22 OCAK 2020 ÇARŞAMBA

Altan Çetin

ABD STRATEJİSİ VE KASIM SÜLEYMANİ VAKASI

Altan Çetin

İran Türklerin tarihi ve kadim hatırlarının yaşandığı ve bugün hala faal Türk nüfus ve kültür varlığının söz konusu olduğu komşu bir ülkedir. Bu yönüyle hem dostluklar hem de siyasi rekabetlerle tanıdığımız bir yapıyı temsil eder. İran modern zamanlarda Şah İsmail ile başlayan tarihi sürecini devrim ile başka bir boyuta taşıdıktan sonra bölge ve kürede muhtelif roller oynamaya devam etti.

Modern zamanlarda İran şahlık ve sonrasında  “batılı mahut ve malum” güçlerin Orta Doğu adını vererek nesneleştirdikleri ve sömürdükleri bölgede faal ve müdahil olmasının araçlaşan bir sebebi olarak suistimal edilmeye devam edildi ve ediliyor. Müslümanın özne olamadığı bu dünyada İran'ın panşiizm politikası da aynı yoksunluğun ayartılmış bir kimliği olarak bahsedilen güçlerin mühendisliklerine vasıta kılınmaya ve ne yazık ki bölge ve dünya için zarar gösterilerek dünya düzeninin küresel iştihasına “mama” olmaya devam ediyor. Bir şiddet dengesinin parçası haline getirilen İran çok değişkenli şartların ortasında ABD-İsrail ile yaşadığı gerginlikler ve Suud rejimi olan çekişmesi bağlamında kendi yolunda devam ediyor. Trump iktidara gelişinden sonra standart bakış açıları çerçevesinde İran konusunda bir yaklaşım paketi açtı. Burada söz konusu edilen tüm başlıklar bahsettiğimiz yukarıda değerlendirmeleri işaret eder niteliktedir. 23 Eki 2017'de  ABD'nin İran Stratejisi ve Türkiye adlı Tasam'da yayınlanan bir yazımızda ABD'nin Trump döneminde belirlediği stratejisini aşağıdaki değerlendirmelerle birlikte aktarmıştık: “Bu strateji metninden görüleceği üzere, İran'ın Ortadoğu'da Irak, Suriye ve Yemen gibi sahalardaki, geçmişte Şii Hilali kurmak olarak da dillendirilen faaliyetlerini engellemek ve bunun sağlanması için de İran'ın bu operasyonlardaki ana omurgası olarak görülen Devrim Muhafızlarına ciddi bir mali ve diğer şekillerde yaptırımlarla darbe vurularak İran'ın bölge stratejisinin işlerliğini ortadan kaldırmayı öngördüğü anlaşılıyor… Stratejinin en ilginç yanlarından biri, Devrim Muhafızlarının İran halkının iç zenginliklerini tükettiğinden ve bu stratejinin İran halkı için de olduğu söylenerek İran içindeki güdümlü muhalefete ve rejim karşıtı güçlere de bir mesaj veriliyor olmasıdır. Hülasa İran dış ve iç dinamiklerle kuşatılarak bölgede ve küredeki “tehdit unsuru” olma özelliği ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu stratejinin uygulanacağı taktiksel açılımın neler olabileceği gelecek süreçte yaşanacak gelişmeler bağlamında ortaya çıkacak ve zaman içinde müttefiklerle paylaşılmak suretiyle belki devletlerarası düzeyde de paylaşılabilecektir.

İran rejimi, özellikle İran İslâm devrim muhafızlarını, yıkıcı eylemleri için mali desteği engelleyerek, Devrim muhafızlarının İran halkının zenginliğini tüketen faaliyetlerine karşı duracağız. İran Devrim muhafızlarının Irak, Suriye ve Yemen'deki faaliyetleri, Suudi büyükelçisi Adil Cübeyr'in 2011'de öldürülmesi gibi terörist faaliyetlerde bulunduğu bu nedenle ABD'nin ortaklarını bu örgüte karşı birlikte çalışmaya zorlayacağı ve böylece uluslararası barış ve güvenliğe katkı sağlanacak, bölgesel istikrar ve İran halkının faydasına davranılmış olacaktır... İran İslam Devrimi muhafızlarının insan hakları ihlallerinin uluslararası toplumda kınamasına çalışacağız.” İran devrim muhafızları vurgusu bugün gelinen noktada yaşananların işaret fişeği gibi.

