2 HAZİRAN 2020 SALI

Hüseyin Yağmur

AK PARTİ’NİN SİYASET SAHNESİNDE YERİNİ ALMASI

Hüseyin Yağmur

SAKLI TARİHTEN SAYFALAR

Bugün; bundan 16 yıl önce 14 Ağustos 2001 yılında kurulan Ak Parti'nin hangi siyasi zeminde ve sosyolojik şartlarda sahne aldığını sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

Dönemin Siyasi Yapısı

AK Parti, Türk Siyaseti'nde 1999 yılından itibaren ortaya çıkan Yenilikçi Hareket'in Partiye dönüşmesiyle teşekkül etmişti.28 Şubat Darbesinin ardından; ülkedeki siyaset tarzına farklı bir yaklaşım ve yeni bir üslup getirmek isteyen parti kurmayları, bunun altyapısını oluşturmaya başlamışlardı.

1960'lı yılların sonlarında başlayan toplumun daha dindar kadrolarının yönetim talebi, geçen yıllar içinde daha rafine bir hale geliyor, kendine meşru bir çıkış yolu arıyordu. Milli Görüş Partileri bu vadide önemli bir fonksiyon icra etse de toplum, merkeze daha yakın, söylemi daha vasat bir dindar parti talebini her defasında bir kez daha tekrarlıyordu.

İşte bu beklentilerinin doruğa çıktığı bir noktada AK Parti siyaset sahnesinde yerini aldı. Özal'ın erken ölümüyle Türkiye için 1990'lı yıllar adeta kayıp yıllar olmuştu. 2002 yılında Ak Parti iktidara gelinceye kadar Türkiye tarihinin 10 yılı bir kara delik tarafından adeta yutulmuştu.

Dini motifleri kullanmayan,devletle kavgalı olmayan, demokrasiyi özellikle vurgulayan görüşleriyle öne çıkan  bu yeni  siyasi grup, bütün toplum kesimleri tarafından kısa zamanda büyük bir rağbet gördü.Çoğunluğu milletvekili olan bu siyasilerin başında, şiir okuduğu için hapis cezası alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bulunuyordu.

Siyasi, ekonomik, sosyal anlamda mevcut siyasi oluşumlardan ümidini kesmiş Türk Halkı, psikolojik olarak bu yenilikçi harekete sıcak bakıyor, bir an önce partileşmesini bekliyordu. Milletin vicdanı, ortak aklı, basireti böyle bir yapılanmaya uzun süredir hasretti.

Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yürütülen partileşme çalışmaları, 1 Ağustos 2001'de Afyon'da yapılan toplantıyı takiben, çeşitli toplumsal ve siyasal yelpazeden isimlerin teşkil ettiği 121 kişilik Kurucular Kurulu'yla 14 Ağustos'ta sonuçlandırıldı.

Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki Yenilikçi Hareket, AK Parti adıyla Partisini kurdu. Kurucular Kurulu'nda Erdoğan'ın da yer aldığı Parti, Türkiye'nin 39'ncu Partisi oldu.

AK Parti, çeşitli partilerden milletvekillerinden oluşan bir grupla TBMM'nin 21. yasama dönemi faaliyetlerine katıldı. Bülent Arınç'ın Parti Grup Başkanlığını yaptığı bu dönemde, AK Parti, gerek Meclis içinde gerek dışında yenilenme, reform ve demokratikleşme misyonunu taşıyabilecek siyasi parti olduğunu gösterecek bir performans sergiledi.

AK Parti'nin siyasi propagandası Türk siyasi tarihinde görülmedik biçimde ihtiyatlı ve gerçekçiydi. Gerek başörtüsü ve özgürlükler konusu gibi politik konularda, gerekse popülizm beklentisine bu derece hazır bir ortam varken ekonomik konularda gerçekçi bir söylem kullanılmıştı.

Bu gerçekçi söylem sağdan soldan diğer partiler tarafından siyaset malzemesi edilmek istendi, fakat sonuç değişmedi. Onları iktidara getirecek zemin, toplumun geniş kesimleriyle sahici biçimde kurdukları, özel olarak da Tayyip Erdoğan'ın şahsiyetinde kurulan güven ve gönül ilişkisiydi.

AK Parti'nin kurucu yöneticileri de Parti'nin değişim ve dönüşümün öncülüğünü yapan bir halk hareketi olduğunu ifade ediyor, umudun tükendiği bir dönemde AK Parti'nin umut olduğunu söylüyorlardı.

