25 OCAK 2020 CUMARTESİ

ABD’YE HİZMET EDEN ULUSLARARASI KURUMLAR

BM Eski Genel Sekreteri Butros Gali, Unvanquished: A US-UN Saga (Cilasız: Bir ABD-BM Destanı) isimli kitabında, bizzat genel sekreterliğini yaptığı bu kurumun, ABD’nin özel mülkü haline geldiğini anlatıyor.


ABD’YE HİZMET EDEN ULUSLARARASI KURUMLAR

BM

ABD'nin, gözdağı vermek, veto tehdidinde bulunmak, siyasî ve askerî üstünlüğünü kullanmak ve daha pek çok yöntemle, bütün dünyanın geleceğini kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını anlatan Gali, ABD'nin harekete geçmek için oluşturacağı uluslararası ittifakları ya da ‘haydut devletler'e karşı uygulanacak ambargoları işine geldiğinde BM kararlarına dayandırdığını, istediği kararları BM'den geçiremediğinde ise kurumu horgörüp yok saymakta tereddüt etmediğini açıklıyor.
ABD bugüne kadar kendi önceliklerine ve çıkarlarına ters düşen bütün karar ve deklarasyonları BM tarihi boyunca veto etti. İnsan hakları, barış, nükleer silahsızlanma, ekonomik denge, ırkçılıkla mücadele, İsrail'in yasadışı müdahaleleri gibi konularda alınan yüzlerce karar ABD tarafından hiçe sayıldı. William Blum'un Rogue State (Haydut Devlet) adlı kitabında verilen bir bilgiye göre; ABD'nin, sadece 1984-1987 yılları arasında, tek başına ret oyu kullandığı 150 BM Genel Kurul kararı bulunuyor.

ULUSLARARASI FİNANS KURUMLARI

ABD'nin dünya üzerindeki hiper-emperyalizmini sürdürebilmek için ekonomik alanda kullandığı uluslararası kurumların başında kuşkusuz IMF (Uluslararası Para Fonu), Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve kredi derecelendirme kuruluşları geliyor. Şeffaflıktan uzak ve anti-demokratik işleyişleri ile başta ABD olmak üzere birkaç devletin güdümündeki bu kuruluşlar, karar alma süreçlerindeki gizlilik politikaları, dünyanın dört bir tarafına rahatça ulaşıp müdâhil olabilmeleri ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkili yaptırım mekanizmalarıyla hegemonik düzenin devamına katkı sağlıyorlar.

Bu kurumlar, ABD tarafından, gelişmekte olan ülkeleri kontrol altında tutmak ve uluslararası faaliyet gösteren Amerikan şirketlerinin hareket alanını genişletmek için kullanılıyor.

Untitled-2_111

Sözkonusu kuruluşların bütün üst düzey yöneticileri ABD'li ya da Avrupalı isimlerden oluşuyor. 2002-2005 yılları arasında Dünya Ticaret Örgütü'nün başında bulunan Taylandlı Supachai Panitchpakdi, adaylığını açıkladığında dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, ABD'nin adayının seçilmemesi durumunda örgüt toplantılarını süresiz olarak kilitlemekle tehdit etmiş ve “Adayları değerlendirirken bizim için önemli olan konularla ilgili tutumları üzerine odaklanmayı tercih ettik” açıklamasında bulunmuştu.

Financial Times DTÖ için, “BM tarafından görevlendirilen çalışma gurubunun kendileri hakkında ‘gelişmekte olan ülkelerin kâbusu' nitelemesinde bulunması tesadüf olmasa gerek. DTÖ'nün kararları sadece uluslararası ticarette monopolleşmiş çokuluslu şirketlerin çıkarlarına uygun gündemi yaratmayı hedefliyor” açıklamasını yapmıştı. Economist ise, “IMF ve Dünya Bankası, Batı'nın özellikle Amerikan dış politikasının açık temsilcisi haline geldiler” diyerek durumu özetliyordu.

Dünyada finans sektörünün gidişatına ve ülkelerin ekonomik koşullarına direkt etki eden başta ABD olmak üzere küresel güç odaklarının politikaları doğrultusunda iş gören diğer finansal araçlar ise kredi değerlendirme kuruluşları. 200 yıla yaklaşan tarihleri boyunca, şaibeli uygulamalarıyla devletler üzerinde büyük bir baskı aracı olan ve ‘ekonomik tetikçiler' olarak kabul edilen kredi derecelendirme kuruluşları, özellikle ABD'nin ekonomik çıkarları doğrultusunda iş görüyor. Bugün dünya üzerinde 70'in üzerinde kredi derecelendirme kuruluşu olmasına karşın yalnızca 10 tanesi uluslararası boyut taşıyor. Ekonomist Fevzi Öztürk kredi derecelendirme kuruluşları ile ilgili olarak şu bilgileri veriyor:

“Ülkeler ve uluslararası oluşumlar kendi kredi derecelendirme şirketlerini kurmak için zaman zaman girişimde bulunsalar da başarılı olamıyorlar. Avrupa Birliği, Almanya, Fransa, Japonya ve Hindistan gibi ekonomik arenada söz sahibi olan devletlerin ve oluşumların geçtiğimiz dönemde bu girişimleri sonuçsuz kaldı. Çünkü uluslararası düzeyde kabul gör/e/mediler. Uluslararası düzeyde kabul gör/e/meyen bir kredi notunun değeri ise; yok hükmünden öteye geçememektedir...

