2 HAZİRAN 2020 SALI

Hüseyin Yağmur

31 MART DARBESİ YA DA “TANIMLAMALAR MASUM DEĞİLDİR”

Hüseyin Yağmur

Bir yabancı filozof “Tanımlamalar Masum Değildirdiyordu bir makalesinde... Gerçekten de insanlar olayları kendi kültürel yahut genetik kodlarına göre tanımlarlar çoğu zaman. Bu bir bakıma normaldir.

Ancak üçüncü dünya ülkelerinde yaygın olarak 'ideolojik tanımlamalar' egemendir. Tarihi olayları, kişileri, kavramları ideolojik tarafgirlikle tasnif eden şahıslar çoğu zaman en masum olaylara büyük suçlamalar yöneltirken, en büyük suçlara birer kuzu postu giydiriverirler.

Türk tarihinin kara deliklerinden '31 Mart Darbesi' de işte bu ideolojik tanımlama vakasının kurbanlarından biridir.

…………………

Eric Van Zührer Türkiye'nin 1908 ile 1950 yılları arasını 'İttihat ve Terakki Dönemi' olarak niteler.

Bazı yöntemleri günümüze kadar tevarüs eden bu dönem; İttihatçıların muhalif olanları (İsmail Mahir Paşa, Gazeteci Ahmet Samim ve Hasan Fehmi Beyler) sokak ortasında vurarak öldürdükleri, darağaçlarına gönderip idam ettirdikleri bir karanlık dönem olarak kayıtlara geçti.

Bizde tarihi işte bu İttihatçı egemenler yazdıkları için 31 Mart Darbesi de şirinleştirilir, sevimlileştirilir ve öyle sunulur...

Bugün google da '31 Mart' ile ilgili bir taraması yapsanız karşınıza '31 Mart Darbesi' ifadesi çıkmaz. 31 Mart Vakası, 31 Mart Olayı gibi başlıklar çıkar ve siz de Darbeyi güncel vakayı adiyeden bir olay gibi algılarsınız...

Halbuki 31 Mart Darbesi, Selanik'ten gelen ordunun Padişah Sultan II. Abdülhamid'i devirerek yerine Sultan Reşad'ı geçirdikleri düpedüz kanlı bir darbedir.

Darbenin aslı neydi.? Şimdi onu irdeleyelim:1908'in yaz aylarında Padişah Sultan 2. Abdülhamit'i devirmek üzere dağa çıkan Enver, Niyazi gibi çete mensubu disiplinsiz subaylar, Sultanın ustaca bir hamlesiyle gerçek hedeflerine ulaşamadılar.

Sultan II. Abdülhamit, II. Meşrutiyeti ilan ederek darbecilerin haklılık (!) sebeplerini ellerinden almış oldu.

Ne var ki darbeciler bir yıl boyunca bu kez ikinci raund için hazırlandılar. Rumi takvime göre 31 Mart, miladi takvime göre 14 Nisan 1909 günü dindar ve liberal muhalefetin sözüm ona 'Şeriat isteriz' şeklinde ayaklandığı iddia edildi.

Darbeciler, bu intibaı oluşturacak psikolojik harekat çalışmasını çoktan yapmışlardı. Üstad Necip Fazıl'ın deyimiyle iddia, tam bir ‘deli saçması'ndan başka bir şey değildi. Osmanlı Saltanatının en şeriatçı halifesinden halk, 'şeriat istiyor' ve bunun için ayaklanıyordu.

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Doç Dr.Aykut Kansu gibi tarihçilerin sonradan yazdıkları üzere bütün bu olanlar bir tertipten ibaretti.

Bu tertibi yapacakları darbe için psikolojik hazırlık olarak oluşturan ittihatçı subaylar, isyanı bastırmak ve padişahı kurtarmak (!) üzere Selanik'ten İstanbul'a hareket ettiler.

Halbuki Sultan 2.Abdülhamit, bahsi geçen kargaşayı zaten bastırmıştı.