AK Parti'nin Ortaya Çıktığı Sosyolojik Zemin

Uluslararası İlişkiler Profesörü John L. Esposito o günlerde AK Parti'nin kimliğine dair şu tesbitleri yapıyordu: AK Parti gibi hem modern, hem demokratik hem de samimi bir Müslüman olabilmek; demokratikliğin bir parçası olarak açık ve çoğulcu bir siyaset izlemek mümkün. (Esposito:2007)

  1. Esposito'ya göre AK Parti; İslamcı olanla olmayanı, başörtülü olanla olmayanı ihtiva eden, çeşitliliği temsil eden bir partiydi. L.Esposito'ya göre AK Partililer şunu demek istiyordu: “Demokratik olan, demokratik sistemde faaliyet gösteren, geniş tabana dayalı ve aynı zamanda geldiği dini kültürü yansıtan siyasi partiler olabilir. Biz de onlardanız.” (Esposito:2007)

Prof. Dr. Şerif Mardin'in ‘merkez' ile ‘çevre' olarak kavramsallaştırdığı bu iki sosyal gücün mücadelesinde AK Parti'nin yeri belliydi. Bu kavramsallaştırmayı Emre Kongar ‘devletçi-seçkinci' kesimle ‘gelenekçi-liberal' kesim arasındaki mücadele; İdris Küçükömer ise ‘batıcı-laik' kesimle ‘Doğucu-İslamcı' kesim arasındaki mücadele olarak ifade ediyordu. AK Parti, İttihat Terakki'den bu yana iktidarı elinde bulunduran, ayrıcalıklı kesimlerin dışında kalan toplum kesimlerinin temsilcilerinden biri olma konumundaydı.

Prof. Dr. Fuat Keyman, “AK Parti'nin 28 Şubat sürecindeki baskılardan doğduğunu” (Keyman:2007) ifade ederken,gazeteci Yazar Cengiz Çandar'a göre “AK Parti merkez sağ değil, merkez bir partiydi”  (Çandar:2007)

Yrd. Doç. Dr. Berat Özipek'e göre “AK Parti'nin talepleri, Özal sonrası dönemde, Türkiye siyasi tarihinde bir dönüm noktası sayılabilecek bir değişim ve reform sürecini simgeliyordu. Bu radikal dönüşüm talebi ciddi bir bürokratik refleksle karşılık buldu.AK Parti'nin veya liderinin siyasi kimliğinden bağımsız olarak, Menderes'ten Özal'a kadar çevreden gelenlere yönelik alışılmış bir direnişti bu.” (Özipek:2007)

Türkiye yeni bir ideolojiyle daha tanışmış oluyordu.AK Parti ideolojisini en yetkili şahıs olan Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ağzından ‘Muhafazakâr Demokrat' olarak tanımlamıştı.”(Akdoğan,2004:7) 

Prof. Dr. Kemal Karpat'ın tesbitiyle Türkiye yeni ufuklara yelken açıyordu. Çünkü “Batı, Türkiye'yi bir istikrar unsuru olarak görmekte ve yeni kurulan bu devletler için özellikle demokrasi, laiklik ve serbest teşebbüs konularında bir model olmasını arzu etmekteydi.” (Karpat,2008:549)

Karpat, Ak Parti'nin yeni bir sosyolojik tabanı olduğunu şöyle iddia eder:AKP'nin kazandığı bu olağanüstü seçim zaferinin basit, fakat Türkiye açısından yaşamsal öneme sahip üç sebebi vardır. Birincisi; parti, cumhuriyetçiliği, demokrasiyi, Atatürkçülüğü ve laikliği Türk siyasal sisteminin temel bileşenleri olarak kabul ederek, yüz elli yılda başarılan moderniteyi kucaklamıştır. İkincisi; halk, liderlerinin geçmişi ve kişisel dindarlıkları sebebiyle, AKP'nin inanca saygı göstereceğine ve Refah Partisi gibi dini partizan siyasal amaçlar için kullanmayacağına inanmıştır.Üçüncüsü; parti, Türklerin çoğu tarafından gelişme önünde bir engel olarak görülen devletçi ekonomiyi liberalleştirerek, kendini ekonomik kalkınmaya adamıştır.(Karpat, 2007:279)

Müesses Nizam ve Ak Parti

2002 yılına girildiğinde yerleşik seçkinler AK Parti'yi ve onun Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ı siyaset sahnesinden silmek için sürekli yeni planlar ve hukuki süreçler planlamakla meşguldüler.

Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yargılanmasına izin verilmesi için başvurmuş, bu talebi Danıştay tarafından reddedilmişti.

Aynı günlerde, kapatılan Refah Partisi'nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan ‘Hazine yardımını teşkilatlara usulsüz olarak aktardığı iddiasıyla 2 yıl 4 ay hapse mahkûm edildi.' Kararda 68 adet Refah Partisi İl Yöneticisine de bir yıl iki ay hapis cezası veriliyordu. ‘Necmettin Erbakan ise artık muhtar bile olamayacak şekilde beş yıllık siyaset yasağı kapsamına alınmıştı'

İşte tam bu günlerde garip bir gelişme oldu. Mevcut Hükümette Başbakan Yardımcısı olarak bulunan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Temmuz ayında ‘3 Kasım'da seçime gidelim' sözünü ortaya attı.Bu tarihi sözün ardından Türkiye bir seçim atmosferine girdi.

Koalisyon ortakları oylarının eridiğinin farkına varıyorlar, bunun durdurulabilmesi için seçimi kendileri için bir fırsat görüyorlardı.

Seçim sathı mailinde Yüksek Seçim Kurulu AK Parti İstanbul Milletvekili olarak listede yer alan Tayyip Erdoğan'ın adaylığını veto etti.Derin odaklar ‘Partiyi lidersiz olarak seçime sokarsak şimdiden önünü kesmiş oluruz' diye düşünüyorlardı.

İşte bu minvalde Türkiye, 3 Kasım 2002 seçimleri sathı mailine ayak bastı.

3 Kasım 2002 Genel Seçimleri

2002 yılında manzara şuydu:Vesayet ve darbe odakları ile onların taşeronları olan yöneticiler Türkiye'nin tam 10 yılını çalmışlardı.

Ekim 1991-Kasım 2002 arasındaki 11 yıla sekiz hükümet sığmıştı. Bu 11 yılda ortalama hükümet ömrü bir buçuk yılı bulmamıştı. Sadece Aralık 1995-Nisan 1999 yılları arasında ikisi azınlık hükümeti olmak üzere dört hükümet kurulmuş, Meclis'te milletvekili dengesi 209 kez değişmişti.

Seçimler öncesinde yaşanan ekonomik krizin yol açtığı sosyal travmaların etkisiyle mevcut siyasi yapıdan çoktan uzaklaşmış olan geniş halk kesimleri ciddi bir alternatif arayışına girmişti. Bu durum, AK Parti'nin  tasfiye sürecine girmiş olan diğer partiler arasından kolaylıkla sıyrılmasına imkân verdi. AK Parti'nin makul bir alternatif olarak ortaya çıkmasında liderlik ve kadro düzeyinde yürüttüğü akılcı politikaların da önemli bir payı vardı.

Bir başka ifadeyle, AK Parti tartışmalı konuların üzerine gidip sistemle kavga etmek yerine, önceki koalisyon hükümetleri zamanında sık sık gündeme gelen yolsuzluk iddialarının toplumda yarattığı bıkkınlık havasını doğru algıladı ve seçim kampanyasını temiz toplum, dürüstlük ve adalet kavramları üzerine inşa etti. Böylece, AK Parti, seçmenlerin büyük bir bölümünü, bir merkez-sağ parti olduğuna ikna etti.

Sonuç AK Parti açısından memnuniyet vericiydi: Geleneksel seçmen yanında, kırsal kesimdeki milliyetçi seçmeni, hatta ılımlı kentli merkez seçmeni de saflarına çekmeyi başarmıştı.

2002 sonbaharındaki seçim kampanyasının en buruk görüntüleri ömrünün ve siyaset yolculuğunun sonbaharını yaşamakta olan Bülent Ecevit'e aitti. Seçim otobüsünün üzerinde çelik korseler yardımıyla zorlukla ayakta durabiliyordu.  

Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı Sabih Kanadoğlu,Adalet ve Kalkınma Partisi'ne kapatma davası açmıştı. Seçimlere 9 gün kala verilen bu karar Erdoğan'a olan sempatiyi daha da arttırdı.

3 Kasım 2002 seçimleri Türk siyasi tarihinde tıpkı 27 Mayıs 1960'dakine benzer bir şekilde yeni bir beyaz sayfanın habercisi oldu. Çeşitli araştırma kuruluşları tarafından seçim öncesi yayınlanan tahminlerde 3. veya 4. parti gösterilen AK Parti, oyların yüzde 34'ünü alarak seçimlerden birinci parti olarak çıktı.

