21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

28 ŞUBAT VETİRESİNDE LİNÇ EDİLENLERDEN ‘ŞEVKİ YILMAZ’

Hasret Yıldırım

28 Şubat yaklaşırken, masonik medyanın vazgeçilmez malzemesi, Sayın Şevki Yılmaz'ın, 1992 yılında Arafat'ta yaptığı şu dua idi: ‘Sana söz veriyoruz, Resulüne söz veriyoruz!.' Bundan böyle, sana savaş açan: sağcılık, solculuk, kemalizm, kapitalizm, laiklik ve bütün şeytani düzenleri boykot ederek, Seninle bizim aramıza İslam'dan başka, Kur'an'dan başka hiçbir nizamı sokmamak için; canımızla, malımızla, tıpkı Bilal gibi, Sümeyye gibi, senin Din'in uğrunda nöbete koşuyoruz!. Nöbete geliyoruz!.

14_1

12 Eylül Askeri-Masonik darbe sonrası, 1983 yılının ilk aylarında, Millî Güvenlik Konseyi tarafından, siyasi partilerin yeniden kurulup faaliyet göstermesine izin verilmesi üzerine; Avukat Ali Türkmen başkanlığında, Milli Selamet Partisi'nin görüşlerini benimseyen Refah Partisi, 19 Temmuz 1983 tarihinde kuruldu. Kurucularının Millî Güvenlik Konseyi tarafından birkaç defa veto edilmesi sebebiyle; kadrosu, kanunların öngördüğü zamanda tamamlanamadığından 1983 seçimlerine katılamayan Refah Partisi, diğer yıllarda katıldığı tüm seçimlerde yükselen bir başarı grafiğiyle dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Bu başarıda hususiyetle; konferanslar-sohbetler, teşkilat faaliyetleri (gençlik ve hanımlar), video kasetler ve teyp kasetleri ile yapılan propaganda faaliyetleri, başarıyı tetikleyen en büyük faktörler oldu. 90'lı yılların siyasetine, “Refah Partisi hatipleri” damgasını vurdu.

DÖNEMİN MAŞALARI DÜĞMEYE BASIYOR

Bu siyasetçi-hatiplerin başında gelen Şevki Yılmaz'ın, muhtelif tarih ve mekânlarda yapmış olduğu konuşmalar; masonik medya ve ağa babaları tarafından, belli vakitlerde ısıtılıp ısıtılıp ekranlarda gösterildi. Belki de, 28 Şubat vetiresinin hazırlanmasında bu konuşmalar şer odaklarının en mühim malzemesi oldu. Dönemin maşaları Uğur Dündar ve Reha Muhtar, yaptıkları yayınlar ile ortada hiçbir mevzu yokken gündem oluşturuyorlar; yandaşları da olanca hışımlarıyla İslam'a olan kinlerini, bu gündem üzerinden kusuyorlardı. Bahse konu olan ve gündemi o vakitlerde alt üst eden konuşmalardan birkaç misal ile, tarihin tozlu sayfalarında gezmeye devam edelim:

Şevki Yılmaz/Arafat Konuşmasından (1992): “Ya Rabbi!. Ya Rabbel Alemin!. Bu Arafat meydanında; dünya elbisesini çıkararak, kabir elbisesine büründüğümüz bu mübarek mekânda, ‘Sana söz veriyoruz, Resulüne söz veriyoruz!.' Bundan böyle, sana savaş açan: sağcılık, solculuk, kemalizm, kapitalizm, laiklik ve bütün şeytani düzenleri boykot ederek, Seninle bizim aramıza İslam'dan başka, Kur'an'dan başka hiçbir nizamı sokmamak için; canımızla, malımızla, tıpkı Bilal gibi, Sümeyye gibi, senin Din'in uğrunda nöbete koşuyoruz!. Nöbete geliyoruz!. Refah için, Milli Görüş için bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz!.”

