25 MAYIS 2020 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

AKP’NİN SİVİL FAŞİZMİNE DİKKAT(!)

Hüseyin Yağmur

İnternette bir bilgi ararken Kemalist entelektüellerin sitesinde bir haberle karşılaştım: '24 Haziran'da AKP'nin Sivil Faşizmine Hayır' diyorlardı.

'Özgürlük, eşitlik ve güzel günler için' okuyucuya seslenen sözde solcu, özde Kemalist gazetede de aynı haberi gördüm. Onlar da 'AKP'nin Sivil Faşizmine Hayır' diyorlardı.

Kim ne derse desin Türkiye'nin en genetik sorunu İttihatçılık olgusudur. İttihatçılar, 'Hürriyet, Eşitlik ve Adalet istiyoruz' dediler. İktidara gelince, Hürriyet, eşitlik ve adalet isteyen gazeteci Hasan Fehmi'yi, Ahmet Samim'i vurdurarak öldürdüler. Mevlanzade suikasttan bir tesadüfle kurtuldu.

Türkiye'nin sözümona özgürlük ve eşitlik isteyen CHP tipi solcuları genetik olarak hiçbir zaman bu kavramlarla barışık olmadılar.

Kurtuluş Savaşı kahramanlarından General Rıfat Bele CHP iktidarında bir gün Meclis'te ”'Yarın bir liberal çıkıp bu Meclis'te kendi düşüncelerini anlatamaz mı?” Diye sorunca, CHP Milletvekilleri hep bir ağızdan “Evet, anlatamaz” şeklinde cevaplandırmışlardı.

1950'de Demokrat Parti iktidara gelinceye kadar bu ülkede grev ve işçi eylemleri yasaktı biliyor musunuz?

Halk Parti dışında parti kurmak yasaktı, sendika yasaktı, köy derneği yasaktı, gençlik teşkilatı yasaktı, aydın kulübü yasaktı.

CHP'nin çalışma Bakanı Sadi Irmak 'Grev Hakkının Türkiye'de olamayacağını' uzun süre savunmuştu Meclis'te.

1969'da Darbecilerin yasakladığı Demokrat Partililere siyasi af gelince solcu İşçi Partisi AYM' ye başvurmuştu. Solcu İP, insanın en tabi hakkı olan siyaset yapma hakkına konulmuş yasağının sürmesi için uğraşıyordu.

Şimdi çeşitli partiler, gazeteler, televizyonlar ve internet sitesi şeklinde teşkilatlanmış İttihat ve Terakki'nin mirasçıları 'AKP'nin sivil faşizmine' evet diyecek değiller ya...

 

Söz buradan açılmışken AKP'nin gizli ajandasında özenle sakladığı sivil faşizminde neler var kısaca göz atalım:

Çocuklara, yaşlılara, engellilere pozitif ayrımcılık getiriliyor.

Bireyin özel hayatına devlet müdahalesini sınırlıyor. Bireyin kişisel bilgilerini özel koruma kapsamına alıyor.

Askerlik yapmamadan yahut bir idari cezadan dolayı havaalanından vatandaş derdest ediliyordu. Şimdi, verilmiş mahkeme kararı hariç her halde yurt dışına çıkış serbest.

 Çocuklar adam yerine konuluyor, onların hakları korunuyor.

 Memurlara toplu sözleşme yapma hakkı veriliyor. Korsan olarak kutlana 1 Mayıs Günü resmi bayram haline getirildi.

 Vatandaşa bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı getirildi.

Takdirnamesi olduğu halde namaz kılıyor diye sorgusuz sualsiz TSK'dan atılan subaylar için yargı yolu açıldı.

Memura verilen disiplin cezaları da yargı denetimine açıldı.

Sivilleri bile yargılayan Askeri mahkemelerin varlığına ve tahakkümüne son verildi.

 

1960 Darbe Anayasası ürünü Anayasa Mahkemesi her konuda partiler üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanmıştı.

Anayasa Mahkemesi Kurulduğu günden beri Hukuk adına değil siyaset adına karar verdi. Yani açıkça siyaset yaptı.

AP'liler, 1960 Darbe Anayasasını eleştirmeyi suç sayan Tedbirler Kanunu'nu 1962 yılında Anayasa Mahkemesine götürmüşlerdi. 'Demokratik bir ülkede darbeyi eleştirmek suç teşkil etmez' diye. Anayasa Mahkemesi bu kanunu Anayasaya uygun saydı, 'Böyle bir davranışa cevaz verilmesi, milli huzurun ihlaline yol açar ve Anayasa'nın dayandığı temel ilkeleri tahrip etme sonucunu doğurur.' gerekçesiyle talebi reddetti.

İşte 11 kişilik bu AYM'nin 550 Milletvekili ve 60 milyon seçmenin iradesini yok sayabilen tavırlarına artık son verildi.

Siyasi partilerin mali denetimi AYM'ye değil, devletin mali denetimle görevli Sayıştay isimli kurumuna bırakıldı.

Parti kapatma konusunda Meclis'teki siyasi partilere izin hakkı verildi, parti kapatma zorlaştırıldı.

Vatandaş hakkı ihlal edildiğinde AYM' ye değil yabancıya başvurmak zorunda kalıyordu. Artık AYM'ye başvurup haklarını arayabiliyor.

Milliyet Yazarı Taha Akyol CHP'nin ‘militer demokrasini' şöyle anlatır: 'Yassıada Mahkemesi bu fetvalarla kuruldu; başkanlığını Yargıtay Başkanı Recai Seçkin kabul etmedi çünkü hukuka aykırı buluyordu. Mahkeme başkanlığına getirilen Salim Başol'un şu sözü yargılamanın niteliğini göstermeye yeterlidir:- Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.

Darbeciler, Anayasa Mahkemesi'ni kurarak işte bu  Salim Başol'u üye yaptılar. Anayasa Mahkemesi'nin 27 Mayıs'la ve DP'lilerle ilgili konularda verdiği birçok karar, bu mahkemenin nasıl kadrolaştırıldığının kanıtıdır.

Bununla yetinmediler! Danıştay üyelerinin yarısını, vatandaşın günlük işleriyle ilgili davalara bakan Yargıtay'da ise üyelerin altıda birini ve adli yargıda 520 hakim ve savcıyı 'emekliye sevk' yoluyla tasfiye ettiler. Böylece '27 Mayıs Devrimi'ne uygun bir yargı yapılanması yarattılar. Hizaya getirdikleri bu yargıya da sözüm ona 'bağımsızlık' verdiler.' (Milliyet,28 Mayıs ,2010)

27 Mayıstaki bu süreç Mehmet Moğultay ve Seyfi Oktay'ın Adalet Bakanlığı döneminde perçinlendi. Mehmet Moğultay Adalet bakanı iken 'Bakanlık kadrolarına 5 bin kişi aldım. Ne yani MHP'lileri mi alacaktım?' dedi. Seyfi Oktay'ın Adalet Bakanlığında üst düzey atama trafiğini nasıl kontrol ettiği, Anayasa Mahkemesi kararlarına nasıl nüfuz ettiği basına yansıdı.

Yaşanalar ortada. O yüzden AKP'nin sivil faşizmine(!) aman dikkat edin!

 

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  746794

-