Bir gün önce iktidarda bulunan DSP % 1 gibi trajikomik bir oy alırken, koalisyonun diğer ortakları ANAP yüzde 5, MHP ise yüzde 8.5 oy alabilmişti.1. olan AK Parti'yi % 19 ile CHP izlemiş, başka da barajı aşabilen parti olmamıştı. Türk siyasetinin iki önemli partisi DYP % 9, Saadet Partisi ise sadece % 2 oy alabilmişti.

Bu seçimlerin en çok dikkat çeken noktalarından biri de işadamı Cem Uzan'ın kurup seçime soktuğu Genç Parti'nin % 7 gibi yüksek bir oya sahip olmasıydı.

Tarihi seçimlerin hemen ardından siyasi gözlemciler AK Parti oylarını analiz etmek için soyundular. Analizciler AK Parti'ye MHP'den SP'den ve hatta DSP'den oy gittiği üzerinde birleşiyorlardı. Onlara göre dindarlığa ve milliyetçi hassasiyetlere değer veren merkezin sağındaki seçmenler AK Parti'yi iktidara taşımak istemişlerdi.

Seçimlerden AK Parti'nin zaferle çıkması, Türkiye'nin sosyal ve siyasi dinamiklerini yakından izleyen sosyal bilimciler için sürpriz olmamıştı. Analizler,AK Parti'nin başarısının rastlantı olmadığını açıkça ortaya koyuyordu.

Karpat, seçimleri şöyle analiz eder:3 Kasım 2002'de Türkiye ve dünya, beklemediği ve kimi yönlerden arzu etmediği, barışçı yollarla gerçekleşen bir sivil, politik, sosyal ve kültürel devrime tanıklık etti. (Karpat, 2007:283)

Medya,tarihi seçim sonuçlarını meşrebine uygun bir şekilde duyururken Sabah Gazetesi ‘Anadolu ihtilâli' başlığını manşete taşımıştı.

2002 seçimlerinde askeri cephe ise seçim tahminlerinde fena bir şekilde yanılmıştı."...İstihbarat lobilerinde fısıldanan bir bilgiye göre Genelkurmay Karargahı'nın bizzat yaptığı bir ön anket çalışmasında 2002 seçimlerinin galibi ve birinci partisi İşçi Partisi çıkmıştı. Herhalde bu anketi Perinçek de duymuş ve bu araştırmaya öylesine güvenmişti ki, ‘seçimi kaybederse genel başkanlıktan ayrılacağını' kamuoyuna ilan etmişti." (Yenişafak,2011)

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, günlüğüne şunları yazmıştı: “Bugün 4 Kasım 2002. Şanssız ve uğursuz bir gün. Sabahleyin seçim sonuçlarını öğrendik. AKP % 35.5 oy ve 363 milletvekili ile birinci parti olarak, CHP % 19.5 oy ve ikinci parti olarak Meclis'e girmiş ve 9 da bağımsız milletvekili kazanmış. Bu durumda AKP ezici bir çoğunluk sağlamış oluyor ve Anayasa'yı değiştirme yetenekleri oldu.(Örnek,2011)

İşadamı İshak Alaton 3 Kasım gecesini bir başka açıdan şöyle anlatır:Hayatımda hiç uyumadığım bir iki gece olmuştur.Bunlardan birisi 3 Kasım 2002 gecesi idi. O pazar gecesi saat 19.00'da başladı telefonlar ve ertesi  sabaha kadar hiç uyumadım.Çünkü telefonlar hiç  durmadı. Telefonlar İsveç'le başladı, İsrail,  Rusya ile sürdü, Avrupa'yla devam etti. Almanya, Fransa, İngiltere  ve Amerika'yla uzun uzun konuştuk. Diyorlardı ki  "Fundamentalist bir parti büyük bir ekseriyetle  Türkiye'de iktidara geldi.Şimdi ne olacak Türkiye'nin hali? Türkiye İran mı oluyor? Böyle bir önyargı vardı o günlerde ... Sabaha kadar verdiğim mesaj şuydu: Göreceksiniz  bu durum aslında Türkiye'nin  müthiş bir şansı.Türkiye'ye ilk defa hakiki manada bir demokratik  yönetim geliyor. Hepsi de çok önemli insanlardı, hepsinin de kafası çok karışıktı. (Alaton-Gündem,2012:352)

