ABD 150 ÜLKEDE 1000 ÜSTE 350 BİN ASKERE SAHİP

ABD dünya tarihinde benzeri görülmemiş şekilde, dünyanın dört bir tarafında kurduğu askerî üslerle, herhangi bir bölgeyi doğrudan bir yönetim kurmaksızın kontrol altına alıyor. Yabancı askerî üslerin % 95’ine sahip olan ABD’nin, 150’nin üzerinde ülkede, 1000’e yakın askerî üste 350 bin civarında askeri görev yapıyor.


ABD 150 ÜLKEDE 1000 ÜSTE  350 BİN ASKERE SAHİP

ABD'NİN ASKERÎ GÜCÜ

2. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu hegemonik düzenle ABD, dünya tarihinde hiçbir büyük devletin sahip olmadığı bir askerî güce sahip bulunuyor. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük askerî gücüne sahip olan ABD, tehdit olarak algıladığı ülkelerin tamamı bir araya gelse bile kendisi için ciddi bir tehdit oluşturamayacağı bir büyüklüğe tekabül ediyor. Dünya üzerinde hiçbir ülke, ABD'nin askerî malzeme sevkiyatı konusundaki imkânlarına yaklaşamıyor. ABD'nin yıllık 400 milyar Dolar'ı bulan savunma harcamaları, dünyadaki toplam savunma harcamalarının yarısını oluşturuyor. “Rusya tehdidi”, “Küba tehdidi”, “Çin tehdidi”, “şer ekseninin tehdidi”, “terör tehdidi” gibi söylemlerle güvenlik tehdidi altında olduğunu iddia eden ABD, bu askerî varlığıyla tüm dünyayı tehdit etmeye devam ediyor.

ASKERÎ ÜSLER

ABD dünya tarihinde benzeri görülmemiş şekilde, dünyanın dört bir tarafında kurduğu askerî üslerle, herhangi bir bölgeyi doğrudan bir yönetim kurmaksızın kontrol altına alıyor. Yabancı askerî üslerin % 95'ine sahip olan ABD'nin, 150'nin üzerinde ülkede, 1000'e yakın askerî üste 350 bin civarında askeri görev yapıyor.

Dünyada Antarktika dışındaki bütün kıtalarda askerî üssü bulunan ABD'nin askerî üssünün bulunmadığı ülke sayısı 50'nin altında. Daha önce hiçbir dünya devletinin başvurmadığı bir yöntemi kullanan ABD, başka ülkelere ait topraklara konuşlandırdığı üsleri ve askerleri ile o ülke ve bölgeyi baskı altına alıyor. Bu yöntemle dünya üzerindeki hegemonik düzeninin mâliyetini azaltırken o ülkelerdeki menfaatlerini de kaybetmemiş oluyor.

ABD, yabancı ülkelerde büyük askerî alanlara sahip. Bu askerî alanlar arasında hava üsleriyle birlikte koordinasyon ve analitik merkezleri de yer alıyor. ABD'nin en büyük askerî üsleri, İngiltere, İsrail, Güney Kore, Almanya ve Japonya'da, en fazla askerî personeli ise Afganistan'da yer alıyor.

ABD Savunma Bakanlığı'nın 2012 yılı verilerine göre, Afganistan ve çevresinde 154 bin 100, Almanya'da 52 bin 405, Japonya'da 36 bin 763, Hawaii'de 22 bin 632 ve Güney Kore'de 19 bin 755 ABD askeri görev yapıyor. ABD, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Doğu ve Güney Asya'da 161 bin 88, Avrupa'da 79 bin 476, Asya'nın doğusu ve Pasifik bölgesinde 49 bin 121 ve Orta Asya'da 156 askerî personeliyle varlığını hissettiriyor.

ABD'nin öteden beri en büyük askerî yığınağını yaptığı kıta Asya olageldi. Ancak son dönemde Washington'ın askerî eylemlerinin odağında Uzak Asya yerine Afrika yer alıyor. ABD son yıllarda Libya, Somali, Mali ve Orta Afrika'daki çatışmalara doğrudan ya da dolaylı olarak müdahil oldu. Buna paralel olarak da ABD'nin Afrika'daki askerî varlığı arttı.

Pentagon bünyesindeki Afrika Komutanlığı (AFRICOM) 2007 yılında kurulduğunda Amerikalı yetkililer Afrika'da üs kurma ve kıtaya asker gönderme planları olmadığının altını çizmişlerdi. Buna rağmen geçen süre içinde kıtanın pek çok ülkesinde askerî üs kuruldu. Son yıllarda ABD'nin Afrika'daki askerî birliği AFRICOM, sürekli yeni üsler açıyor ve bölgeye asker sevkiyatı yapıyor. Resmî rakamlar ABD'nin Afrika'da 3-5 bin civarında askeri olduğunu söylese de, gerçekte bu rakamın 50 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.