Bu piyasada söz sahibi olan bir devletten söz edeceksek eğer; bu ABD'den başkası değildir. Şu anda dünya sermaye hareketine yön veren tüm önde gelen derecelendirme kurumları ABD kökenlidir. Deyim yerindeyse;

ABD bu işte tam anlamıyla tekel konumundadır... Eğer uluslararası kabul görmüş bir kredi derecelendirme kurumu kuracaksanız, ön şart olarak; mutlaka ABD'den bu işin lisansını almanız gerekmektedir.

ABD'nin bu tekel konumunda şüphesiz en büyük kapital piyasasına sahip olması ve dünya toplam tahvil piyasasının %50'sine sahip olması en önemli etkendir. İşte bu nedenle olsa gerek, dünya kredi derecelendirme piyasasının %90'ı üç ABD kökenli kurum Standard&Poor's, Moody's ve Fitch tarafından kontrol edilmektedir.

Bu şirketler hukuki anlamda denetleme mercii olmamakla birlikte, uygulamada bu işlevi uluslararası kabul görerek yapmaktadırlar. Verdikleri kararlar ve açıklamaları nedeniyle hiçbir hukuki sorumlulukları yoktur! En azından bugüne kadar bu konuyla alakalı bir sıkıntıya girmediler...”
Kredi derecelendirme kuruluşlarının dünya üzerindeki pek çok ülkede tutarsız, güven telkin etmeyen, manipülatif kararları bulunuyor. Bu minvalde Fitch'in Arjantin'in uzun vadeli kredi notunu 2012 yılında 5 puan birden indirmesi örnek olarak verilebilir.

Fitch kararına gerekçe olarak New York'ta bir mahkemenin Arjantin aleyhine aldığı bir kararı gösteredursun, gerçeğin hiç de öyle olmadığı biliniyor. Fevzi Öztürk Fitch'in bu uygulamasının arka planında yatan gerçekleri şöyle özetliyor:
“Arjantin'e yapılan not operasyonlarının arka planında enerji hesaplaşmaları yatmaktadır.

Çin ve Amerika'dan sonra dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerine sahip ülkesi konumunda bulunan Arjantin, bu yılın mayısında ülkenin en büyük petrol şirketi YPF'yi kamulaştırdı. (…) Arjantin hükümetiyle YPF arasında bölgeye yapılması gereken yatırımları kimin yapacağı konusunda yakın zamanda anlaşmazlıklar çıkmıştı. (…) Arjantin, ekonomisi için son derece önemli olan bu rezervlerden tam anlamıyla faydalanmak istemiş ve bundan yirmi yıl önce özelleştirmeyle kısmen devrettiği YPF şirketinin hâkim ortağı İspanyol Repsol şirketine gerekli yatırımları yapması yönünde çağrıda bulunmuştu.

Çünkü bölgede petrol arama haklarının üçte birinden fazlası Repsol-YPF'ye aitti... Arjantin hükümeti, gerek İspanyol şirketin yatırımlara sıcak bakmaması, gerekse de Repsol'ü YPF'nin kârlarını ülke dışına kaçırmakla suçlayarak, söz konusu şirketi en sonunda kamulaştırmıştır. İşte bu kamulaştırma operasyonu nedeniyle Arjantin, enerji piyasasındaki dengeleri altüst etmiş oldu. Kanımızca, uluslararası bağları oldukça güçlü olan bu petrol şirketinin perde arkasındaki elleri, Arjantin'in kredi notunun 5 puan birden düşürülmesinde etkili oldu.

Yapılan açıklamalardan da notçuların Arjantin'i eğer bu şirket için (istedikleri gibi) yeniden özelleştirme yapılmazsa daha da sıkıştıracaklarını anlıyoruz. Eğer restleşme devam ederse notçuların baskısı sonucu Arjantin temerrüde düşebilir... Zaten not darbesinden sonra Arjantin hükümeti YPF şirketini ‘yeniden' özelleştirmek için ABD'li Chevron ve Norveç devlet firması Statoil ile görüşmelere başladı bile... (…) AB'ye Moody's tarafından yapılan not indirimi notçuların hegemonyasına AB'nin başkaldırısının cezalandırılması, Arjantin'e Fitch tarafından yapılan not indirimi ise ‘Ekonomik Tetikçilik' örneğidir.”

Kredi derecelendirme kuruluşları benzer bir tavrı Türkiye üzerinde de yıllardır sürdürüyor. Özellikle 2008 krizinde dünyanın büyük bir bölümünün büyük yara aldığı bir dönemde istikrarını koruyan Türkiye'nin kredi notunu ‘yatırım yapılabilir' seviyeye çıkartmayan kredi kuruluşları, kriz sonrasında iflas eden İzlanda'nın notunu kısa bir süre sonra yeniden yatırım yapılabilir seviyeye çıkartmıştı.

Yorum Yaz

  456811

-