14 AĞUSTOS 2020 CUMA

ABD İÇİN BULUNMAZ BİR FIRSAT ‘11 EYLÜL’

Soğuk Savaş’ın bitmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılması neticesinde Atlas Okyanusu’ndan Çin’e kadar uzanan, jeoekonomik ve jeopolitik önemi tartışılmaz bir Müslüman coğrafyanın da ‘sahipsiz’ kaldığı böylesi bir ortamda 11 Eylül saldırıları ABD’ye bulunmaz bir fırsat verecekti.


ABD İÇİN BULUNMAZ BİR FIRSAT  ‘11 EYLÜL’

KORE SAVAŞI

Japonya'nın 20. yüzyılın başlarında Rus Çarlığı'nın elinden aldığı Kore Yarımadası, Japonya'nın 2. Dünya Savaşı'nda yenilmesinin ardından ABD ve Sovyetler Birliği arasında gerginliğe sebep oldu. Her iki süper güç de yarımadanın kuzey ve güneyinde kendilerine bağımlı hükümetler kurarak 1948-1949 yıllarında bölgedeki askerî güçlerini çektiler.

Böylece Sovyet yanlısı bir Kuzey Kore ve ABD yanlısı bir Güney Kore devleti kurulmuş oldu. İki ülke için sınır olarak da 38. Enlem belirlendi.

Ancak, ABD iki ülke arasında çıkan çatışmaları bahane göstererek BM'yi harekete geçirdi ve BM'nin çoğu ABD güçlerinden oluşan deniz, hava ve kara birliklerini 1950 yazında bölgeye sevketti. Birliklerin müdahalesiyle 38. Enlem'i geçerek güneye doğru ilerleyen kuzey güçleri geri püskürtüldü.

Ancak Kuzey Kore birliklerini 38. Enlem'in kuzeyine iten ABD kontrolündeki BM birlikleri, burada durmayarak kuzeye doğru ilerlemeye devam etti ve kuzey birliklerini Çin sınırına doğru çekilmeye zorladı. Bu safhaya kadar savaşa müdahil olmayan Çin, BM birliklerinin Çin sınırını tehdit eder konuma gelmesiyle birlikte Kuzey Kore'ye açık destek vererek savaşa müdâhil oldu. İlerleyen aylarda savaş Kuzey-Güney Kore savaşından çok bir ABD-Çin savaşı haline geldi.

Bütün bu süreçten zararlı çıkansa, yüzbinlerce askerini, milyonlarca sivil vatandaşını kaybeden ve toprakları büyük zarara uğrayan Kuzey ve Güney Kore devletleri oldu. Çoğunluğu sivil, 3 milyonun üzerinde insanın yaşamını yitirdiği savaş, Çin kuvvetlerinin BM birliklerini 38. Enlem'in güneyine püskürtmesinden sonra durağan bir hal aldı. Bu durum tarafları barış görüşmelerine itti. 1951 Nisan'ında başlayan görüşmeler 1953 Temmuz'unda imzalanan ateşkes antlaşması ile sonuçlandı. Ancak savaş, Kuzey ve Güney Kore arasında 2007 yılında imzalanan barış antlaşmasına kadar kâğıt üzerinde devam etti.

VİETNAM SAVAŞI

Kore Savaşı'ndan sonra bölgenin savunmasına daha fazla ağırlık veren ABD, Soğuk Savaş dönemine şekil veren çevreleme politikası çerçevesinde, Uzakdoğu'nun Sovyet Rusya ve Çin'in kontrolü altına girmesini önlemek amacıyla Güneydoğu Asya Antlaşması Teşkilatı (SEATO)'nı kurdu. Teşkilatta ABD, İngiltere ve Fransa dışında Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinler, Pakistan ve Tayland yer alıyordu.

Böylece daha önce NATO, Balkan İttifakı ve Bağdat Paktı ile başlayan süreçte yeni ve stratejik bir adım atılmış oluyordu. Daha önce Fransa'nın hâkimiyeti altında olan ve Vietnam, Laos, Kamboçya'yı da içine alan Hindiçin coğrafyası, Fransa'nın 2. Dünya Savaşı sonrası bölgeden çekilmesinden sonra ABD tarafından kontrol altına alınmak istendi. Kuzey ve Güney Vietnam arasındaki hâkimiyet mücadelesinde Güney Vietnam'a destek veren ABD, 1950'lerin sonlarında Başkan Dwight D. Eisenhower döneminden başlayarak bölgeye asker göndermeye başladı.

