20 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

‘ALATENLİ’ GİBİ DAVRANIRSAK VAY HALİMİZE!

Hüseyin Yağmur

Allah'ın Rasulü Muhammed (sav) çevresindeki dostlarına ibret olsun diye zaman zaman eski kavimlerin yaşadığı olaylardan örnekler verirdi. Hadisler Mecmuası'nda  (Buhari, Hadis No: 4985, Ravi: Ebu Hureyre) yer alan ‘Alatenliler vakası' şöyle cereyan ediyor:

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail'den üç kişi vardı: Biri alatenli, biri kel, biri de âmâ. Allah bunları imtihan etmek istedi. Bu maksadla onlara (insan suretinde) bir melek gönderdi. Melek önce alatenliye geldi. Ve: "En çok neyi seversin?" dedi. Adam: "Güzel bir renk, güzel bir cild, insanları benden tiksindiren halin gitmesini!" dedi. Melek onu meshetti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cild sahibi oldu. Melek ona tekrar sordu: "Hangi mala kavuşmayı seversin?" "Deveye!" dedi, adam. Anında ona on aylık hamile bir deve verildi.

Melek: "Allah bunları sana mübarek kılsın!" deyip (kayboldu) ve kelin yanına geldi. "En ziyade istediğin şey nedir?" dedi. Adam: "Güzel bir saç ve halkı ikrah ettiren şu halin benden gitmesi" dedi. Melek, keli elleriyle meshetti, adamın keli gitti. Kendisine güzel bir saç verildi. Melek tekrar; "En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam: "Sığırı!" dedi. Hemen kendisine hamile bir inek verildi.

Melek: "Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!" diye dua etti ve âmânın yanına gitti. Ona da: "En çok neyi seversin?" diye sordu. Adam: "Allah'ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi!" dedi. Melek onu meshetti ve Allah da gözlerini anında iade etti. Melek ona da: "En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam: "Koyun!" dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi.

"Derken sığır ve deve yavruladılar, koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vadi dolusu develeri, diğerinin bir vadi doluşu sığırları, öbürünün de bir vadi dolusu koyunları oldu. Sonra melek, alatenliye, onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak geldi ve: "Ben fakir bir kimseyim, yola devam imkânlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka bana yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve şu malı veren Allah aşkına bana bir deve vermeni talep ediyorum! Ta ki onunla yoluma devam edebileyim" dedi. Adam: "(Olmaz öyle şey, onda nicelerinin) hakları var!" dedi ve yardım talebini reddetti.

Melek de: "Sanki seni tanıyor gibiyim! Sen alatenli, herkesin ikrah ettiği, fakir birisi değil miydin? Allah sana (sıhhat ve mal) verdi" dedi. Âmâ adam: "(Çok konuştun!) Ben bu malı büyüklerimden tevarüs ettim!" diyerek onu tersledi. Melek de: "Eğer yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin!" dedi ve onu bırakarak kel'in yanına geldi.

Buna da onun eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne söylediklerini söyleyerek yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti. Melek buna da: "Eğer yalancıysan Allah seni eski haline çevirsin!" deyip, âmâya uğradı.

Buna da onun eski hali heyeti üzere (yani bir âmâ olarak) göründü. Buna da: "Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkânı kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra senden başka bana yardım edecek yok! Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum; ta ki yolculuğuma devam edebileyim!" dedi. Âmâ cevaben: "Ben de âmâ idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti! Vallahi, bugün sana zorluk çıkarmayacağım!" dedi.

Melek de: "Malın hep senin olsun! Sizler imtihan olundunuz. Senden memnun kalındı âmâ diğer iki arkadaşına gadap edildi" dedi (ve gözden kayboldu)." 

***

Bizim Ülkemizin yönetim kaderi de Alatenli İsrailoğullarının nankör yaklaşımlarına şaşırtıcı derecede benzeşiyor. Alatenlilerin elindeki iktidarlar; yetimlerin duası, mazlumların ahıyla zaman zaman halkın gerçek temsilcilerinin kullanımına geçiyor. Onlar gece gündüz çalışıp bütün âzâlarıyla çürümeye durmuş ülkeyi yeniden ihya ediyorlar. Ancak Alatenli adamlar bir süre sonra tekrar ülkeye musallat olup kıssadaki gibi "Çok konuştun! Ben bu malı büyüklerimden tevarüs ettim!" diyerek işleri yeniden bozuyorlar.

Bu süreç, köşe kapmaca gibi 1909'daki İttihat ve Terakki iktidarlarından beri yaşanıyor.

Mustafa Kemal Atatürk'ün, Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'a söylediği sözler bir dönemin fotoğrafını gösteren anlamlı bir vesika.

(...) Atatürk bu koşullarda bir yurt gezisine çıktı. 6 Mart akşamı Antalya'ya geldi. Sonrasını Soyak anlatıyor: "Kapıyı kapattı, bir koltuğa yığılır gibi oturdu. Eliyle işaret ederek beni de oturttu. Çok yorgun, düşünceli ve sinirli görünüyordu. Bir sigara yaktı:

- Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum' dedi,'... Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte... 