Prof.Dr.Kemal Karpat da seçimlerin dış dünyadaki yansımalarını şöyle anlatır:Türkiye'deki seçim sonuçları, başlangıçta Avrupa ve Amerika'yı derinden rahatsız etti, ama sonunda süreci kabullendiler. Böylece sıradan vatandaşların önderlik ettiği ve Türklerin büyük bir kısmının desteklediği gerçek bir halk hareketi olan AKP iktidara geldi. Başbakan Erdoğan başta olmak üzere partinin liderleri, ibadetlerini yerine getiren dindar Müslümanlar oldukları kadar modernist, cumhuriyetçi, demokrat ve laik oldukları iddiasındalar. (Karpat, 2007:293)

Karpat'a göre;Ordu, CHP'ye güvendi ve başarısız bir şekilde destek verdi.Seçmenler ise bütün baskılara meydan okudular ve kendi temsilcilerini seçtiler.Türkiye'de demokrasi mücadelesi, esasen, demokratik özgürlük ve hakları ve bunun göze çarpan bir parçası olan dinsel inanç özgürlüğünü elde etme mücadelesiydi.(Karpat,2007:274)

Karpat'a göre sorun yönetenle yönetilen arasındaki derin uçurumdu.Ak Parti bu uçurumu kapatmaya talip gözüküyordu.Burada akılda tutulması gereken temel gerçek, 1923'te Cumhuriyet'in ilan edilmesinden bu yana, Türkiye'nin yönetenler ve yönetilenler olmak üzere iki gruba ayrıldığıdır.Yönetici grup, yönetilenleri, İslam'a bağlılıklarından dolayı, çağdaş uygarlığa katılmaktan veya kendi kendini yönetmekten aciz bir topluluk olarak gördü.(Karpat, 2007:292)

Şerif Mardin de bu tarihi yarılmadan şöyle bahseder:Türk toplumu hâlâ, yönetenle yönetilen arasındaki tarihsel ikiliği, devlet seçkinleri arasındaki ikili rekabeti ve en son olarak da girişimci olmak isteyenlerle iktidarı onlarla paylaşmaya yanaşmayanların ayrımını yaşamaktadır.Türk siyasetinin gizli toplumsal temelini oluşturan, işte bu çatışmalar olmuştur. Bu yüzden de, Cumhuriyet Türkiyesi'nin, siyasal hayatında bu çatışmaların tekrar tekrar ortaya çıkmasına şaşmamak gerekir. (Mardin,1990:117)

2002 seçiminin bir diğer sürprizi ise Türkiye tarihinde bir ilkin yaşanması,iktidara gelen bir partinin Genel Başkanının Başbakan olamamasıydı.

Adalet ve Kalkınma Partisi sandıktan zaferle çıksa da önündeki zorlu maraton henüz bitmemişti. Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, seçimlerin ardından partinin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlık görev ve yetkilerine tedbir konmasını istedi. Anayasa Mahkemesi 6 ya 5 oy çokluğuyla Erdoğan'ın kurucu üyeliği kalktığı için genel başkanlık yetkilerini kullanamayacağına karar vermişti.

Ak Parti, kurulduğu yıldan beri bir yandan müesses nizamın iktidar manevralarından kendini korumaya çalışırken bir yandan da devletin öncelikleriyle halkın değerlerini ustalıkla buluşturarak Türk Siyaset tarihinde yerini almış oluyordu.

HAFTAYA: ŞAPKA DEVRİMİ ve YAŞANANLAR              

                                              KAYNAKLAR

Akdoğan Yalçın,(2004),Muhafazakâr Demokrasi, İstanbul:Alfa Yay.

Alatonİshak-Gündem Mehmet,(2012), (İshak Alaton'un  Hatıraları,2.Cilt),İstanbul:Alfa

Esposito, John L,.Zaman, 26.07.2007

Karpat Kemal, (2007), Osmanlıdan Günümüze Elitler ve Din, İstanbul: Timaş Yay.

Karpat Kemal,(2008) Dağı Delen Irmak, İstanbul: Timaş Yay.

Mardin Şerif,(1990),Toplum ve Siyaset, İstanbul:İletişim Yayınları.

Örnek Özden,Vatan,(2011), 17.8.2011

Özipek Berat, Zaman 04.09.2007

Yeni Şafak,(2010),23.8.2011

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  985197

-