18 OCAK 2020 CUMARTESİ

Ahmet Doğan İlbey

AĞIR BİR SUAL: “NEYE GÜLÜYORUZ, NİYE GÜLÜYORUZ?”

Ahmet Doğan İlbey

Gülmenin edep ve ölçüsünü ilmihalleştiren Ali Yurtgezen hoca, irfanımızdan bihaber zamâne insanına “Neye gülüyoruz, niye gülüyoruz?” diye ağır bir sual soruyor:

“Gülmekse unutmanın, gafletin, kaybolmuşluğun işareti olduğu için hoş karşılanmamış, bayağılık sayılmıştır müslüman terbiyesinde. İstanbul'lar feth eylediğimiz zamanlarda çocukların terbiyesi için el kitabı hükmünde yazılmış ‘Ta'lim-i Edeb” kitapları vardı. Bu kitaplarda, ‘Gülerek konuşmak, çok gülmek ayıptır; namazda gülmenin namazı fasit eylediğini bildiğin halde, yeryüzünün mescit kılındığını, her an Allah'ın huzurunda bulunduğunu unutup, olura olmaza niye gülersin?' ikazları yer alırdı. 18. asırda ‘Gülelim, eğlenelim, kâm alalım dünyadan' mısraını mırıldandığımız sıralar Osmanlı Devleti çatırdamaya başlamıştı. Nihayet ‘melâli anlamayan bir neslin' bütün eski değerleri yer ile yeksan ettiği günden beri Süper Güçler'in ayak işlerini yapıyor, ekmeğini yiyor, kılıcını çalıyoruz. Bugün artık melâli anlamayan nesle aşina olmakla kalmadık, ‘melâl'i kelime olarak da lügatimizden çıkardık. Artık mutluluğu gülmenin neticesi kabul ediyoruz. Mutlu olmak için de bol bol gülüyor, kahkahalar atıyor, güle güle ölüyoruz. (…) Kalbin ölümüne, mutlak mânada helâke yol açan illetlerden biri de çok gülmektir. Onun için Hz. Peygamber s.a.v., ‘Çok gülmeyin, zira gülmenin çoğu kalbi öldürür' buyurmuştur. Bu açık ve net ikaza rağmen nasıl oldu da ‘güle güle ölme'ye imrenen, gülüp eğlenmeyi, şamatayı, maskaralığı benimseyen bir topluluk haline geldik? Hayatı boyunca hiç yüksek sesle gülmemiş bir peygamberin ümmeti, bu ölçüsüzlüğü nasıl ve nereden peyda etti?” (Semerkand dergisi /Ağustos 2006)

 

“Yüksek sesle gülmek de asık suratlı olmak da nezaketsizliktir”

 

“Gülmenin itidali tebessümdür” diyen Ali Yurtgezen hoca, Hz. Peygamberimizin sünnetini hatırlatıyor:

“Miraç hâdisesinden sonraki günlerde mahzunlaşan Rasul-i Ekrem s.a.v., bu halinden sual edildiğinde, ‘Eğer benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız' buyurmuştur. Tasavvuf uluları da ‘Cennette duran bir adamın ağlaması ne kadar garip ise, dünyada bulunan bir kimsenin gülmesi, o nispette şaşılacak şeydir' demişlerdir. Buna rağmen, ciddiyet ve ağırbaşlılık esas olmakla birlikte, gülmek beşerî bir tepki, hatta bazen bir ihtiyaçtır. Dolayısıyla gülmenin büsbütün yasaklanması söz konusu değildir. (…) Gülmekle alakalı bütün ikaz ve yasaklar aslında bir ifratı, aşırılığı önlemeye, edep çizgisini muhafazaya yöneliktir. Edep, hadde riayettir. Gülmenin haddi de tebessümdür. Hz. Peygamber s.a.v. tebessüm eder, nadiren mübarek dişleri görünecek şekilde gülerdi. Türkçede ‘gülümseme' diye karşılansa da ‘tebessüm, gülme kategorisine girmez. Mesela hüzne mani değildir. Yahut mahzun olmak tebessümü engellemez. ‘Gülmek'ten, ahireti unutmuş olma hâlinin tezahürünü, bir ölçüsüzlüğü anlamak gerekir. Dolayısıyla meseleyi ‘Gülmeyelim de somurtalım mı?' gibi bir ifrat tefrit ekseninde polemiğe mahkum etmek doğru değildir. Nitekim müslümanların birbirlerine karşı mütebessim, yani güler yüzlü olması istenmiştir. Yüksek sesle ve çok gülmek nasıl nezaketsizlikse, asık suratlı olmak da nezaketsizliktir.”

Bu satırlar bize, tebessümle verdiğiniz sadakanın hayrını, kahkaha ile heba etmeyin, diyor. Tebessüm dinginlik hâli iken kahkaha çılgınlık hâlidir. Tebessümde ne kadar kendinizi bilir, kendinizde olursanız, kahkahada bir o kadar kendinizi kaybeder, kendinizden uzaklaşırsınız.

 

“Güle güle ölenler”den olmayın

 

İrfânımıza göre ölçü şu: “Güle güle ölenler” den olmayın. Şikriniz, yâni yüzünüz bozulur. Gülümseyin, fakat gülümsemeniz mahzun olsun. Budalalar çok gülmekten kırılacaklarına hüzünle toparlanıp sağlamlaşsınlar. Hüzünlü bir hâl içinde ölmek Yaradan'a hürmettir, yaratıldığımız gibi geri dönmektir. Sermayeniz kahkaha değil, hüzün olsun.

Hayatın gayesi gülmek ve güldürmek midir? Güldürmeyi ve gülmeyi fetiş hâline getirenlerin aklından şüphe etmek gerekmez mi? Kahkaha atmak ve çok gülmek için sebep var mı? “Din Günü”ne hazırlanamadığımız kaygısı içindeyken,  tasavvufî bir türkü veya bir ilâhî dinlerken kahkaha atabilir mi insan?  

Kahkaha, Sünnetullah'tan uzaklaşmış bir refahın ve hoyratlığın tezahürüdür. Allah Resûlünün bir kez dahi kahkahayla gülmemiş olması, en neşeli hallerinde bile tebessümle yetinmesi, mübarek gönlündeki hüzündendir. Müslümanca derdi ve mesuliyeti olan kahkaha ile gülmez; hüznü var çünkü.

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: ilbeyali@hotmail.com

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  789208

-