İnönü'nün Başbakanı Refik Saydam da aynı perişanlığı bir başka ifadeyle1939 yılında tarihe maletmişti:

(...) Devletin A'dan Z'ye her şeyi bozuk.

İşte bu haldeki ülkeyi önce Menderes, sonra Adalet Partisi İktidarı, sonra Özal, sonra Erbakan sonra da Erdoğan, tepeden tırnağa ele alarak ihya etti. Ne var ki bu ülkede Alatenlilerin vicdanları, bozuk bir saatten daha bozuk. Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir. Bunlarda o da yok.

 Bir hatırlamaya vesile olur düşüncesiyle Ak Parti iktidara gelmeden önceki Alatenlilerin hükümran olduğu Türkiye'nin durumunu görmek için arşivlere gözatalım:

Ülkeyi ‘iş görür' raporu sahibi bir Başbakan yönetiyordu.

“Bir ülke başbakanının iş görür raporu alması ne acı. Şimdi de bu rapor ile gerçek durum arasındaki çelişki konuşulacak. Televizyonların defalarca verdiği bir görüntü: Başkent Hastanesi'nin kapısında Ecevit konuşuyor; daha doğrusu “konuşamıyor”. Sonra düşer gibi merdivenlerden iniyor.” (Yeni Şafak, 29.05.2002)

"11 Eylül gibi tarihi bir günün akşamı da Başbakan iki yıldır yaptığı gibi yapmış ve 19.30'da başbakanlıktan ayrılmış." (Ertuğrul Özkök, Ekotimes, 2001/2)

Türkiye hiçbir dönemde bu kadar çaresiz bir başbakanla yönetilmedi. (Buğra Başkurt, Ortadoğu Gazetesi, 28.03.2000 )

 Ülke ekonomik olarak iflas etmişti

Ekonominin kriz ortamından bir türlü kurtulamadığı son 3 yıllık dönemde ise şirketleşme eğilimi dibe vurdu. Kriz yılı 1999'da 27 bin 83 şirket kurulmuştu. 2000'de 33 bin 161'e yükselen yeni kurulan şirket sayısı, ekonomi yeniden krize yuvarlanınca, 2001'de yine geriledi. (Capital, 2002/02)

“GSMH'nın üçte bir oranda küçüldüğü, iç ve dış borçlarımız üçte bir oranda arttığı, 3 fabrikadan birinin kapandığı, 3 kişiden birinin işsiz kaldığı, 3 sanayiciden birinin yurtdışına yatırıma yöneldiği, ithalatın üçte bir oranda azaldığı, 3 kişiden birinin hayat seviyesinin Afrika standartlarının altına düştüğü, günde 3 milyon çocuğun 1,5 dolarlık fakirlik sınırının altında yaşadığı bir ortamda, hangi matematiksel sonuç çıkartılmaya çalışılıyor... Gelinen durum hiçbir hesaba sığmaz, hiçbir mantıkla açıklanamaz.” (Sinan Aygün, Türkhaber, 29.04.2002)

Türkiye tarihinde görülmemiş bir kriz yaşandı. Her dibe vurmanın bir limiti vardır. Biz de o dip noktasına geldik. Bundan sonrası zaten toplam iflastır. (İsviçre Sigorta Yön. Krl. Bşk., Okan Balcı, Finans Dünyası, Nisan 2002)

Her bütçeye bir sıfat takılır, kalkınma bütçesi, büyüme bütçesi, denkleşme bütçesi gibi... Bu yılın bütçesine de "Faiz ödeme bütçesi" denilse, yanlış ya da abartılmış olmaz. (Hasan Pulur, Milliyet, 21.03.2002)

Rakamlar, “Derviş Ekonomisi'nin ülkeyi içinden çok zor çıkılır bir noktaya taşıdığını gösteriyor. Dış borçlar, Derviş döneminde GSMH'nın % 76.2'sine ulaştı. 2000 yılı sonunda bile bu rakam % 56.7 idi... Derviş döneminde iç borçlardaki artış da rekor düzeyde, 2000 yılında % 28.9 ve 2001 yılında % 68.1 olmuş. Yani, ülke resmen iflas etmiş durumda. Sanırım, bu oran dünya rekoru. (Yaman Törüner, Sabah, 14.08.2002)

“Son 50 yılı inceledim. Bu dönemde Türkiye'de % 5'in üzerinde küçülme sadece 7 yılda yaşanmış. Yüzde 3'ün altındaki küçülme oranında 5 kez tanık olmuşuz. Türkiye 15.9 ile 1945 yılında küçülme rekoru kırmış. 2001'deki küçülme ise % 12.” (Capital, 2001/10)

Türkiye 2.1'lik kalkınma hızıyla Portekiz ve Botswona'nın gerisinde yer alıyor. (Capital- 2001/08)