İşte bugün gelinen noktada Süleymani'nin öldürülmesi ABD'nin İran üzerinden bölgeye müdahale ve bu vesile ile gücünü tahkimde meşru zemin yaratma yolsuzluğunun son taktiksel hamlesi olarak görülüyor. Peki, buraya gelene kadar ABD stratejisinin taktik adımları olarak neler yaşanmıştı. Fikri takip ile bütünlüğü kaybetmeden sağlıklı hafıza ile zihnimizi murakabe edelim. Bu yolda kaleme aldığımız Yine Tasam'da 2 Ocak 2018 tarihli İran Sokakları:“İtiraz mı” Stratejinin Artçısı mı? Başlıklı diğer yazımızda; “Bu gösterileri ilk olarak, ABD'nin yeni İran stratejisi bağlamında “Biz eski İran yıkıcılığına karşı müttefiklerimizle ve bölgesel ortaklılarımızla birer istihkâm olarak ilişkilerimizi canlandırarak, bölgedeki güç dengelerini onaracağız… İran rejimi, özellikle İran İslâm devrim muhafızlarını, yıkıcı eylemleri için mali desteği engelleyerek, Devrim muhafızlarının İran halkının zenginliğini tüketen faaliyetlerine karşı duracağız. İran Devrim muhafızlarının Irak, Suriye ve Yemen'deki faaliyetleri, Suudi büyükelçisi Adil Cübeyr'in 2011'de öldürülmesi gibi terörist faaliyetlerde bulunduğu bu nedenle ABD'nin ortaklarını bu örgüte karşı birlikte çalışmaya zorlayacağı ve böylece uluslararası barış ve güvenliğe katkı sağlanacak, bölgesel istikrar ve İran halkının faydasına davranılmış olacaktır” şeklinde ortaya konulan yaklaşım/strateji bağlamında okumak/anlamlandırmak mümkündür. Bu olaylar bir artçı gelişme midir? Daha önceki bir yazımızda “Stratejinin en ilginç yanlarından biri, Devrim Muhafızlarının İran halkının iç zenginliklerini tükettiğinden ve bu stratejinin İran halkı için de olduğu söylenerek İran içindeki güdümlü muhalefete ve rejim karşıtı güçlere de bir mesaj veriliyor olmasıdır” olarak değerlendirdiğimiz bu stratejinin bugün aktüel bir gerçekleşmesi ve yansımasını izliyor olmamız kuvvetle muhtemeldir. Zira gösterilerin işsizlik, enflasyon ve yolsuzluk gibi gerekçelerle söz konusu edilmesi, meşruiyet temelinin buradan kurulması ve ortaya çıkması bahsedilen stratejinin bir takti ayağı olarak görülme ihtimalini makul bir zemine oturtuyor. Zira Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, İranlıların 'rejimin yolsuzluklarından, ülkenin servetinin terörizme mali kaynak sağlama amaçlı kullanılmasından bıktıkları' belirtilmesi de tam söylenmek istenen şey ile üst üste geliyor,” tespitini yapmıştık. ABD görüleceği üzere İran'ın iç dinamiklerini ve dış politika tercihlerini her türlü kullanarak kendi stratejisini gerçekleştirme yolunda hareket ediyor. Bu bağlamda ABD'nin ikinci hamlesi nükleer konusunda geldi. ABD-İran diplomasisi müzakereler konusunda birbirlerine afra tafra söz düellosunu bu konu üzerinden devam ettirdiler.  Bu meseleyi de ele aldığımız 9 Mayıs 2018 İran'ın Nükleer Çıkmazında Düşünceler adlı Tasam yazımızda,  “Öyleyse bugün ABD'nin İran'la nükleer anlaşmadan ayrılacağını ilan ediyorum. Tahran'a en üst düzey ekonomik yaptırımları yeniden getireceğiz” diyen Trump daha önce mevzu bahis ettiğimiz mahut İran stratejisinde yer alan “İran'ın nükleer silaha giden tüm yollarını önleyeceğiz” açıklaması ile örtüşen bir adım daha attı. Önceki adım İran'da yaşanan halk hareketleriyle İran'ın sarsılması iken bu adımla İran'a doğru harekâtının önünü ağır yaptırımlar olacağı açıklamasıyla birlikte gerçekleştirdi. Bu süreçte strateji de yer alan Suriye, İsrail, Basra Körfezi ve siber saldırılar meseleleri ve devrim muhafızları üzerinden müstakbel hareketler beklemek hayalcilik olmayacaktır. Burada Suudi Arabistan özellikle yenibaharı bağlamında dün Vahabiliği yaymak yolunda teşvik edenlerce yeninden harekete geçirilebilir. Satılan onca silah çürümeyecek ya! Umarız bölgemiz Irak-İran savaşı gibi İran'ın öznesi olacağı yeni savaşlara gebe değildir.”, ifadeleriyle ABD-İran meselesine fikri takibimizi devam ettirmiştik. ABD'nin İran rejiminin varlığını sarsmak konusunda yaptırımlar ve antlaşmalardan tek taraflı çekilerek taktik hamlelerini sürdürdüğünü bu şekilde tespit etmiştik.

