5 HAZİRAN 2020 CUMA

Hüseyin Yağmur

28 ŞUBAT DARBESİ’NİN BİNİNCİ YILINDA (8)

Hüseyin Yağmur

28 Şubat Darbecileri tarafından hapse atılan Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldz'a ithafen..

Darbenin Mağdurları

28 Şubat Darbesinin kişisel ve kurumsal anlamda binlerce mağduru vardı.Darbeciler binlerce hayatı karartmış, binlerce müessesenin kapısına kilit vurmuşlardı.Darbecilerin tasfiye ettiği kurumların başında dini müesseseler geliyordu.

O dönemde İstanbul Müftülüğü görevini yürüten Selahattin Kaya,28 Şubat'ta Kur'an kurslarının adeta davul zurna eşliğinde kapatıldığına dikkat çeker.İstanbul'da 40'tan fazla kursa kilit vurulduğunu belirten Kaya, sayının Anadolu'da daha fazla olduğunu vurguluyordu.Kaya; 28 Şubat gününden sonra birçok vaiz, müftü ve Kur'an kursu hocalarının görevlerinden edildiğini, darbecilerin bunların yerine kendi istediklerini getirdiklerini, bu değişikliklerin Diyanet İşleri Başkanlığı'nda planlandığını,Diyanet'e de baskının MİT, hükümet ya da askeriyeden yapıldığını belirtiyordu. (Kaya,2011).

Başörtülüler

Darbecilerin kırmızı hedef olarak görüp her an saldırdıkları dini değerlerin başında başörtüsü geliyordu.O dönemin çok tartışılan olaylarından biri de İstanbul Üniversitesinin başörtülü öğrenciler için kurduğu ikna odalarıydı.Başörtülü öğrencileri okula almayan üniversite yönetimi çözümü başörtülü öğrencilerin akademisyenler tarafından başlarını açmaya ikna edileceği odalarda bulmuştu.

28 Şubat'ta İstanbul Üniversitesi öğrencisi olan ve sonrasında ‘Psikolojik İşkence Metodu Olarak İkna Odası' adında bir kitap yayınlayan Gülşen Demirkol, yaşadıklarını şöyle anlatıyor:1998 yılı başında İstanbul Üniversitesinin tüm kayıtları ilk defa Avcılar Kampüsünde yapıldı. Normalde her öğrenci kendi fakültesinde kayıt olurdu. Avcılar'a gittiğimde yeni kayıt olacak kardeşlerimizin neler yaşadıklarına tanıklık ettim. Bahçede tam bir şenlik havası var. Müzik çalınıyor, Atatürkçü Düşünce Derneği'nden öğrenciler stantlar açmışlar, janjanlı bir hava var. Fakat kayıt için okula giren başörtülü öğrenciler ağlayarak dışarı çıkıyordu. Neden diye sorduk. Biri ağlayarak “İçerde kamera var, bizi çekiyorlar” dedi. Hepsi dağılmış vaziyetteydi. Perukçular vitrinlerine o dönem ‘Tesettür peruğu bulunur' diye yazdı mesela. Peruk güzelleşmek için alınan bir şey fakat tesettür peruğu özellikle çirkin ve onun gerçek saç olmadığını ifade ediyor. Okula giren kızlar bu perukları kullanarak kendilerini zorlayanlara ‘Ben ikna olmadım, peruk takıyorum, kafamın içini değiştirmedim, köprüyü geçene kadar böyle, bunu görün' demiş oluyor. Üzerlerinde bol uzun pardösüler, başlarında kocaman bir peruk.Bununla baş edemeyince bu sefer ‘İdeolojik peruk yasaktır' demeye başladılar. “Peruk, şapka, bere yasak” dendi. Saçını kazıtarak okuluna devam edenler oldu (Özkan,2012).

Cuntanın, eşi başörtülü diye Prof. Dr. İbrahim Keleş'e yaşattıkları o dönemin bir özeti gibiydi. Kardiyoloji uzmanı Keleş, 'Balıkların kalbine bak' diye su ürünleri fakültesine gönderilmiş. Oradan da, yaprakları incelemesi için orman fakültesine sürgün edilmişti (Keleş,2012).

Bir başka mağdur grup Ezher Üniversitesi mezunu öğretmenlerdi.28 Şubat döneminde, YÖK'ün kendi imzasının da bulunduğu bir raporu kullanması sonucu birçok kişinin mağdur olduğunu ifade eden Yazıcıoğlu, kendisinin de töhmet altında kaldığını belirtti.

Yazıcıoğlu, şöyle devam etti: ''El Ezher Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerin diplomalarına denklik verilip verilemeyeceğini değerlendirecek bir komisyon kuruldu. Benim de içinde bulunduğum beş kişiden oluşan komisyon, bazı fark derslerinin tamamlanmasının ardından diplomaların denkliği yönünde görüş verdi ve birkaç yıl bu şekilde uygulandı. 28 Şubat'ın en yoğun günleriydi. YÖK, tek taraflı olarak 'Bu öğrenciler önce 3 yıllık, ardından da 2 yıllık ön lisans mezunudurlar' dedi ve bu kararı geriye dönük işletti (Yazıcıoğlu,2012).