Son bir yılda Türk halkı % 115 fakirleşti, her gün 16.2 trilyon borç faizi ödeniyor, vergi sistemi 102 defa değiştirildi, toplanan verginin %51'i sabit gelirliden... (Ekovitrin, 2001/11)

Eğitim, sağlık adalet gibi temel parametrelerde de aynı vahim tablo göze çarpıyor

Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu içinde “Hürriyet, istiklal, vatan, millet, milliyet, terbiye, fikir” gibi kelimelerin de bulunduğu 50'ye yakın kelimenin okullarda kullanılmasını yasakladı. (Yeni Düşünce, 2001/44)

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey ödenek yetersizliğinden yakınarak, İstanbul'a yıllık ayrılan ödeneğin aslında bir okula bile yetmeyeceğini, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçesinin yüzde 80'i personel harcamalarına gittiğini söyledi. (Akşam, 09.09.2002)

Sağlık Bakanlığı, et yiyemeyenlere yumurta, kıyma bulamayanlara mercimek tavsiye etti. (Aksiyon, 362)

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, "Beyaz Enerji Davası dosyalarının Yargıtay'dan döndükten sonra kayıp olduğunu” söyledi. (Yeni Şafak, 15.06.2002)

İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, Türkiye'de ne bir hukuk devleti var, ne hukuk devleti kaygısı. Adalete bütçeden ayrılan pay yüzde 0.852 dedi. (İ Medya, 06.09.2002)

“Avukat olduğum için sık sık Adalet Bakanlığı'na gidiyorum. Bakanlığın ek binasında 4 tane asansör olmasına rağmen iki tanesi bile çalışmıyor.” Av. Halil ABEY (Şakir Süter, Akşam, 26.08.2002)

Geçtiğimiz yıllarda 460 kütüphane personelsizlikten kapatıldı. (Nokta, 2002/17)

TCDD Genel Müdürlüğü'nün 2001 yılında 571 trilyon 500 milyar lira zarar ettiğini hatırlatan Vural, 2002 yılında ise 646 trilyon 800 milyar lira zarar etmesinin beklendiğini ifade etti. (Zaman, 03.07.2002)

Ülke kelimenin tam manasıyla dibe vurmuştu. Her yandan trajik haberler geliyordu

Manisa Turgutlu'da çöpe atılmış giysileri toplamak isteyen 4 yaşındaki çocuk, düştüğü çöp bidonunda havasız kalması nedeniyle öldü. Atatürk Mahallesi İrem Sokak'taki evlerinden ayrılan Melisa'nın uzun süre dönmemesinden endişelenen baba Nurettin Kılıç, aramaya çıktığı kızını sokak başındaki çöp bidonunun içinde buldu. (İnternet Haber, 01.08.2002)

65 milyon nüfuslu ülkenin 26 milyon insanı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu'ndan yardım istemiş. Ancak 4 milyonuna müsbet cevap verilebildi. (Ekotimes, 2001/04)

Krizin ardından kayıtlı intihar vakıaları 3 kat arttı. Geçen yıl toplam 2917 intihar olayı meydana gelirken, bu yılın ilk yedi ayında 5.16 kişi intihara teşebbüs etti. (Capital, 2001-07)

Samsun'da işsiz baba, okula gidecek çocuğuna kitap ve önlük alamadığı için kendini asarak intihar etti. (İnternet Haber, 16.09.2002)

Dibe vurmuş ülkede yolsuzluklar ve hırsızlıklar ise diz boyuydu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, "Sosyal Sigortalar'da yolsuzluk bir yılda katrilyonları buluyor. Bunları önleyemiyorum" dedi. (Yeni Düşünce, 2001/35)

Uluslararası Saydamlık Örgütü Transparency International`ın (TI) hazırladığı 2002 yılı Yolsuzluk Algılama Endeksi'nde Türkiye, en fazla yolsuzluk olan ülkeler arasında yer aldı. Geçen yıl 91 ülke arasında en temiz ülkeden kirliye yapılan sıralamada 54. sırada yer alan Türkiye, 2002'de 102 ülke arasında 64. sıraya yerleşti. (Yeni Şafak, 28.08.2002)

Halk, bu Alatenli iktidarından kurtulmak için dua ediyordu.

28 Mayıs 1999'da kurulan ve % 50'den fazla oya sahip olan DSP-MHP-ANAP koalisyonunun oy oranı % 13'e düştü. (İnternet Haber, 10.09.2002)

Politika Dergisinin 1230 kişiyle yaptığı ankete vatandaşların % 89'u “Bu hükümet gitsin” cevabı verdi. (Politika / 100)

Şimdi, birkaç gün sonra ülkemizde seçim var.

Türk milleti olarak ya;  "Olmaz öyle şey, onda nicelerinin hakları var!" diye alatenli gibi,

ya da “Ben âmâ idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti! Vallahi, bugün sana zorluk çıkarmayacağım!" diyen âmâ gibi davranacağız.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  126415

-