Ama İttihatçılar için darbe şartları oluşmuştu bir kere... Onlar bütün Balkanlardan, Trakya'dan Yahudi, Bulgar vs de dahil olmak üzere her renkten çetecileri de ordularına katarak 23 Nisan gecesi İstanbul'a girdiler. Ne bir isyancıyla ne bir çatışmayla karşılaştılar.

  1. Ordu Komutanı Nazım Paşa, Sultan Abdülhamit'i darbecilere silahla karşılık vermesi için ikna etmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. Sultan II. Abdülhamit, her ne kadar 'Müslüman kanı akmasın' dese de General Mahmut Şevket Paşa'nın bir sözünden hareketle darbecilerin kendisini iktidardan düşürmeyeceklerini zannediyordu.

Kendilerine 'Hareket Ordusu' adını veren darbeciler, İstanbul'da sıkıyönetim ilan ettiler. İttihat ve Terakki'nin muhaliflerini Divanı Harp kurarak astılar. 27 Nisan gecesi de Sultan Abdülhamit'i tahttan indirip onun yerine Sultan Reşad'ı geçirdiler.

Mevcut Hükümeti dağıttılar. Hüseyin Hilmi Paşa'yı Sadrazamlığa, Hareket Ordusu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'yı Harbiye Nazırlığına getirdiler.

Çoğunluğu Makedonyalı maceracı çapulcular İstanbul'u tam bir hafta yağmaladılar. Yıldız Sarayı'nın kıymetli eşya ve hazineleri başta olmak üzere şehrin en kıymetli hazineleri bu çapulcular tarafından yağmalandı.

 ‘Bir gerici isyan' diye gösterilen 31 Mart Darbesi'ni er elbisesi giydirilmiş ittihatçı subayların idare ettiği ve gerisinde İngiliz parmağı bulunduğu, ayrıca bu vakanın Sultan Abdülhamid'i devirerek imparatorluğu yıkmak hedefi güttüğü sonradan sabit olmuştu.

Filozof Rıza Tevfik darbedeki İngiliz parmağına şöyle  dikkat çeker: Albay öğretmen,31 Mart'tan sonraki her hadisede o sevimsiz İngiliz parmağını gösterdi. Mithat Paşa'ya yaptırılan Sultan Aziz'i hal olayının da buz gibi İngiliz işi olduğunu belirttikten sonra Geyikli Baba dediği Niyazi Bey'in akrabasından, edebiyat öğretmeni Albay İsmail Erdoğan'ın şu itirafını da bize hatırlattı: Henüz yeni zabit çıkmış çiçeği burnunda birer mülâzım (teğmen) idik. İttihatçılar, bize de nefer elbisesi giydirdiler. 31 Mart Hâdisesine karıştık. Bu katılmamıza mükâfat olarak, terfi zamanını beklemeden bir üst rütbeye terfi ettik. Bir rütbe kıdem aldık.” (Aktaran,Kabaklı,1989:137)

Bu olaylara şahit olan Halide Edip ve öteki şahıslardan öğrendiğimize göre, bu isyanın elebaşlarından biri olan Derviş Vahdeti "İngiliz Sefaretinin parayla tutulmuş bir ajanı, Fitzmaurice'in bir aleti olarak kabul edilmekteydi." (Ahmad,1999:143)

Yukarıdaki itiraftan da anlaşılacağı üzere, İngilizler ‘31 Mart' diye bilinen 12 Nisan 1909 tarihli irtica tertibini Halife Sultan Abdulhamid'i tahtından indirmek kastıyla el altından İttihat ve Terakki erkânına yaptırmışlardı.

Nitekim Tarihçi Yılmaz Öztuna da ayaklanmanın perde arkasını anlatırken. "Sultan 2. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, o dönemde British (İngiliz) entelijansiyası tarafından hazırlanmıştır. Balkanlar'a konuşlanmış ve çetelerle savaşan 3. Ordu subayları ile İstanbul'da bazı gazeteciler ve politikacılar elde edildi. İstanbul'daki harekete hiçbir üst düzey subayın katılmadı. Hareketin liderliğini onbaşılar, astsubay ve küçük zabitleri yaptı." (Öztuna:2005) tesbitini yapar.

