27 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

ABDÜLAZİZ BEKKİNE HOCAEFENDİ'Yİ ANARKEN

Hüseyin Yağmur

4 Kasım 1952 tarihinde milyonlarca insan mütefekkir Nurettin Topçu'nun taşıdığı yürek sızısıyla uyandılar. Son devrin önemli mürşidi kamillerinden Kazanlı Abdülaziz Bekkine vefat etmişti.

Necip Fazıl Kısakürek'i popüler bir Türk şairi olmaktan çıkaran ve onu hayatın derinliklerinde bir seyri suluk'a erdiren; mürşidi Abdülhakim Arvasi Hazretleri'dir.

 Necip Fazıl, ‘O ve Ben' isimli eserinde, hayatının dönüm noktası olan Abdülhakim Arvasi Hazretleri ile tanışmasını ve O'nunla birlikte yaşadığı tasavvufi dirilişin ayrıntılarını anlatır.

 Kitapta Necip Fazıl'ın gün gelip ruh hafakanlarının nasıl ateşle imtihan edildiği de anlatılır:Üstad bir dönem devam ettiği ve mürşidinin feyizli sözlerini not ettiği defterini, ‘kafatasını kendi öz ağzından kustuğu' bir ruh halinde sobaya atar. Birkaç saniye sonra pişman olur ve büyük bir panik içerisinde yaptığı bu terbiye dışı işten kurtulmak için elini yanan sobaya sokar. Yanmak üzere olan defteri kurtarır.

 Son dönemin en önemli mütefekkirlerinden Nureddin Topçu'yu sıradan bir Sorbon sosyologu olmaktan çıkararak Türk milleti üzerinde kafa yoran ‘bir ruh işçisi' haline sokan, mürşidi Abdülaziz Bekkine Hazretleri'dir.

 Eğer Nureddin Topçu, Abdülaziz Efendi'yi tanımasa Araf'ta kalıp, belki de anlamsız bir hiçliğin izini sürecekti.

 Abdülaziz Efendi'yi tanıdıktan sonra hayata bakışı değişen Nureddin Topçu'nun, ‘Taşralı' isimli kitabında, başlı başına mürşidini anlattığı bir hikâye de yer alır.

 Nureddin Topçu vesilesiyle, O'nun etrafında halelenen birçok muhafazakâr aydın, o dönemde tasavvuf neşesiyle nasiplenmiş sonraki yıllara izdüşümü olacak ‘dergâh' etrafında ‘hareket' eder hale gelmişlerdi.

 Orhan Okay'ın ‘Silik Fotoğraflar' isimli eseri hem Abdülaziz Efendi'yi hem Nureddin Topçu'yu anlatır. Orhan Okay, bu eserinde Nureddin Topçu'nun Abdülaziz Efendi'nin vefatı haberini duyunca ‘Ruhlarımızın önünde yürüyen o yüce varlığı kaybettik' sözünü tekrarladığını yazar.

………………….

 Kazanlı Abdülaziz Bekkine, Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisinde, Nihat Azamat tarafından yazılan maddede şöyle anlatılıyor:

 Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, âlim Kazanlı Abdülaziz Bekkine, İstanbul'un Mercan semtinde doğdu. Kazan'dan göç ederek İstanbul'a yerleşen tüccar Hâlis Efendi'nin oğludur. Beyazıt Kaptanpaşa Camii imamı Halil Efendi'den Arapça ve din dersleri okuduktan sonra Dârüttedris Mektebi'ne girerek buradan mezun oldu. On beş yaşında iken ailesiyle birlikte Kazan'a gitti. Öğrenimine bir süre Kazan'da devam etti. Daha sonra Buhara'ya geçerek devrin tanınmış âlimlerinden dinî ilimleri okudu. Babası vefat edince tekrar Kazan'a döndü. 1917 Sovyet Devrimi'nin ardından on altı kardeşiyle birlikte İstanbul'a dönmek üzere yola çıktı. Bir süre Bakü'de kaldıktan sonra 1921'de İstanbul'a geldi.

