21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Zihni Çakır

AK PARTİ’DE ‘EKSEN KAYMASI’ MI VAR?

Zihni Çakır

Eğer AK Parti yönetimi biraz daha müdahil olmaz ve fotoğraf daha da netleştirilirse, Yeni Türkiye de Büyük Türkiye de hayal olarak kalır ve Yahudilerin 20. Yüzyılda kurduğu iki devlet, İslam toplumu için tehdit oluşturmaya devam eder.

AK Parti iktidarıyla birlikte sık sık dile getirilen şey, “Türkiye'nin eksen kayması yaşadığı”, Batı'dan kopup Doğu'ya yaklaştığıydı.

İktidarının ilk yıllarında, irticai faaliyetler içinde olduğundan dini esaslara dayalı bir devlet düzeni oluşturmaya kadar bir çok mesnetsiz suçlamayla muhatap oldu.

Bilhassa son 5 yılda yöneltilen eleştirilerin başını da Yeni Osmanlıcılık anlayışını benimsediği çekti.

Normaldi bu. Dış politikadan toplumsal yaşama, kamusal alanların paylaşımından sermaye hareketliliğindeki tekeli yıkmaya kadar varan bir dizi reformlara imza attı çünkü.

Birey hak ve özgürlüklerini genişletmeye yönelik adımlar, statükonun müthiş direncine rağmen atıldı.

Başta Kürtler olmak üzere farklı kesimlere yönelik demokrasi açıkları, cesur adımlarla kapatıldı.

Batı ile ilişkilerde teslimiyetçi anlayıştan uzaklaşıldı. Doğu ve İslam dünyasında kabedilen itibar yeniden tesis edildi. Ortadoğu halkları için model olmaktan öte umuda dönüştü Türkiye.

Ne olduysa da bunun belirgin bir şekilde ortaya çıktığı 2010'dan sonra oldu. AK Parti bir anda Türkiye'ye eksen kayması yaşatmakla suçlandı.

Devlet içerisinde yapılanan ve İsrail ve ABD bağlantısı sık sık dile getirilen Fetullahçı Terör Örgütü ile mücadelenin işaret fişekleri yakıldıkça bu iddialar daha yüksek bir perdeden dillendirildi.

İsrail ile gerilen ilişkiler, müslüman toplumla yakınlaşma gibi bir dizi yeni anlayışın dış poltika modeline dönüşmesi, “eksen kayması” iddialarını güçlendirmek için öne sürülen diğer argümanlardı.

Şimdi ise bunun tersi gelişmelerin sinyalleri geliyor.

Fetullahçı Terör Örgütü ile mücadele konusunda, yargının rutin işleyişi bir kenara, siyasi iktidarın kamu bürokrasisindeki örgüt mensuplarına dair attığı bir adım yok. Tam tersi örgüt mensupları olmadıkları kadar rahatlar. Yargının rutin işleyişi bile siyasi iradedeki kararlılığın esnediği hissiyle sekteye uğrama tehdidiyle karşı karşıya.

İsrail ile ilişkilerde de yeni bir döneme girileceğinin sinyalleri geliyor. O İsrail karşıtı mitinglerin ön saflarında “işaret parmağını kaldırıp tekbir getiren anlı şanlı İslamcı yazarlar” bile bu sinyalleri sindirmiş durumda. Savunmaları da; İsraille ilişkileri yüzlerine vurulduğunda, Peygamber Efendimizin Yahudilerle yaptığı anlaşmayla kendini savunan Fetullahçılardan farksız.

Bunlar da Medine Sözleşmesini hatırlatıyor.

Keşke Medine Sözleşmesinin özünün ne olduğunu bilip de konuşsalar...

Düne kadar Eski Türkiye iktidarlarının İsraille ilişkileri noktasında eleştiride bulunurken, Kur'an-ı Kerim'den ayetlere atıfta bulunanların bugün AK Parti iktidarını savunmak adına Hz. Peygamber'in, hiçbir benzerliği olmayan Medine Sözleşmesine atıf yapması manidar.

Fazla irdelemeye gerek duymuyorum. Çünkü Türkiye'de İslam'a en büyük zararı, bu çakma ve konjönktürel islamcı kalemlerin verdiğini düşündüm hep. Kimi zaman Kürtçü, kimi zaman İrancı, kimi zaman da İsrailci kesilen bu kesimleri enine boyuna ele almak bile vakit kaybı.

Ancak bunların pervasızlığı yüzünden ortaya çıkan bir fotoğraf var ki AK Parti bu fotoğrafı iyi okumalı.

Bu kesimin oluşturmaya çalıştığı algı;

* Etkili mücadele ile tükenme noktasına gelen PKK ve terörize edildiği için değerini kaybeden Kürtçülüğü Öcalan antibiyotiği ile tekrar canlandırmak.

* Türkiye'yi İsrail ile yakınlaştırmaya çalışan mhtemeldir ki küresel sistem projesine Türkiye'yi mahkum edip Erdoğan ve AK Parti'nin İslam toplumunda oluşan itibarını yok etmek.

Açık söylemek gerekirse bunlar ve daha sıralanacak bir çok maddenin oluşturduğu fotoğraf, bir dönem ülkeye eksen kayması yaşatmakla suçlanan AK Parti'nin bizatihi kendisinin eksen kayması yaşadığını gösteriyor.

Eğer AK Parti yönetimi biraz daha müdahil olmaz ve fotoğraf daha da netleştirilirse, Yeni Türkiye de Büyük Türkiye de hayal olarak kalır ve Yahudilerin 20. Yüzyılda kurduğu iki devlet, İslam toplumu için tehdit oluşturmaya devam eder.

zihnicakir@gmail.com

@zihnicakir

ZİHNİ ÇAKIR - TERCÜMEİHÂL

ZİHNİ ÇAKIR DİĞER YAZILARI

  1. ercan durukan

    evet bunu bende defalarca dile getirdim özellikle 2010 sonrası yaşanan değişim dikkat çekici ancak şakşakcılıktan öteye geçmeyen kitleye bunu izah edemezsiniz adeta tapınırcasına bağlı oldukları bir siyasi iradede kusur olduğuna inanmıyorlar tıpkı tarikatlerdeki lidere tapınma siyasi kültürede sıçramış bütün partilerde aynı saplantı mevcut öz eleştiriden korkuyorlar bunun adı dağılma korkusu.

Yorum Yaz

  079031

-