ABD'nin Afrika'da üssü ve askerî bulunan ülkeler arasında Kenya, Cibuti, Etiyopya, Uganda, Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Cezayir, Nijer, Moritanya, Çad, Nijerya, Liberya, Mali, Burkina Faso, Nijerya, Fildişi Sahili, Liberya ve Senegal sayılabilir. 2012'de Mali'de yaşanan olaylar, ABD'nin Fransa ile birlikte bu bölgede bir operasyon hazırlığı içerisine girdiğini gösteriyor. Özellikle Kaddafi sonrası süreçte bölgede doğan boşluğu doldurmak isteyen Fransa ve ABD, bölgeyi kontrol altında tutmayı hedefliyor. Nitekim bu bölge, Güney Amerika'dan gelen ve Cezayir üzerinden Avrupa'ya ulaşan uyuşturucu ticaretinde ve Afrika'daki çatışma bölgelerine gönderilen silah ticaretinde önemli bir konumda bulunuyor.

Öte yandan ABD, Afrika'da terörü gerekçe göstererek casusluk ağını genişletiyor. Afrika'da kurulan gözetim ağında küçük, silahsız ‘turboprop' uçaklarla toplanan bilgiler Pentagon'a iletiliyor. Uçaklar video kaydı tutuyor, radyo ve cep telefonu sinyallerini topluyor, kızılötesi ısıları takip edebiliyor. Binlerce kilometre uçuş kapasitesine sahip uçaklar, 2007 yılından bu yana Afrika'da kurulmaya başlanan hava üslerinde konuşlandırılıyor. Bütün bu askerî operasyonlar, ABD'yi Afrika'da baskın bir güç haline getiriyor. Bu devasa askerî gücü sayesinde ABD, Afrika kıtasının her noktasında at oynatabiliyor.

NÜKLEER SİLAH

Konvansiyonel silahlar konusunda dünyada hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak kadar büyük bir güce sahip olan ABD, nükleer silahlar konusunda da aynı özelliğini muhafaza ediyor. Bir taraftan dünyada nükleer silahların yaygınlaşmasını önlemek için diplomatik faaliyetler sürdüren ABD, kendi elinde bulunan nükleer silahlardansa vazgeçmiyor. Bilakis, gelişen teknoloji ile birlikte nükleer alandaki faaliyetlerini de hızlandıran ABD, ‘görev zararlarını' en aza indiren yeni nükleer başlıklar geliştirmekle övünüyor. Nükleer silahsızlanmayı öngören NPT antlaşmasını dünya ülkelerine dayatan ABD, dünya tarihinde nükleer silah kullanan tek ülke konumunda bulunuyor.
Elinde bulundurduğu binlerce nükleer silahla dünyanın nükleer silah deposu konumundaki ABD, bu özelliğine rağmen nükleer konusunu politik malzeme yapmaktan kaçınmıyor. Özellikle nükleer silah sahibi Kuzey Kore ve nükleer enerji konusunda çalışmalar sürdüren İran, Amerika ve dünyanın diğer nükleer güçleri Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin tarafından tehdit edilmeye devam ediyorlar. Buna karşın nükleer silaha sahip olduğu bilinen İsrail, ne NPT antlaşmasını imzalaması konusunda, ne de sahip olduğu nükleer gücü siyasî baskı aracı olarak kullanmaması konusunda ABD ve diğer küresel güçler tarafından herhangi bir baskıya maruz kalmıyor.

BİYOLOJİK VE KİMYASAL SİLAHLAR

Birçok ülkeyi biyolojik ve kimyasal silaha sahibi olduğu konusunda suçlayan ve uluslararası kurumlarda bu ülkelere karşı yaptırım kararları aldırtan ABD'nin, dünyanın en büyük biyolojik ve kimyasal silah üreticisi olduğu biliniyor. ABD'nin sahip olduğu kimyasal silah miktarının 30 bin ton olduğu tahmin ediliyor. 2003 yılındaki Irak İşgali'ni, ülkede kitle imha silahları olduğunu bahane ederek başlatan ABD, Birleşmiş Milletler'in kimyasal ve biyolojik silah üretimini yasaklama girişimlerine destek vermekten kaçınmaya devam ediyor.

ABD'nin sözkonusu silahların geliştirilmesi konusundaki sabıkası oldukça kabarık. Kendi vatandaşları da dâhil olmak üzere, denek olduğundan habersiz onbinlerce insan üzerinde sayısız deney gerçekleştiren ABD, 1930'larda başladığı deneylerine 2. Dünya Savaşı sonrasında esir alınan Nazi ve Japon biliminsanlarının tecrübelerini de katarak Soğuk Savaş döneminde dünyanın en büyük biyolojik ve kimyasal gücü haline geldi. ABD gelişen teknoloji ile birlikte bu alandaki faaliyetlerini aralıksız sürdürüyor.

Yorum Yaz

  807620

-