31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

28 ŞUBAT DARBESİ’NİN MUHASEBESİNİ NE ZAMAN YAPACAĞIZ?

Hüseyin Yağmur

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 28 Şubat Darbesi ile ilgili haberler medyamızda bolca yayınlanmaya başladı.

O meşum Darbenin bütün toplumu nasıl çepeçevre kuşattığını bir mağdurun kaleminden kısaca hatırlayalım: “Türkiye'nin 28 Şubat sürecini bütün şiddetiyle yaşadığı dönemde AKRA FM'de Genel Müdürlük görevini yürütüyordum. İdarecilik yanında çeşitli programlar da hazırlıyordum.1995 yılında başlattığım ve 1999 Kasım ayına kadar –kısa süreli kesintiler hariç- hep yayında olan Mercek programında hafta içi her gün gündemi en iyi temsil ettiğini düşündüğüm köşe yazılarını dinleyicilerle paylaşıyordum.O programda okuduğum ve üzerine en ufak bir yorum dahi yapmadığım yazılar sebebiyle hakkımda davalar açıldı, radyomuza kapama cezaları verildi. Hakkımda açılan davalardan ikisi 312/2'den olduğu için ağır cezada yargılandım. 1999 yılında başlayan dava süreci 2003 yılında tamamlandı ve iki davadan da mahkûmiyet kararı çıktı, tecil edildi.28 Şubat süreci öyle zalim bir süreçti ki, bu ülke insanının geniş bir kesimini etkilemiş, kimini işinden etmiş, kimini hapse tıkmış, kimini ise itibarsızlaştırmıştı.(Koçak,2012)

Dönemin Bakanlarından biri de katıldığı bir televizyon programında, o dönemde eşinin yakınlarının, akraba ve arkadaşlarından bazılarının eşiyle karşılaştıklarında yollarını değiştirdiklerini, selam vermekten korktuklarını anlatıyordu.

Darbeden bugüne 22 yıldır yazıldığı gibi Darbecilerin marifetleri daha onlarca yıl yazılacak.

Ama biz darbenin mağdurları olarak bu darbe günlerindeki tavrımız ile ilgili hiç özeleştiri yapmayacak mıyız?

Halbuki,28 Şubat Darbesinin failleri olan generaller kadar, suçlu olan bu generalleri cezalandırmayarak darbenin önünü açan dönemin iktidarı da olanlardan mesuldü.

12 Mart 1971'de generaller muhtıra verir vermez şapkasını alarak giden Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'i tarih hiçbir zaman affetmemiştir.

Dönemin Başbakanı Erbakan, kendisine ve millete top yekûn savaş açmış generalleri tasfiye etmeye hiçbir şekilde yanaşmadı.

Halbuki bu kural vardır: Meydana çıkmak için soyunduysanız, meydanın hakkını vereceksiniz. Erbakan Hoca, 28 Şubat Darbesi günlerinde maalesef meydanın hakkını veremedi. Darbe öncesi ve sonrası Darbeciler için gerekenleri yapamadı.

Saadet Partisi'nin bir dönem Genel Başkanlığını yapmış Prof. Dr. Mustafa Kamalak'ın naklettiğine göre Almanya'da bir toplantıda bazı dinleyiciler 28 Şubat Darbecilerini şikâyet etmeye kalkınca Erbakan derhal sözlerini kesip “Askerimize laf söyletmeyiz” demiş.

Adam sana küfür ediyor, omuz atıyor, milletin iktidarını deviriyor, sen laf söyletmiyorsun.

Bu anlaşılmaz tavrın sebebi şuymuş: Erbakan ve Kamalak'a göre cuntacı generaller eğitilmeliymiş. Onlar eğitilse bu gibi yanlışları yapmazlarmış.

Millete karşı top yekun savaş açan cuntacı generallerin eğitilme yöntemini kendisine reçete edinen bir hareketin bir yere varamayacağı ortadaydı.

Generaller partini tam dört defa kapatacak. Sen onların eğitilmesinden bahsedeceksin!

Endülüs'ün son sultanı düşman ile zamanında çatışmayıp son anda ağlamaya başlayınca Annesi ‘Zamanında erkek gibi çatışmayan sonunda böyle kadınlar gibi ağlar' demiş.