 YAŞ Kararıyla Atılan Subaylar

 Birçok subayın fişlenerek ordudan atıldığı 28 Şubat sürecinde, 'irticayla mücadele'nin tehdit algılanmasında PKK terörünün bile önüne geçtiği, dönemin Genelkurmay Başkanı tarafından bizzat dile getirilmişti.20 Haziran 1997 tarihli ve dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın imzasını taşıyan belgede, 'Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan bekasına yönelik  ve tehdit değerlendirmesinde 1. önceliği alan irticai faaliyetlere karşı bütün personel gerekli  hassasiyeti ve dikkati göstermek mecburiyetindedir' ifadelerine yer veriliyordu. Bazı komutanlıklara ve Milli Savunma Bakanlığı'na gönderilen yazıda, o günlerde ordudan ihraç edilen ve takip edilen subaylar ise 'hain' olarak yaftalanmıştı.

 O günlerde binlerce subay kariyerlerinden ve mesleklerinden edilmişlerdi. 28 Şubat darbe döneminde YAŞ kararlarıyla yaklaşık 2 bin subay ihraç edildi.

 Bazı mağdurların beyanatları darbecilerin ülkenin ordusuna nasıl zarar verdiğini açıkça ortaya koymaktaydı.Ağrı'da görev yaptığı sırada suçsuz yere ordudan atılan Mehmet Kanmaz , bunlardan biriydi. Kanmaz, yaşadıklarını şöyle anlatır:Ziyaret bahanesiyle evlerine gelen komutan eşlerinin 'Duvarda asılı duran hat yazılı tablo, kızlarının isimleri ve eşinin kıyafet durumu' gibi bilgileri not ettiğini belirtti. Hakkında hazırlanan bir raporda bu notların yer aldığını dile getiren Kanmaz, ordudan atılmasında bu raporun etkili olduğunu vurguladı.Komutan eşlerinin ziyaretinin ardından 'Eşin başını açmalı ve birlikte sosyal faaliyetlere katılmalısınız' uyarılarıyla karşılaştıklarını anlatan Kanmaz, ayrıca 'Namaz kılmamalısın' şeklinde ikaz edildiğini dile getiriyor.

 Halit Bağdatlı (59) da Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş olarak Diyarbakır'da İl Jandarma Komutanlığı'nda görev yaparken 1998 yılında Yüksek Askeri Şura kararı ile ordudan atıldı.Oğlunun üniversite sınavına az bir süre kalması sebebiyle üzücü haberi ailesiyle paylaşamayan Bağdatlı, üstlerinden izin alarak iki gün üniformayla işe gider gibi evden çıkmış ve atıldığını gizlemeye çalışmıştı. İzmir'in bir ilçesinde belediyede çalışmaya başladığını anlatan Bağdatlı, baskılara dayanamayan belediye başkanının kendisini 4 ay çalıştırabildiğini, daha sonra işten çıkardığını dile getirmişti.

 Bir başka mağdur Hasan Yücel (51) 30 Ağustos 1991'de ihraç edilmişti.Yücel yaşadıklarını şöyle anlatır:Bu safhaya gelmeden önce 28 günlük hapis cezası aldığını ve bu süreçte işkence gördüğünü anlatan Yücel, "Etimesgut'ta 28 gün kaldım. Burada gözlerimiz kapalı tutulduk. Tuvalet ihtiyacına giderken bile gözlerimiz bağlandı. Yalan makinesine bağladılar. Atıldığımda memleketime gidemedim. Konya'ya gelerek seyyar satıcılık yaptım (Star,2011).

 Kamuoyunca Köstebek ve Sarmusak davası olarak bilinen davanın kıdemli üyesi Askeri Hakim Albay Mesut Kurşun, dönemin Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Erdal Şenel'in baskılarına maruz kaldığını belirtti. Albay Kurşun, yaşadıklarını şöyle anlatır:Şenel'in kendisini 'Ne halt yapıyorsun, neden yargılamaya gerek duyuyorsun.Çok fazla kurcalama' gibi ifadelerle tehdit ettiğini açıklayan Kurşun beraat kararının ardından Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesine (DGM) normal üye olarak tayin edildi (Kurşun,2011).

 Emekli Askeri Hakim Ahmet Karamanlı ise sınıfı değiştirilerek karacı yapıldı ve Malatya DGM'ye atandı. Hakimler bu haksızlıklara karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne açtıkları davayı kazandı. Ancak yaklaşık 15 gün sonra Karamanlı, eşinin başörtülü olması gerekçe gösterilerek YAŞ kararıyla ordudan ihraç edildi (Karamanlı,2011).

 Mağdur Binbaşı İbrahim Töre yaşadıklarını şöyle anlatır: Birlik komutanıma "Gerçek sebep ne?" diye sordum. O da tüm samimiyetiyle "Namaz kılman, inancın, ailen, eşinin başörtülü olması. Gerçekler bu" dedi. Birlik komutanım gibi pek çok asker, Batı Çalışma Grubunun emirleriyle hareket ediyorlardı (Yeni Şafak,2012).

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  998478

-