21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

6-7 EYLÜL HADİSELERİ ‘ÖZEL HARP’ İŞİYDİ

Hasret Yıldırım

Hedefe kilitlenmiş bir örgütlenme!

Yunanistan'ın Kıbrıs konusundaki tutumu ve Kıbrıs Türklerine yapılan baskı, 1955 senesinin gündemini oluşturuyordu. Başpiskopos Makarios'un desteklediği, Georgios Grivas önderliğindeki Ethniki Organosis Kupriakou Agonos “EOKA”; adada yaşayan İngiliz ve Türklere karşı terör saldırılarına başlamış, saldırılar kamuoyunda büyük bir öfkeye neden olmuştu.

Bu sırada İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ı konuyu görüşmek üzere Londra'da toplanacak üçlü bir konferansa davet etmişti. Konferans 29 Ağustos'ta başlamış ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu Türkiye'yi temsilen yerini almıştı.

Dışişleri yetkilileri Londra'da Kıbrıs temaslarına devam ederken; M. Kemal'in Selanik'te doğduğu eve bomba atılmasıyla ilgili bir haber, 6 Eylül 1955 günü saat 13.00 haberlerinde radyolarda yayımlandı. Bunun üzerine ‘gizli el' düğmeye basmış, ‘Atamızın evi bomba ile hasara uğradı' manşetiyle ikinci baskı yapan İstanbul Ekspres Gazetesi; genelde tirajı 20.000 civarında olduğu halde, 6 Eylül'de 290.000 basmış ve o dönemde kurulmuş olan ‘Kıbrıs Türk'tür Derneği' üyelerince bütün İstanbul'da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlanmıştır.

Öğleden sonra üniversite gençliği bir gösteri düzenlemiş; hava kararırken başta Taksim olmak üzere, İstanbul'un birçok yerinde gruplaşmalar oluşmuştur. Çığ gibi büyüyen kalabalık kontrolden çıkarak Beyoğlu, Karaköy ve Şişli'deki Rum vatandaşların dükkânlarını ve evlerini tahrip etmeye başlamıştır. İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Şişli'deki Haylayf Pastanesi'ne yapıldı. Ardından kalabalık; Kumkapı, Samatya, Yedikule taraflarına geçerek, gayrimüslimlerin toplu olarak yaşadığı birçok semtte; evvela Rumların, ardından da Ermeni, Yahudi ve hatta yanlışlıkla bazı Türklerin dükkânlarına saldırarak yağmaya başladı.

İstanbul'un diğer semtlerinde de benzer hadiseler meydana geldi. Saldırganlık kısa sürede daha da genişleyerek, kiliselere ve mezarlıklara yöneldi. Kiliselerin içindeki Hristiyanlarca kutsal kabul edilen resimler, haçlar, ikonalar ve diğer eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi. Güvenlik kuvvetlerinin hadiselere başlangıçta kayıtsız kaldığı görüldü. Ordu birlikleri hadiselere ancak gece yarısından sonra hâkim olabildi. 7 Eylül sabahı İstanbul büyük bir afet görmüş gibiydi.

İstiklal Caddesi'ndeki her üç dükkandan ikisi tahrip edilmişti. Çevrede parçalanmış ve devrilmiş otomobillerden, etrafa saçılmış beyaz eşyalardan, her renk ve çeşitte kumaş parçalarından yürümek zorlaşıyordu. Türk kaynaklarından verilen resmi bilgilere göre İstanbul'da; 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile fabrika, otel ve bar gibi 5.317 yer tahrip edildi. Yaralı sayısı 30, ölü sayısı 11 olarak resmi kayıtlara geçiyordu. İzmir'de de İstanbul'dakinden daha küçük çaplı olmakla beraber, benzer hadiseler yaşandı. Yunan Konsolosluğu ve Fuar'daki Yunan pavyonu ateşe verildi.

Hadiselerin başladığı saatlerde Sapanca'da olan başbakan Adnan Menderes, saldırıların kontrol edilememesi üzerine çağrıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104'e yükseldi. 10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa etti ve yerine geçici olarak Savunma Bakanı Ethem Menderes atandı, Bakan Fuat Köprülü vekâleten Savunma Bakanlığı görevini üstlendi. Milli Emniyet Hizmetleri şefi (MAH Reisi), İzmir valisi, İzmir'de bulunan birliklerin komutanları, İstanbul Emniyet Müdürü ve üç general, hükümet tarafından görevden alındı. Bir dizi memurun, hadiselerin engellenememesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle görev yerleri değiştirildi. Londra'daki konferans ise kesilerek, Kıbrıs sorunu artık “Türk-Yunan anlaşmazlığı” olarak tüm dünya kamuoyuna farklı bir çerçeve içinde sunulmaya başlandı.

Hadiselerin ardından, Türkiye'de yaşayan binlerce Rum göç etmiştir. Rum nüfusun zamanla azalmasıyla Rumların ekonomideki etkisi zayıflamaya başlamış ve daha önceki azınlıklara yönelik eylemlerde olduğu gibi Türklerin sermayeye hâkim olması hızlanmıştır. Birkaç bin Rum ise, özellikle Mersin ve Tarsus'a yerleşmişlerdir. Zamanla kalan Rumların da büyük çoğunluğu İstanbul'u terk etmiştir. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000'e düşen İstanbul'daki Rum nüfus, 2015 yılında ise 2.000-2.500 kişiye kadar düşmüştür.

