21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Zihni Çakır

AK PARTİ, SON AMA EN ŞİDDETLİ TÜRBÜLANSTA!

Zihni Çakır

Hayr bildiğimiz şeyde şer, şer bildiğimiz şeyde hayr vardır. Bu son türbülans da, partinin üzerindeki fazla yüklerden arınıp hafifleme gibi bir hayra vesile olacak şer'dir belki!.

Taşıdığı tarihi önemi göz önünde bulundurunca, 1 Kasım'da yapılacak yeniden seçim öncesi AK Parti'nin sarsıcı bir türbülansa gireceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok.

Ancak; ‘yel'in ‘kaya'dan götüreceği tozdur. Dalgalar kayayı aşındırsa bile; kayadan geriye kalan daha da bilenmiş uçlardır.

AK Parti'nin bugün yaşadığı türbülansa da böyle bakılmalı. Bu türbülansta yaşanan sarsıntı, uçağın ağır gelen yükünü gereksiz kargoları boşluğa atarak hafifletecek bir fırsata dönüşebilir. Unutmayalım ki bu parti daha yola çıkarken sarsıcı bir türbülansın içinde buldu kendini.

Partinin kurucu Lideri Recep Tayyip Erdoğan, 3 Kasım 2002'de yasaklı olduğu gerekçesiyle seçimlere sokulmadı. “Muhtar bile olamaz” denildi.

Belki muhtar olmadı ama saymakla bitmeyecek türbülanslardan geçerek bugün ülkenin halk oyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı, fiili Devlet Başkanı oldu.

Ne türbülanslardı onlar, ne badireler atlattı bu parti ve Erdoğan...

-Darbe planları, e-muhtıra ve kapatma-

2003-2004 arasında, dönemin Kuvvet Komutanları darbe planlarken, siyaset koridorlarında AK Parti ve Erdoğan'a biçilen ömür yıllardan aylara düşmüştü.

2007'de Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine yaratılan 367 garabeti, yerini geceyarısı yayınlanan e-muhtıraya bırakıyordu. O gece, bazı AK Partililerin, kapısını çalacak bir cemse asker beklediğini bilmeyen yok.

2008'de “başörtüsü” düzenlemesinden yola çıkılarak hazırlanan kapatma davasıydı türbülansın merkezi. Tavacı Recep'te Haşim Kılıç ile yapılan kulis çalışmalarına rağmen ucuz atlatıldı.

2012'de, PKK/KCK içine sızdırılan MİT mensuplarının deşifresine kadar uzanan ve çok geçmeden asıl hedefinin Erdoğan olduğu anlaşılan MİT operasyonu patlak verdi.

-Jüristokratik darbe denemesi-

Bunun sarsıntıları atlatılmadan 2013 yılı Mayıs sonunda İstanbul Gezi Parkı bahanesiyle denen kalkışmayla bütün ülke ateşe verildi. Öyle ki İstanbul'daki Başbakanlık Çalışma Ofisi'nin basılması ve işgal edilmesi bile denendi.

En büyük türbülanslardan birini de 17-25 Aralık'ta yaşadı AK Parti ve Erdoğan.  Yargı ve Emniyet içerisinde yapılanan Fetullahçı Terör Örgütü, bu iki kurum ve medyanın koalisyonu ile Erdoğansız bir AK Parti için 17-25 Aralık'ta ‘yolsuzluk' soslu Küresel Casusluk Operasyonu düzenledi. Bu aynı zamanda jüristokratik bir darbe girişimiydi. Bir iki cılız ses dışında milletvekilleri ve belediye başkanları bile darbenin başarılı olacağı endişesiyle kabuğuna çekildi o dönem.

-Son türbülans yol arkadaşları-

Ocak 2014'teki büyük türbülans ise MİT tırlarına düzenlenen baskındı. Baskınla “Erdoğan ve AK Parti'nin terör örgütlerine silah yardımı yaptığı ve savaş suçu işlediği algısı yaratılarak Lahey'de yargılanmaları” amaçlanıyordu.

Ve geçtiğimiz Temmuz ayında Suruç'da patlayan bombalarla Türkiye yeniden şiddet sarmalına girdi. Terör medyası, savaşı başlatanın Erdoğan ve AK Parti olduğunu iddia ederken, bölgeyi kan gölüne çeviren terör örgütüne güzellemeler sıralıyor adeta. Bellerine bağladıkları bombalarla, ellerindeki roketatarlarla ölen teröristleri  sivil diye sunacak kadar pervasızlaşmış durumdalar.

Bütün bunlara, Erdoğan'ın yol arkadaşı bildiklerimizin merkezine oturduğu türbülans eklendi şimdi de. Kimi Damadı üzerinden tetiğe bastı kimi İHL'ler üzerinden. Kiminin derdi makam kiminin para. Sıradan kaç kişinin beklediği belli bile değil. Ve belli ki 1 Kasım'a kadar bu türbülans, artan bir şiddetle sarsacak partiyi.

Lakin; hayr bildiğimiz şeyde şer, şer bildiğimiz şeyde hayr vardır. Bu son türbülans da, partinin üzerindeki fazla yüklerden arınıp hafifleme gibi bir hayra vesile olacak şer'dir belki!.

ZİHNİ ÇAKIR - TERCÜMEİHÂL

ZİHNİ ÇAKIR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  964484

-