Daha sonra Beyazıt Medresesi'ne (bugün Vakıf Hat Sanatları Müzesi) devam etti. Bu yıllarda medrese arkadaşı Mehmet Zahit (Kotku) Efendi ile birlikte meşhur Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin halifelerinden Tekirdağlı Şeyh Mustafa Feyzi Efendi'ye (ö. 1926) intisap etti. Kendisinden icâzet ve Gümüşhânevî'nin Râmûzü'l-eĥâdîŝ adlı eserini okutma izni aldı (1922). Tarikat silsilesi Mustafa Feyzi, Ömer Ziyâeddin Dağıstânî ve Gümüşhânevî vasıtasıyla Nakşibendîliğin Hâlidiyye kolunun kurucusu Hâlid el-Bağdâdî'ye ulaşır. Şeyhinin vefatından sonra uzun yıllar Serezli Hasib (Yardımcı) Efendi'den (ö. 1949) istifade etti.

 Abdülaziz Efendi irşad izni aldıktan sonra imamlık görevine başladı; Beykoz ve Aksaray'da iki camide bir süre imamlık yaptı. Bu göreve daha sonra Yazıcı Baba ve Kefevî camilerinde devam etti. Soyadı kanunu çıkınca Bekkine soyadını aldı. Vazifesi 1939'da Zeyrek'teki Çivizâde Ümmü Gülsüm Camii'ne nakledildi. Bu camide on üç yıl hizmet yaptı. İkinci defa gittiği hacdan dönüşünde hastalandı ve 2 Kasım 1952'de vefat etti. Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği'nde şeyhi Hasib Efendi'nin yanına defnedildi. Ölümünden sonra irşad faaliyeti, imamlık görevini Bursa'dan Çivizâde Ümmü Gülsüm Camii'ne nakleden Mehmet Zâhit Efendi tarafından sürdürüldü.

 Abdülaziz Bekkine daha çok Hacı Aziz Efendi adıyla tanındı. Tekkelerin kapatılmasından sonra diğer şeyhler gibi irşad faaliyetini evinde yaptığı sohbetlerle sürdürdü ve özellikle üniversite öğrencileri üzerinde etkili oldu. Cumhuriyet devrinin dikkate değer fikir adamlarından Nurettin Topçu ona intisap ederek düşünce dünyasına yeni bir yön verdi. Topçu'nun “Yıldırım'ın Huzurunda” başlıklı yazısı (Taşralı, s. 238-244) şeyhinin ölümünden duyduğu büyük acı ve uğradığı yıkımın bir ürünüdür.Abdülaziz Bekkine'nin uzun yıllar okuttuğu Râmûzü'l-eĥâdîŝ dersleri derlenerek Râmûz el-Ehâdîs (Hadisler Deryası Tercümesi) adıyla yayımlanmıştır (III, İstanbul 1982).

 İkinci haclarından döndükten sonra, yakalandıkları hastalıktan kurtulamayarak, daha genç denilecek bir yaşta, 57 yaşında rahmet-i Rahmân'a kavuşmuşlardır. Tarih 2 Kasım 1952 Pazartesi günü, öğle vakti civârıdır. Kabirleri Edirnekapı Sakız Ağacı Şehidliğindedir.

 Dr. Abdüllatif Duygulu da Abdülaziz Bekkine Hocaefendi'yi çeşitli şahitlerin ağzından şöyle anlatıyor: Bir gün şu suali sordular: “Mü'min dünyaya nasıl bakar?"

 Herkes bir şey söyledi. Neticede sualin cevabını yine kendisi verdiler:"Mü'min'in nazarı öyledir ki, dünyadaki zevk ü sefâya bakar; arkasında cehennemi görür. Meşakkate, hizmete bakar; arkasında cenneti görür. Yâni mü'minlerin nazarı bu dünyaya takılmaz."

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  991796

-