12 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Mehmed Can

ÂHİRETTE, ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANMA FIRSATI OLARAK: TEVBE!

Mehmed Can

‘Tevbe'; lügatte geri dönmek, dönüş yapmak, rücû etmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek ve birşeyden vazgeçip başka birşey yapmak, gibi manalara gelir. Dinde ise ‘tevbe'; yanlış bir iş yapması durumunda kulun; bu işin yanlış olduğunun farkına varması, artık bu işten vazgeçmesi, bu işi yaptığına pişman olması, bir daha asla bu işe dönmemeye karar vermesi ve eğer bir kul hakkı sözkonusu ise; sahibiyle helalleşmesidir. Bu durumdaki kula; -yanlış yoldan, doğru yola döndüğü için- ‘tâib' yani dönüş yapmış kişi, denir.

Ayrıca kulun; yaptığı bu yanlış işten dolayı cezalandırılmamak için Allahü Teâlâdan; ‘af' ve ‘mağfiret' dilemesi ve yalvarıp yakarması da, ‘istiğfar'dır. ‘İstiğfar'ın kelime manası; ‘ğufran'ı yani bağışlanmayı dilemektir.

Günahlar Kalbi Paslandırır

İnsanoğlu; hem iyilik hem de kötülük yapma temayül ve eğilimine sahip bir varlıktır. Evet hepimiz insanız, çiğ süt emmişiz. Dolayısıyla; -bir çiğlik yapıp- nefse, şeytana veya kötülere yenik düşüp günah çukuruna yuvarlanabiliriz. Fakat günahtan sonra, derhal tevbe-istiğfar etmemiz gerekir. Çünkü bu pis çukurdan çıkmak için başka bir yol yoktur. Günah çukuruna düşen kulun kalbi kirlenip paslanır. Böyle bir kalb, ancak tevbe-istiğfar ederek ve iyi işler yaparak temizlenebilir.

Şeytan Sizi Aldatmasın!

Allahü Teâlânın rahmetine güvenerek günaha devam etmek de çok yanlış, çok tehlikeli ve şeytanın hilelerindendir. Âyet-i kerimede buyuruldu ki: “…Sakın şeytan, Allâh'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın!” (Lokmân 33) Çünkü imanın sıhhat şartlarından biri de havf ve reca=ümit ve korku arasında olmaktır. Yani Allahü Teâlânın azabından emin olmamak ve rahmetinden de ümit kesmemektir. Âyet-i kerimelerde buyuruldu ki:

“Allah indinde en kıymetliniz, Ondan en çok korkanınızdır.” (Hucurat 13)

“De ki! Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 53)

Tevbe Etmemek Büyük Bir Risktir

Tevbe edilmeyen herhangi bir günahtan dolayı, Allahü Teâlâ bizi cezalandırabilir. Çünkü Allahü Teâlânın gazabı, günahlar içinde saklıdır ve hangi günahla -maazallah- gazab-ı İlahîyi üzerimize çekeceğimiz belli değildir. Allahü Teâlâ, yüz bin sene ibadet eden makbul bir kulunu, bir günah için, sonsuz olarak cehenneme atabilir. İki yüz bin sene itaat eden İblisin, kibirlenip, secde etmediği için, ebedi melun olduğu malumdur.

Allahü Teâlâ, Âdem aleyhisselamın oğlu Kabili, katil olduğu için ebedî azaba çarptırdı. Musa aleyhisselam zamanında, Bel'am bin Bâûrâ isminde çok büyük bir âlim vardı. Bu kişi, Allahü Teâlânın haram ettiği birşeye, biraz meylettiği için, imansız gitti. Onun gibiler köpek gibidir, diye dillerde kaldı. Musa aleyhisselamın akrabası olan Karun, zekât vermediği için, bütün malı ile birlikte, yer altına geçirildi.

Salebe, sahabe arasında çok zahid ve çok âbid bir kişi idi. Bir kere sözünde durmadığı için, imansız gitti. Efendimiz aleyhisselama; O'na dua etmemesi emredidi. Böyle nice kimseler vardır ki, kendileriyle cennet arasında sadece bir karış mesafe kalmışken, cehennemi boylamışlardır. O hâlde, her müminin günah işlemekten çok korkması, ve bir günah işlediğinde hemen tevbe-istiğfar etmesi kaçınılmazdır.

Tevbekâr, Hazret-i Âdem'e Uyar

Günah işlemek; ne kadar çirkin ise, tevbe etmek de o kadar güzeldir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Her insan günah işler, günah işleyenlerin en hayırlısı ise, tevbe edendir!” (Tirmizi: 2499) Babamız Âdem aleyhisselam; kendisine yasak edilen Tûbâ'dan yedikten hemen sonra, samimi bir şekilde tevbe-istiğfar ettiğinden Allahü Teâlânın yüce affına mazhar oldu. Şeytan ise, emrolunduğu secdeyi yapmadığı için hata etti, fakat geri adım atmadı ve tevbe-istiğfarda da bulunmadı. O, bunun için lanetlendi ve ebedî azaba düçar oldu. Dolayısıyla günah işleyen kişi; şayet tevbe ederse Hazret-i Âdem'e, etmezse melun Şeytana uymuş olur.