ŞEVKİ YILMAZ ERGENEKON'U 1992 YILINDA İFŞA ETMİŞTİ

Şevki Yılmaz/İstanbul-Beşiktaş (1992): “Bir Albay anlatmıştı. ‘Seçimlerden 1 hafta evvel 100 asker vurulmuştu evladım' diyor. Tam 100 asker taranıyor… Herkes ağlıyor, son nefesini verirken; ‘Komutanım!. Anama selam söyle, hakkını bana helal etsin.' Ankara'nın mason hükümeti Anavatan'a bildirdik, dedik ki; ‘Derhal bize savaş kararı alın, teröristler sınırdan kaçmak üzereler. Ne olur, hemen sınır ötesi operasyon kararı alın. Biz de bu katilleri takip edelim.' Askerler saat 6'da vurulmuştur. Türkiye'nin masonik hükümeti ordumuza savaşma iznini saat 13:30'da vermiştir. İşte ihanet Ankara'da yapılıyor. Neden? Çünkü, Çekiç Güç izin vermiyor. Ve Albay diyor ki; ‘Ne yazık ki evladım, biz Türk Hükümeti'nin savaş iznini içeren gizli talimatını Amerikalı bir çavuştan alıyoruz. Kurye onlardan…' Bütün bu terör odakları Ankara'da Özel Harp Dairesi'nden tezgâhlanıyor, bak yerini söylüyorum. Bu sözler, bu açıklamalar insan hayatına mâl olur ama, Kur'an'a dönmek için bu hayat Allah'a satılmıştır. Devlet'e sesleniyorum; ‘Harb'in özeli tüzeli var mı ya? Özel harp ne? Tüzel harp ne? Resmi harp ne? Gayri resmi harp ne?' Açıklayınız… Bu Milleti uyandırınız… Boşuna askerimi vurdurtmayınız… Boşuna polisimi vurdurtmayınız… Siz vurdurtuyorsunuz!. Bu millet masonluğu tanımıyor. Masonluk ihanet teşkilatıdır. Bilerek yapılıyor ihanetler… Bu masonlar değil mi; İstiklal Harbi'nde kanla alınan namusu ve Dini, Lozan'da satanlar? Bu masonlar değil midir; yüz bin kişilik Mehmetçiği, Rus ordularına karşı kasten donduranlar? Bu masonlar değil midir; bin yıl uğrunda binlerce şehit verdiğimiz Kur'an Nizamını rafa kaldırarak, memleketime pis-necis Romalının kanunlarını getirenler? Masonluğu tanımazsanız dediklerimi anlayamazsınız. Türkiye'deki terörü devlet destekliyor, uyan!. Niçin terör olmaya mecbur? Çünkü terör olmayan ülke kalkınma yapar, kardeşliği sağlar, süper güç olur.”

13_1

NE DEDİKLERİNİN FARKINDA DEĞİLLER

Şevki Yılmaz/İstanbul-Beyoğlu (1993): “Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden ‘Atam İzindeyiz' diyor ve arkasından ‘laik olmayan insan değildir' diyor… Bende kendisine diyorum ki; ‘Atana hayvan diyorsun, farkında değilsin.' Kaç yılında öldü M.Kemal? 1938… Laiklik kaç senesinde geldi? 1937… M.Kemal 57 sene yaşadığına göre laikliği 1 yıl gördü. Yani M.Kemal, Anayasa Mahkemesi Başkanı'na göre; 56 yıl hayvan, 1 yıl insan olarak yaşadı. Ne dediklerinin farkında değiller. Buradan savcılara sesleniyorum; neden kaleminizi konuşturmuyorsunuz? Atanıza hayvan diyor, niçin susuyorsunuz? (…) Sayın Demirel geçen, Sayın Özal'ın vefatı sebebiyle, Meclis kürsüsünde diyor ki; İnnâ lillâh ve İnnâ ileyhi Râciûn. Ahh, ahh!. Hep ölüye okuruz bunu, bir de diriye okusak. ‘Allahım senden geldik sana dönüyoruz.' Be koca mason!. Öldükten sonra mecbursun dönmeye; şimdi dön, şimdi dön!. Yani tabuta, musallaya koydular bizi; pişmansan geri dön evine… Mümkün değil!. Hayattayken dönmemiz lazım. Onun için meslektaşlarıma her zaman söylüyorum; gelin şu ayeti ölüye değil, diriye okuyalım.”