Hadiseler ile alâkalı soruşturmalar başlangıçta “Kıbrıs Türk'tür Cemiyeti” ile gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşmış, daha sonra komünistler de suçlanmıştır. Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru'nun bulunduğu fişlenmiş komünistler hakkında dava açıldı. Tutukluların çoğu Aralık 1955'te serbest bırakıldı. Bunun en mühim nedenlerinden biri; muhalefet lideri İsmet İnönü'nün, hükümeti ağır bir dille eleştiren ve gerçek suçluları takip yerine suçsuz vatandaşlara işkenceyle suçlayan konuşmasıdır. Dava beratla sonuçlandı. Kısa süre sonra Kıbrıs Türk'tür Cemiyeti de kapatıldı.

1960 darbesinden sonra, bu hadisler Yassıada yargılamalarının gündemine oturdu. 27 Mayıs darbesinden sonra cunta tarafından organize edilen Yassıada yargılamalarında, hadiselerin DP hükümetinin başbakanı Adnan Menderes'in provokasyonu sonucu kontrolden çıktığı iddia edildi ve hadiseleri tertip etmekle suçlanan Adnan Menderes Hükümeti; muhalefet, basın, azınlık temsilcileri ve özellikle Yunanistan tarafından ağır eleştirilere maruz kaldı.

Demokrat Partiye yönelik günümüze kadar sürdürülen suçlamalar, büyük ölçüde 1960 yılında görülen Yassıada duruşmalarında; Fatin Rüştü Zorlu ile Adnan Menderes'in, 6/7 Eylül hadiselerini tertip ettikleri gerekçesiyle, 6 yıl hapis cezası almalarından ileri gelmektedir. Yassıada'da görülen 6/7 Eylül duruşmalarında yalnızca “sanıklar aleyhine” şahitlerin bulunup dinlenmesi, sanık avukatlarının savunma yapma imkânlarının kısıtlanması, sanıkların mahkemeye tanık olarak dinlenmesi teklif edilen kişilerin kabul edilmemesi ve en basitinden Zorlu'nun 6/7 Eylül'ü ısmarladığı iddia edilen telgrafına ( Londra büyükelçiliği arşivinde bulunmasına rağmen) ulaşılamaması gibi gelişmeler, mahkemenin 6/7 Eylül hadiselerini aydınlatmada kolaycılığa kaçtığını ortaya koymuştur.

Hâlbuki Özel Harp Dairesi (ÖHD) başkanı, Genelkurmay İstihbarat başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulunda üst düzey görevlerde bulunmuş emekli Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu'nun, gazeteci Fatih Güllapoğlu'na;

Tempo Dergisi'nin 9-15 Haziran 1991 tarihli, 24. Sayısında söylediği:

“Bak ben sana bir örnek daha vereyim, 1974'teki Kıbrıs Harekâtı… Eğer Ö.H.D. olmasaydı, o harekât, yani iki harekât da o kadar başarılı olabilir miydi? (...) Adaya, bankacı, gazeteci, memur görüntüsü altında Özel Harp Dairesi elemanları gönderildi ve bu arkadaşlarımız, adadaki sivil direnişi örgütlediler, halkı bilinçlendirdiler. Silahları 10 tonluk küçük teknelerle adaya soktular. Sonra 6-7 Eylül olaylarını ele al...

-Pardon Paşam anlamadım, 6-7 Eylül olayları mı?

-Tabii... 6-7 EYLÜL'DE BİR ÖZEL HARP İŞİYDİ VE MUHTEŞEM BİR ÖRGÜTLENMEYDİ… Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?
-E., evet Paşam!...” sözleri hadise ile alâkalı müthiş bir ifşaattır…

---------------------------------------------------

Hele ki, Celal Bayar'ın İstiklal Caddesi'ndeki hasarı görünce; etrafındakilerin duyacağı bir sesle, İçişleri Bakanı Namık Gedik'e “Galiba dozu kaçırdık” demesi bir nevi itiraf olarak kayıtlara geçmiştir.


İngiliz, Fransız, Alman ve Yunan arşivlerinde araştırma yapan Bochum Ruhr Üniversitesi'nden Dr.Dilek Güven; Toplumsal Tarih Dergisi'nin Eylül 2005, Sayı: 141, Sayfa: 38-49'da çıkan “6-7 Eylül Olayları ve Failleri” adlı makalesinde kaynak göstererek belirlemeler yapmış.

Enteresan olanı şöyle: Yunan basınına göre hadiselerin sorumlusu İngiltere'dir. Nitekim arşivlerde, İngiltere'nin 6-7 Eylül hadiselerinin planlanmasına katkısı bulunduğuna ilişkin ipuçları vardı. Misal ise, Atina'daki İngiliz Büyükelçiliği'nin 19 Ağustos 1955 günlü raporunda, Türk-Yunan dostluğunun yüzeysel bir olgu olduğu; mesela, Atatürk'ün Selanik'teki evinde oluşacak küçük bir hasarın Türk-Yunan ilişkilerini zedeleyeceği belirtilmişti. İngiliz Dışişleri'nde çalışan bir bürokrat ise daha açık olarak, “Ankara'da oluşacak birkaç olayın aslında işlerine çok yarayacağını” ifade etmişti...

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  492172

-