. Öyle kaçtı ki, sonuçta biz kendi arkadaşlarımızı birinci sayfadan haber yaptık” (Ertunç,2010:497).       

İsmet Berkan da o günleri şöyle anlatır: 'Medya olmasaydı 28 Şubat başarılı olamazdı. Medya neredeyse gönüllü olarak psikolojik harekâtın parçası oldu. Hepimiz kullanıldık ve kendimizi kullandırdık' (Yenişafak,2012).  

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  395777

-