Hüseyin Yağmur

AK KOYUNLU DEVLETİ’NDE YÖNETİM NASIL BOZULDU?

Hüseyin Yağmur

Sosyal medyada gördüğüm bir paylaşım dikkatimi çekti. Eğer ders alınmazsa, Ak Koyunlu Devletinde yaşananlar, her Müslüman ülkede yaşanabilir. Tedbirini almak lazım. İşte o paylaşım:

Ak Koyunlu Devleti'nde Yönetim Nasıl Bozuldu?

Akkoyunlu Devleti'nin hükümdarı Uzun Hasan, şehzade iken hem halk arasında dolaşıp onların dertlerini dinlemeyi çok sever hem de kendisinden daha çok tecrübeli insanlarla toplantı yapıp onlardan akıl almaya çok dikkat ederdi. Hükümdar olunca ilk dönemlerde de daha tecrübeli insanlarla çalışmaya bir süre devam etti. Daha sonra sadece kendi aklıyla Devleti yönetmeye başladı.

Hükümdar önceden lala ve hocalarının nasihatlerine uyarken artık saray bürokratlarının söylediklerini yapmaya başlamıştı. Hükümdar önceden 'kendisiyle birlikte şarkı söyleyecek' insanları devlet yönetimine seçerken artık  'kendisine şarkı söyleyecek' insanları devlet yönetimine seçmeye başlamıştı.

Hükümdar bir süre sonra damatlarını vezir yapmaya başladı. Hükümdarın üç tane damadı vardı. Üçünü de vezir yaptı. Bir süre sonra doktorunu vezir yaptı, bir süre sonra mali işlerine bakan kuyumcusunu vezir yaptı. Hatta şarkıcısını dahi devlet yönetimine getiriverdi Tüccarandan kendisine yakın olan bazı kişilerin damatlarını da önemli görevlere getiriyordu. Hükümdarın şehzadeleri de gönderildikleri vilayetlerde işlere çokça müdahale ediyorlardı.

Hükümdar bir süre sonra Akkoyunlu Devleti'ne uzun süre düşmanlık yapmış olan bazı Bey'leri önce Paşa, sonra da vezir yaptı ve devletin en önemli işlerini onlara teslim etti.

Hükümdar güreş ve cirit sporlarına çok meraklıydı. Gün gelmiş güreş ve cirit şampiyonlarını devlette yönetici yapmaya başlamıştı.

Hükümdar eskiden vali ve şehreminileri seçerken çok dikkat eder, hatta bunların aile hayatlarına bile bakardı. Sonradan yönetime öyle kişiler getirdi ki bunlar halka zulüm ederek kendi keselerini doldurmaya başlamıştı.

Önceden çarşıda, pazarda, kahvehanede dolaşarak halk arasında konuşulan sözleri düzenli bir şekilde hükümdara ulaştıran görevliler vardı. Fakat Hükümdar bu görevlilerin hepsine birer pâye vermişti. Bu görevliler artık sahip oldukları pâyeyi kaybetmemek için kimseye bir şey söylemiyorlardı. Görevliler devleti değil payelerini muhafaza peşine düşmüşlerdi. Hal böyle olunca hükümdar artık sadece duymak istediğini duyan bir kişiye dönmüştü.

Bu gelişmeleri sessizce ama dikkatle takip eden Akkoyunlular "Bu devlet bizim Devletimiz olmaktan çıktı, hükümdarın aile Devleti olmaya başladı” diye sağda solda konuşmaya başlamışlardı. Çok geç de olsa halkın bu şikayetini duyan Hükümdar bir muhasebe yapmak yerine halkını düşmanlarla korkutmak şeklinde yeni  bir yönetim tarzı oluşturmuştu. “Eğer beni sevmeye devam etmezseniz düşman gelir” demeye başlamıştı.

Hükümdarın bütün bu tercihleri,  O'nu halkının gözünden düşürmüş, gönlünden uzaklaştırmıştı.

 

Allahu Teala Bizi Kendisi ile Meşgul Etsin!

Geçen yıl oturduğumuz binanın 1. katına emekli bir aile taşındı. Seküler kültürden gelen bir aile oldukları bir çok bakımdan anlaşılıyor. Komşumuz yaşlı bayanın bir alışkanlığı var. Gece gündüz evin camlarını siliyor.

Ne zaman binadan sokağa çıksam, her defasında komşumuz teyzeyi cam silmekle meşgul görüyorum. Hatta bir keresinde şöyle oldu. Biz Ankara'ya gitmek üzere sokağa çıkmıştık. Teyze yine cam silmekle meşguldü. 3 ay sonra Ankara'dan İstanbul'a gelip sokağımıza girdiğimizde bir de baktık ki teyze yine  cam siliyor.

Onu bu halde görünce kendi nefsimize şunu sorduk: Onun boş bir işle meşgul olduğunu düşünüyorsun. İyi ama sen neleri silmekle meşgulsün? Sonra da şöyle dua ettik: Ya Rabbi! Bizi kendinle meşgul eyle!

…………………..

Bizim gençliğimizde dindarlar sinema konusunda çok geri planda kalmışlardı. İşte o günlerde bir dindar tüccar film yapımcılığına soyundu. Bir film yaptı ve bu film çok izleyici topladı. Bu film o günlerde çok popüler olmuştu. Film yapımcılığına soyunan dindar tüccar daha sonra sinemacılığı bırakmadı. Kendi halinde filmler yapmaya devam etti. Sinema ile çok yakından ilgili olmadığımdan ‘zaman içerisinde neler yaptı?' ayrıntısını takip edemedim.

Geçen hafta ınstagram hesabıma bakarken sponsorlu  bilgiler karşıma çıkınca bu kişinin film sahasında çalışmalarına devam ettiğini ve 35 ödül alan yeni bir film yaptığına şahit oldum. Merak ettim, filmin tanıtımına bakayım dedim. Film Anadolu'nun Bozkır bir ilçesinde geçiyor. Bana göre filmin tebliğ ve irşat anlamında bir değeri yok. Bir tacizciyi öldüren bir kişinin bu suçunu kabullenmemesinden dolayı başına gelen maceraları anlatıyor.

Filmin bu halini görünce; yine kendi kendime şu soruyu sordum Sen hangi filmler çeviriyorsun? Yaptığın işlerin Allahu Teala nezdinde bir kıymeti var mı?

Çünkü bazen insan kendini bir çok masrafa sokarak ve birçok vaktini harcayarak boş işlerle meşgul edebiliyor.

Sonra da şöyle dua ettim: Ya Rabbi! Bizi kendinle meşgul eyle!

Tıpkı bunlar  gibi çok mübarek gözüken bazı  dünyevi işler konusunda da zaman zaman insan kendini sorgulamalı. Acaba biz Allah Teâlâ'ya doğru mu hareket halindeyiz? Yoksa ondan uzaklaşıyor muyuz?

Kendimize sürekli şu soruları sormamız lazım:

Biz bu dünyaya hükümdar olmaya mı geldik?

Biz bu dünyaya evimizin camlarını tertemiz yapmak için mi geldik?

Biz bu dünyaya ödüllü film yapmaya mı geldik?

Ben her zaman kendi kendime şu duayı ediyorum: Ya Rabbi! Bizi kendinle meşgul eyle!

Çünkü Ayeti Kerimde buyurulduğu gibi;(Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi! (Ankebût Suresi – 64.Ayet)

Bu ayeti kerimeyi evlerimizde işyerlerimizde görünür yerlere assak yeridir. Çünkü dünyanın oyun ve eğlencesine o kadar çok dalıyoruz ki…

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  554235

-