ABD-İran arasındaki birbirlerine meşruiyet zemini sağlayan bu çekişmesi nihayet Pompeo'nun dış işlerinin başına geçmesiyle kendi muhtevasında gelişmelerle sürmeye devam etti. Bu durumu 9 Temmuz 2018 tarihli Pompeo Bağlamında ABD İran Stratejisi adlı yazıda ABD'nin mahut İran stratejisinin ayrıntıları cümlesinden olmaz üzere ”6- İran, Hizbullah, Hamas ve Filistin İslami Cihadı başta olmak üzere Ortadoğu'daki terör örgütlerine desteğini kesmeli. 7- İran, Irak hükümetinin egemenliğine saygı göstermeli, bu ülkedeki Şii milislerin silahsızlandırılması ve yeniden entegrasyonuna izin vermeli. 8- İran, Yemen'deki Husi milislerine desteğini kesmeli ve barışçıl bir siyasi çözüm için çalışmaya başlamalı. 9- İran, Suriye'de kendi komutası altındaki bütün güçleri çekmeli. 10- İran, Afganistan ve bölgede Taliban'a ve diğer teröristlere desteğini kesmeli, El Kaide'ye sığınak olmaktan vazgeçmeli. 11- İran, Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü'nün terörist ve militan ortaklarına desteği kesmeli.”, şeklinde belirlenen siyasetin esaslarını tartışmış idik.  Burada açıklanan ve bu yazıda Tasam yazıları üzerinden sunulmaya ve hatırlatılmaya çalışılan süreçte son ve büyük taktik hamle İran'ın bölgedeki en büyük yürütücü aklı ve ABD stratejisinde açık hedef gösterilen Kudüs güçlerinin komutanının öldürülmesiyle gerçekleşti. ABD'nin İran'ı bölgede terör ve istikrarsızlığa yol açtığını Pompeo ağzından ilan ettiği ve hedef haline getirdiği şii misliler olarak nitelenen grupların komutanı Süleymani kimliğinde bu suikastla İran'a karşı yadsınamaz bir hamle yaptığı aşikârdır. 11. Maddede açıkça zikredilen ve “kesmelidir” sözü ile ayar verilen Kasım Süleymani İran'ın şii jeopolitiği üzerinden yürüttüğü askeri diplomasisinin en tepedeki ismi olarak ABD stratejisinin en büyük hedefi idi ve bu hamle ile küresel obez büyük bir lokmayı yutmuş oldu. Bu durum gelecek günlerde İran ve ABD için hangi çatışma ve çekişmelerin zemini olacak göreceğiz. İran'ın vereceği cevabın bu ABD Trump stratejisinin hangi hayat damarını kesebileceği yahut bunu sağlayıp sağlayamayacağı ise merak konusudur. Değilse İran'ın şiddet içeren cevapları Afganistan yahut Suriye ya da bölgenin herhangi bir yerinde vermesi aldığı darbenin şiddetini nazaran onarıcı bir manası olmayabilir. Süleymani hamlesi Irak ve Suriye'de nasıl sonuçlar verecek bunu ilerleyen günler gösterecek. İran, ABD stratejisi karşısında hangi imkânları kullanacak, bu yolda İsrail-Filistin hattında neler yaşanacağı ayrı birer hassasiyet alanı olarak duruyor. Ayrıca ABD'nin Süleymani sonrasında diğer isimler için de benzer taktikle hareket edeceği Daeş lideri Bağdadi yönteminde de görüldüğü üzere kuvvetle muhtemeldir. Tüm bu gelişmeler içinde ABD İran'ı ve rejimini bir savaş ile dönüştürmek ya da zedelemek yolunu tercih ediyorsa bunun ülkemiz için ciddi siyasi ve insani sıkıntıları ortaya çıkaracağı ise şüpheden varestedir. Olayı geniş bölge ve küre düzeyinde okumadan ve “derin komplo teorileriyle” düşünmeden önce bu yazıda arz edilen ABD stratejisi bağlamında okuyarak dar çevreden genişe doğru değerlendirmek aklımıza sahip çıkmak sanki en faydalısı olacaktır. Uçak düşürülme olayında Devrim muhafızları üzerinden İran'ın yaşadığı durum ABD'nin İran'ın “faydalı” tehdidinden vazgeçmeyeceği ama bahsedilen strateji bağlamında faaliyetlerini sürdüreceğini düşündürüyor. Göründüğü gibi olmamayı olmak sayan bir çağı okumanın en öncelikli saiki de temkin ve tedbirli yaklaşım olsa gerektir. Zaman simülasyon bataklığı bir panoptikona dönmüşken zihin daralması ve bilinç kuruması varlığa ciddi tehdit teşkil edebilir.

“Mûsâ: “Ya Rabbî! dedi, dileseydin beni de bunları da daha önce imha ederdin. Şimdi bizi aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı helâk mi edeceksin? Bu sırf Senin bir imtihanından ibarettir. Dilediğini bu imtihanla şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin. Sensin bizim Mevla'mız! Affet bizi, merhamet eyle! Sen affedenlerin en hayırlısısın!”

Vesselam...

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  154549

-