Tevbe Büyük Bir Fırsattır

Tevbe-istiğfar; biz günahkâr kullar için çok büyük ve çok kıymetli bir fırsattır. Hergün işlediğimiz bunca günahı; şayet tevbe-istiğfarla sildirip temizletmezsek, halimiz nice olur ve kıyamet günü hangi yüzle Allahü Teâlânın huzuruna çıkarız? Dolayısıyla bu altın fırsatı çok çok iyi değerlendirmeli ve hiç üşenmeden ve şartlarına uygun olarak bol bol tevbe-istiğfar etmeliyiz. Çünkü günahlardan dolayı yüzde yüz suçlu olduğumuz halde tevbe-istiğfar sayesinde -bir nevi etkin pişmanlıktan yararlandırılıp- Ahkemü'l-Hakimîn olan Rabbimiz tarafından âzâd edilip serbest bırakılıyoruz. Bundan daha büyük bir nimet var mı? Binaenaleyh ayrıca tevbe-istiğfar nimetini bahşettiği için Mevlamıza çok çok şükretmeliyiz.

Allah, Çok Tevbe Edenleri Sever

Tevbe konusu, Kuran-ı kerimde çok geniş yer alır. Âyet-i kerimelerde buyuruldu ki:

“Şüphesiz Allah, çok tevbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.” (el-Bakara, 222)

“Ey müminler! Hepiniz toptan Allah'a tevbe ediniz ki, felaha eresiniz!” (Nur 31)

 “Onlar istiğfarda bulundukları müddetçe Allah, onlara azab etmeyecektir.” (Enfal 33)

İstiğfar Ettikçe Azab Yok

Tevbe konusu, Sünnet-i seniyyede de çok geniş yer alır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Allahü Teâlâ; (şu âyet-i kerime ile) ümmetim için bana iki eman indirdi: “Sen aralarında olduğun müddetçe Allah onlara (umumî bir) azap indirmeyecektir. Onlar istiğfarda bulundukları müddetçe, Allah onlara azab etmeyecektir.” (Enfal 33) Ben aralarından ayrıldığımda, (Allah'ın azabını önleyecek ikinci eman olan) istiğfarı, kıyamete kadar ümmetimin yanında bırakıyorum.” (Tirmizî: 3082)

 “Günahınız çok olup göklere ulaşsa, tevbe edince, Allahü Teâlâ tevbenizi kabul eder.” (İbni Mace)

 “Günah işleyen biri, kalkar abdest alır, sonra namaz kılar ve günahı için istigfar ederse, Allahü Teâlâ, o günahı elbette affeder.” (Tirmzi 406)

İstiğfar, Her Derde Devadır

Bir kimse, Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan yakındı. Başka biri fakirlikten, diğer biri de çocuğunun olmadığından şikayette bulundu. Hepsine de istigfar etmesini tavsiye etti. Daha başka insanlar da çeşitli konularda sual ettiler. Onlara da istigfar etmelerini tavsiye etti. Sebebini sorduklarında, şu âyet-i kerimeleri okudu:

“Dedim ki onlara: Rabbinizden af dileyiniz. Zira o Gafûrdur. Mağfiret dileyin ki, üzerinize bol bol yağmur indirsin. Size mal ve evlat ihsan buyursun, size bahçeler, ırmaklar, su kanalları nasib eylesin.” (Nuh 10-12)

Tevbenin Kabulünü Kolaylaştıran Şeyler

Nasr sure-i celilesinde Allahü Teâlânın tevbeleri kabul edeceği bildiriyor: “Rabbine hamd ile tesbih et ve O'ndan af dile. Çünkü O Tevvabdır, tövbeleri çok kabul eder.” (Nasr 3) Dolayısıyla şartlarına uygun olarak yapılan tevbe makbuldur ve altın bir fırsattır. Tevbenin kabulünü kolaylaştıran bazı şeyler vardır, şöyle ki:

1- Günahı bile bile değil, câhillik sebebiyle yapmış olmak.

2- İşlenen şeyin günah ve çirkin bir şey olduğunun farkına varmak.

3- İşlenen günahtan hemen ve derhal vazgeçmek.

4- Günaha asla bir daha dönmemeye ciddi olarak azmetmek.

5- Günahı yaptığına kesin olarak pişman olmak.

6- Günah sebebiyle bir kul hakkı çiğnenmişse, sahibiyle helalleşmek.

7- Günahla bir hak gizlenmişsa, onu açıklamak.

8-  Dil ile yapılan tevbeyi, fiiliyatla da desteklemek.

9- Günahı açıktan yapmamak ve kimseye bildirmemek.

10- Günaha tevbe ettikten sonra, hayırlı işler yapmak.

 

MEHMED CAN - TERCÜMEİHÂL

MEHMED CAN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  973491

-