Türkiye, oyunu verdiği, ümidini yüklediği liderlerin toplumsal sorumluluklar karşısında; ne tür refleksler verdiğini sorgulamadan, bu anlamdaki hatalarını tesbit etmeden, hepsinden öte, millete kasteden suçluları cezalandırmadan asla bir yere varamaz.

28 Şubat Darbesi'nin 2. veya 3. yıldönümüydü. O günlerde dindarların can simidi gibi sarıldıkları bir televizyon kanalının meşhur anchormanı programına meşhur bir şairi davet etmişti.

28 Şubat Darbesi ile ilgili şairden oturaklı bir analiz almak istiyordu. Çünkü şair bu gibi konuları süslü sözlerle güzel analiz ederdi.

Anchorman, bütün bedeniyle soruya kilitlenerek “Sizin için 28 Şubat ne anlama geliyor?” dedi. Şair, önce omuz silkti. Sonra Barış Manço gibi iri yüzükler taktığı parmaklarını kameraya doğru göstererek, kestirip attı: 28 Şubat benim için takvimde bir yapraktır.

Şairin 28 Şubat ile ilgili derin analizler yapmasını bekleyen anchorman bu cevap karşısında 2. Bir manevra yapıp tekrar derin bir analiz koparmaya çalıştı ama şair Nuh diyor Peygamber demiyordu.

Dağ fare doğurmuştu.

Bu şairi o günlerde Süleymaniye civarında görmüştüm. Eli cebinde ciklet çiğneyerek bir yere doğru gidiyordu. Bir arkadaştan duymuştum, aynı günlerde evinde piyano dersi alıyordu.

O günlerde evinde piyano dersi alan aydınlar için, 28 Şubat gerçekten de takvimde bir yapraktı.

Ama dindar halk için 28 Şubat; tüm değerlerimizin üzerinden geçen bir buldozer gibiydi.

Dindar insanların kıt kanaat imkânlarla kurduğu vakıflar ve dernekler kapatılmıştı.

Kur'an Kursları kapatılmış, öğrencileri çil yavrusu gibi dağıtılmıştı.

İmam Hatip okulları katsayı engeli ve kesintisiz eğitim kanunuyla çelmelenmiş, kapılarına kilit vurulmuş, binalarına el konularak başka kuruluşlara cebren verilmişti.

Başörtülü öğrenci ve öğretmenler bir cadı avına tabi tutulmuş, binlerce kişi işinden ve sağlığından olmuştu.

3 bine yakın subay disiplinsizlik sebebiyle ordudan atılmış, sivil hayatta bile işe girmemeleri için takibat yapılmıştı. Eşleri kendileri ve çocuklarıyla tam bir aile dramı yaşamışlardı.

Hocalar, âlimler polis takibine uğramış, dindar radyo ve televizyonlar kapatılmış, gazeteler baskına uğramış, binlerce çalışan işsiz kalmıştı.

O günlerde Akit Gazetesi olanları protesto etmek için Ankara'da bir gösterisi tertip etmişti. Biz de bir grup arkadaşla Ankara'ya gitmiştik. Bizi Ankara'da bir mekânda karşılayan milletvekili şaşkın bakışlarla ‘Siz neden geldiniz, bugün Meclis kapalı” diye sormuştu.

Milletvekilinin milyonlarca insanın yaşadığı ruh sıkışıklığından haberi yok gözüküyordu.

Aynı gün biz Ankara'da Kızılay'da polis panzerlerinin boyalı suyuna rağmen Başörtüsü ve İmam Hatip gösterisi yaparken bugün önemli konumlarda bulunan bazı şahıslar yakın bir et lokantasına yemeğe gitmeyi tercih etmişti.

28 Şubat bazıları için gerçekten de takvimde bir yapraktı. Ama dindar halk için unutulmaz bir darbe oldu.

Bütün bunları 28 Şubat'ın 22. senei devriyesi olmasına rağmen neden yazdım?

Şair gibi, 28 Şubat'ı bir takvim yaprağı sananlar çoğaldı. Hafızalarda darbe tesiri etkisini kaybetti maalesef…

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  083878

-