ÖZAL'IN VEFATI SUİKASTTİR

Şevki Yılmaz/Düzce (1993): “Bak buradan söylüyorum; Cumhurbaşkanı'nın cesedi üzerinde otopsi yapmaları gerekir. Onun basit bir ölüm olmadığına inanıyorum. Tarih beni yanıltsın, yanılmayı istiyorum. Bu bir yorumdur… Ama tarih boyunca Siyonistlerin oyunlarını biliyorum. Bunun basit bir ölüm olayı olmadığı inancındayım ve şüphesindeyim. Bir Cumhurbaşkanı otopsisiz asla defnedilemez, bu büyük bir oyundur… En yakın dostu Şah'ı zehirleyen Amerika ve bir zamanlar dostu olduğu, ama İslam'ı konuşmaya başladığı için Ziya-ül Hak'ı yok eden Amerika'nın yapamayacağı ihanet yoktur… Özal'ın ölümü tesadüf bir ölüm değildir veya normal bir ölüm. Tarih bunu açıklayacak!. Yorum yapmıyorum, ama bir hissiyatım var. Orta Asya gezilerindeki konuşmaları batıyı rahatsız etmiştir. Raporu okudum, ölümü kalp durmasından değildir; ‘kalbi çalıştırdık ama beyin fonksiyonları durmuştu' diyorlar. İhmalkârlık vardır, bu bir ihanettir. Koskoca Cumhurbaşkanı'nı taşıyacak bir helikopter bulunamamıştır ve o esnada koskoca Çankaya'da doktor yoktur. Ne yapmak istiyorlar? Ana-Yol'a yol açmak istiyorlar… Bu ölüm ister normal olsun, ister anormal; ölüm olmuştur. Aynı saatte ölecekti zaten. Amma şimdi oyun büyük!. Nedir o? Demirel'e köşk, Mesut'a sağın veliahtlığı… Gazeteyi saklıyorum, bunu üç yıl evvel Amerikan Elçisi Hubble söylüyordu. Veda töreninde sağ tarafında Erdal İnönü, sol tarafında Demirel, karşısında Mesut Yılmaz. ‘Mesut'u size emanet ediyorum. O geleceğin Türkiyesi'nde, sağın veliahttı olacaktır.' İşte bu formül şu anda yürürlüktedir. Resmen yapmayacaklar; medya yoluyla, fiilen sağı onun yanında birleştirmeye çalışacaklar!. Ve böylece Amerika'nın istediği; Türkiye-İran-Irak üçgeninde bir savaş yaptıracaklar. Oyun büyüktür!.”

12_4

Şevki Yılmaz/Ankara-Etimesgut (1990): “Çıldıracağım ya hu!. Müslüman'a, Müslümanlığa dön demek en zor şey bana. Müslüman'a diyoruz ki; Ey Müslümanlar, Müslümanlığı bu ülkeye getirin!. Ne zor iş ya hu? Müslümana, Müslümanlık için davet çıkarılır mı? Ne ağır şeydir yahu!. Kendine gel, kendini toparla. Kanunlar Türkiye Devleti'nin dini yoktur diyor. Halk Müslümandır, devletin dini yoktur diyor. 60 senedir bizi böyle uyuttular… Türkiye Devleti'nin dini vardır. Açık konuşuyorum, burada savcı kardeşim olabilir. Yoksa, yarın 18'de parti önünde konuşacağım, oraya çağırın. Kendi kendim için suç duyurusunda bulunuyorum; ama devlet televizyonunda beni yargılayacaklar, halkın huzurunda… 65 milyonun huzurunda televizyonda yargılanmak istiyorum. Ve diyorum ki; Türkiye Devleti'nin Dini vardır, o da Hristiyanlıktır. Hodri meydan, hodri meydan… Erkeklerse gelsinler!. Bu ülkede Müslüman'ın hicri yılbaşı kutlanmıyorken, Hristiyan yılbaşısı resmî tatildir. Bu ülkede Muhammedim öksüz müdür? Ey Müslümanlar!. Muhammed (S.A.V.)'in hicri yılbaşını niçin yetim bıraktınız? Ama Hristiyan yılbaşısı kutlanıyor… Neden? Çünkü devletin temel nizamı İncil'e dayalıdır. 1 Ocak İncil'e göre tatildir. Türk Ceza Kanunu İncil'e göredir, Türk Medeni Kanunu İncil'e göredir, Türkiye'nin Muamelat Kanunu İncil'e göredir. Kimi kandırıyorlar ya hu, bu devletin dini yokmuş? Camideki Hacı kardeşim de doğru diyor; devlet ayrı, din ayrı diyor. Ey Hacı!. Devleti dine karıştırma diyorsun ama, zaten devlet dini tatbik ediyor; senin dinini değil, Hristiyanlığı…”