Asker sevkiyatı, sonraki başkan John F. Kennedy zamanında artarak sürerken, Kuzey ve Güney bölgeleri arasındaki çatışmalar da giderek şiddetlendi. Kennedy'nin ölümünden sonra ABD Başkanı olan yardımcısı Lyndon B. Johnson, ABD donanmasının Kuzey Vietnam güçleri tarafından hedef yapılması karşısında Vietnam ile savaşmak için Kongre'den kendisini yetkilendirmesini istedi. Karar Senato'da 2'ye karşı 88, Temsilciler Meclisi'nde 0'a karşı 416 oyla alındı.

Bu tarihten sonra yüzbinlerce askerini Vietnam'a gönderen ABD, konvansiyonel silahlar karşısında başarılı bir gerilla mücadelesi veren Kuzey Vietnam güçleri karşısında başarısızlığa uğradı. Johnson'dan sonraki başkan Richard Nixon döneminde de savaş devam etti. ABD, bu işgal sürecinde yüzbinlerce asker ve 3 milyondan fazla sivili katletmekle kalmadı, uzun yıllar süren bombardımanlarla ülkeyi yerle bir etti.

ABD Vietnam'da 8 milyon tondan fazla bomba kullandı. Bu bombaların II. Dünya Savaşı'nda tüm ülkelerin kullandığının 3 katı ve ayrıca ABD'nin Hiroşima'ya attığı atom bombasının 640 katı büyüklüğünde olması, nasıl bir soykırımın yaşandığını ortaya koymaya yetiyor.

Bütün bunlara rağmen savaşı kazanamayan ABD'de, ciddi bir kamuoyu muhalefeti de oluşmuştu. Askerî olarak savaşı kaybetmesine karşın, hedeflediği kazanımların bir kısmını elde eden ABD, Kuzey Vietnam ile uzun yıllar süren barış görüşmeleri neticesinde 27 Mayıs 1973'te barış antlaşması imzaladı. Modern tarihin medyaya açık bu ilk savaşı, dünyanın gözü önünde ABD'nin milyonlarca insanı öldürmesiyle sonuçlanırken ABD'nin diğer soykırımları gibi Vietnam'da yaşanan soykırım da cezası kaldı.

SOĞUK SAVAŞ SONRASI ‘YENİ DÜNYA DÜZENİ'

Küresel vizyonunu büyük oranda soyut ve ideolojik bir dış tehdit algılaması üzerine bina eden ABD, Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile birlikte politikalarına meşrû bir zemin bulma noktasında sıkıntılı bir sürece girdi. Zira, Sovyetler Birliği'nin dağılması neticesinde, ABD'nin küresel menfaatleri ile sahip olduğu siyasî güç arasındaki meşruiyet açığını kapatan bir dış tehdit de ortadan kalkmış oldu.

1990'ların başında ilan edilen ve Soğuk Savaş düzeni yerine ikame edilmeye çalışılan ‘Yeni Dünya Düzeni' projesi, bu meşrûiyet açığını kapatmak noktasında yetersiz kaldı.

Yine bu dönemde icat edilen ‘Haydut Devlet' kavramı da, tehditsizlikten doğan meşrûiyet açığını kapamaya yönelik bir adımdı. Ancak bütün bunlara rağmen, Suriye, Kuzey Kore, Libya, İran ve Irak gibi ‘haydut' devletlerden gelebilecek tehdit, ABD'li siyâset yapıcıların tüm çabalarına rağmen, ne ABD'nin kendi kamuoyuna ve ne de dünya kamuoyuna inandırıcı geliyordu.

Untitled-2_102

 Dolayısıyla ABD, asla vazgeçemeyeceği menfaatlerinin bulunduğu Avrasya anakıtasındaki askerî varlığını sürdürebilmek için gerekli meşrû zemini bir türlü bulamamıştı. Bunların yanısıra, Soğuk Savaş sonrasında varlık sebebi ortadan kalkan NATO da sorgulanmaya başlandı.

Öte yandan bu süreçte Japonya ve AB, gerek dış politikada ve gerekse güvenlik alanında, ABD ile yollarını ayırmaya, hızla yükselen iki güç konumundaki Çin ve Hindistan da bölgesel güç olmaktan öte gideceklerini göstermeye başladılar. Soğuk Savaş'ın bitmesi ve Sovyetler Birliği'nin dağılması neticesinde Atlas Okyanusu'ndan Çin'e kadar uzanan, jeoekonomik ve jeopolitik önemi tartışılmaz bir Müslüman coğrafyanın da ‘sahipsiz' kaldığı böylesi bir ortamda 11 Eylül saldırıları ABD'ye bulunmaz bir fırsat verecekti.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  872075

-