Objektif tarihçilere göre ‘31 Mart; bazı çapulcuların, aşırı dincilerin, mollaların, mürtecilerin ayaklanması değildir. Daha ciddi ve yukarıdan plânlanmış bir senaryodur.' Mesela; Doç. Dr. Aykut Kansu'ya göre 31 Mart Darbesi “Meşru yollarla iktidara gelemeyeceğini anlayan bir siyãsî grubun anayasa dışı yollarla iktidara gelme mücadelesidir.” (Kansu:2001)

Dönemin devlet adamlarından Şerif Paşa da 31 Mart Darbesi'nin bir irtica hãdisesi olmadığına, bunun bir ‘İttihadçı hilesi' (Şerif Paşa,1990:45) olduğuna parmak basar.

Yabancı Araştırmacı Feroz Ahmad da 31 Mart darbesinin dindarlar ve dindarlıkla aslında bir alakası olmadığını bir ilim adamı namusuyla teslim ederken içimizdeki İrlandalılar ısrarla bunun bir şeriatçı kalkışması olduğunu yaymaya devam etmektedirler.

İttihad-ı Muhammedi'nin kurucusu Derviş Vahdeti'nin dinsel fanatizmi ve içtenliği bile kuşkuludur. Onun ve izleyicilerinin İTC'yi devirmekte kararlı olan ve bu amaçla İslamiyet'i kullanan araçlar oldukları söylenmiştir. Eğer bu hareket, dinci ve gerici bir nitelikte, eski yeniçeri isyanlarında olduğu gibi sıradan asker ile softalar arasındaki geleneksel ittifak biçiminde olsaydı, İstanbul'un gayrimüslim ahalisine korku salardı. Oysa sosyal bakımdan ilerici Liberaller şöyle dursun, bir tek gayrimüslimin bile kılına dokunulmamıştı. (Ahmad,1999:18-19)

9 Mart 1971 Cuntasının teorisyenlerinden ve sıkı Atatürkçü Doğan Avcıoğlu da ‘Milli Kurtuluş Tarihi' isimli eserinde olayın bir İngiliz tertibi olduğunu ve İttihatçıların ve Hareket Ordusu mensuplarının İngilizler tarafından nasıl kullanıldığını şöyle anlatıyor:

(……..) Daha Ekim 1896'da, Çar İngiltere'de iken, Başbakan Salisbury Osmanlı ülkesini paylaşmayı (Boğazlar Rusya'ya, Mısır İngiltere'ye) önerir. Çar «hayır» der. Lord Salisbury, Abdülhamit'in tahttan indirilmesini sürekli olarak ileri sürmeye başlar, fakat Çar (Otokrat ve dost bir hükümdara karşı yapılacak bir baskıya katılmayacağını» belirtir. (Avcıoğlu,1985:41)

İngiltere Büyükelçiliği, muhaliflerin karargâhı olmuş ve 31 Mart irtica olayı, bu muhaliflerce tezgâhlanmıştır. (Avcıoğlu,1985:53)

İngiltere Elçiliğinin burada son zamanlara kadar faaliyette bulunan Fitzmaurice adında bir baştercümanı vardı. Bu adam, Meşrutiyet'in ilk ayaklanmalarından 31 Mart isyanını hazırlamakla da önemli bir rol oynamıştı. (Avcıoğlu,1985:57)

Hal böyleyken yakın tarihimizi yazan İttihatçılar, büyük bir maharetle Darbeyi ve tertibi değil bu darbenin haklılık gerekçelerini(!) yazarak bir kanlı darbeyi hokus pokus manevralarıyla milletin gözünden kaçırmaktadırlar.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  567883

-