Şevki Yılmaz/Sakarya (1997): “Radikal Gazetesi'nin başlığına bak; Eyvah!. ‘Dinciler Elektrik İhalesine Giriyor.' Allah Allah… Elektrik ihalesini bunlar alırsa, hidro elektrik santrallerinin şalterini indirirler, ‘Türkiye Karanlıkta Kalır.' Eyy bir kısım medya!. Daha ne istiyorsunuz? Siz karanlığı sevmiyor muydunuz? [Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi'ni kast ederek] Saat 9'da karanlık istemiyor muydunuz? İşte Türkiye'de para muslukları kesilince ne dediklerini şaşırdılar. Ve dikkat edin Erbakan Hocamızın bunlara cevabı, Nasreddin Hoca'nın cevabı… Ne dedi Hoca: Parayı veren düdüğü çalar!. Artık parayı vermeyen düdük çalamayacak Türkiye'de. Ey kahpe medya duy!.”

MEHMET ALİ BİRAND HAKİKATİ İTİRAF EDİYOR

‘Bu konuşmalar gerekli miydi, değil miydi, konuşulmalı mıydı, konuşulmamalı mıydı' sualleri bir kenara, aradan geçen yıllardan sonra, 2012'nin Şubat'ında; Mehmet Ali Birand'ın hazırlayıp sunduğu “Son Darbe: 28 Şubat Belgeseli”nde söyledikleri, belki de bir itiraf gibiydi: “Birden bire, ilk başlarda kimlerin servis ettiği anlaşılamayan bir kaset trafiği başladı. Televizyon kanallarına görünmeyen ellerden konuşmalar dağıtılır oldu. Bunlar besbelli yıllar önce amatör kameralarla çekilmişti ve Refah Partisi'nin ne kadar Atatürk ve rejim düşmanı olduğunu gösteren bölümler de özellikle seçilmişti.” Hâlbuki o da çok iyi biliyordu ki, masonik medya bu kasetler ile; Fransa Yüce Mason Konseyi'nin, 14 Şubat 1997'de Paris'de aldığı kararları uygulamaya koyarak, Refahyol Hükümeti'ni iktidardan düşürecek adımlardan birini atmıştı.

Mevzuun başka bir tarafını da, bu hafta içi Akit Tv'de Milli Diriliş isimli programa katılan Sayın Şevki Yılmaz şöyle anlattı: “Hayatımda bir gün olsun Necmettin Erbakan hocamız bana 'konuşma' demedi, tam tersine 'az konuşuyorsun' dedi. 'Az dolaşıyorsun, daha çok tebliğ et' dedi. Çünkü o, dünya Yahudilerini ve oyunlarını çok iyi biliyordu. Bizim konuşmalarımızdan partinin kapanmayacağını da çok iyi biliyordu, bu bir bahane. Kurt kuzuyu yerken bahane bulacak. Erbakan hocam ve arkadaşları hakkında açılan davaya bir bakın. Bir de benim davalarıma bakın. 100 sayfalık Refah Partisi'ni kapatma iddianamesinde, Şevki Yılmaz'a 1-2 sayfa hazırlanmıştır ama tüm sayfalar Erbakan hocamızla alâkalıdır. 12 Eylül'de Şevki Yılmaz mı vardı? 12 Mart'ta Şevki Yılmaz mı vardı? İhtilal olmasa davamızdan şüphe ederdik. O zaman çok söyledim; ‘Bu hain medya bizi methetse, iman tazelerim' diye… İhtilalin günah keçisi olarak seçilmemiz bize en büyük hakarettir, alçaklıktır ve ihanettir. 12 Eylül'ün sorumlusu kim? Sorumlusu Erbakan hocam ve arkadaşları. Suçlayabilir miyiz? Asla!. Ağır sanayi hamlesini yaparsan, Türkiye'yi savunma sanayisine kavuşturmaya kalkarsan tabii ki ihtilal yaptıracaklar.” Ve belki de programın, hele ki 28 Şubat vetiresinin özeti Şevki Yılmaz'ın aynı programda söylediği şu cümlelerde saklı idi: “28 Şubatçılar savaşı bize karşı değil, Allah'a karşı yaptıkları için Allah bellerini kıldı. Hani 28 Şubat bin yıl sürecekti Çevikbir? Ben buradayım, sen neredesin?”

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  448848

-