Hüseyin Yağmur

ALEVİLERİN CHP İLE TARİHİ HESAPLAŞMASI

Hüseyin Yağmur

Efendim hep söylüyoruz. “Biz yakın tarih anlamında; bilmesi gerekenleri değil de öğretilenleri ve ezberleri bilen bir toplumuz.” Dolayısıyla yakın tarihimizde yaşanmış Dersim Hadisesi'ni, Dersimde yaşanmış alevi trajedisini, olayın faillerini kimse bilmez. Herkes ezberlerini tekrarlar durur.

Biz bu gün bir ezber daha bozalım ve Dersimli Alevilerin 60 yıl sonra Atatürk'ün Partisi CHP'yi teslim alarak nasıl bir rövanş aldıklarını sizlerle paylaşalım.

Yıldıray Oğur geçen yıl yazdığı bir yazıda Atatürk'ten bahsederken Dersim'i “medenileştirmek” için yapılan askeri harekatı bizzat yönetti. (Oğur, 2017) diyordu.

Peki Dersim nasıl medenileştirildi? Şimdi bu konuya çeşitli akademik kaynaklardan birlikte bakalım:

Devlet, ortada bir isyan olmadığı halde 1926'dan itibaren Dersim'i nasıl yok edeceğini tartıştı. Bu durum, Dersim'in Alevi ve Kürt olmasıyla ilgiliydi. Dersim bölgesindeki Tunceli ili Dersim Harekatı'ndan çok önce 25 Aralık 1935 tarihinde ‘Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun' Meclis tarafından kabul edilmişti. Yasaya göre; Dersim'in adı değiştiriliyor ve yeni bir il kurularak adına ‘Tunceli' deniliyordu. Yeni kurulan vilayete rütbesiyle ilgili yetkilere sahip olmak üzere bir korgeneral vali, kumandan olarak atanıyordu. (Koçak,2013:373)

Tarihçi Prof. Dr. Cemil Koçak'a göre Tunceli Kanunu aşırı yetkilerle donatılmıştı. Vali ve kumandan sıfatını kullanan kişinin yetkileri bir hayli genişti. Güvenlik açısından gerekli görülürse il halkından olan kişileri ve aileleri il içinde bir yerden bir diğer yere nakletmeye ve bu kişi ve ailelerin il içinde ikamet etmelerini engellemeye yetkiliydi. İdam hükümlerinin de tescil edilmesi de valinin yetkisindeydi. Tecil edilmeyen idam cezaları infaz ediliyordu. Aslında bu hüküm anayasaya aykırı idi. Çünkü mevcut anayasaya göre idam hükümlerinin onayı TBMM'ye aitti.(Koçak,2013:375)

  1. Kemal'in Cumhurbaşkanı, Mareşal Fevzi Çakmak'ın da Genelkurmay Başkanı sıfatıyla katıldıkları 4 Mayıs 1937 tarihli bakanlar kurulu toplantısında alınan bir kararla Dersim'i tedip (uslandırma) ve tenkil (sürgün ve yok etme) emri verildi. Aynı günlerde Emniyet Müdürlüğü çalışanı olarak bölgede bulunan İhsan Sabri Çağlayangil, “Dersimliler mağaralara kaçmıştı. O mağaralara zehirli gaz verdik ve hepsini fareler gibi öldürdük. Dersim meselesi de böylece bitti” itirafında bulunmuştu.

Peki şimdi sıkı durun. Emniyet Müdürlüğü çalışanı olarak bölgede bulunan İhsan Sabri Çağlayangil'in bu beyanatını teybe kaydederek kayıt altına alan Dersimli Alevi kimdi?

Dönemin CHP Yönetimi ve iktidarı aleyhine söylenen  bu sözleri 1986 yılında  teybe kaydeden kişi kimdi? CHP'nin şimdiki genel başkanı Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu…

Dersim yarası her ne kadar devlet tarafından özenle gizlense de zaman zaman bazı çalışmalar ve şahitliklerle toplumun gündemine geliyordu.

‘Dersim Dersim' ve ‘Alevilerin Kemalizm'le İmtihanı' kitaplarının yazarı Alevi asıllı sivil toplumcu Cafer Solgun, Taraf gazetesinden Neşe Düzel'e  2011 yılında yaşanan trajediyi şöyle anlatmıştı:

“Esas toplu katliamlar 1938 yılı boyunca yaşanıyor. Harekete katılmamış, aksine orduya yardımcı olmuş köyler ve aşiretler de topluca katlediliyor. Önce erkekler dağa kaçıyor. Bu kez geride kalan kadın ve çocuklar süngüleniyor. Çocukken süngülenip kurtulan ve bugün hâlâ süngü izleriyle yaşayan insanlar var Dersim'de. İnsanların süngülenmesinin nedeni de, asker mermi harcamasın diye. Bunu canlı tanıklık yapan bir asker anlattı. Çoğu yerde insanlar ahırlara toplanıp yakılıyorlar. Sonra onlar da dağa kaçmaya başlıyorlar. İnsanlar mağaralara sığınıyorlar. Bu kez mağaralarda zehirleniyorlar, dumanla boğuluyorlar. Dışarı çıksalar, mağaranın ağzında bekleyen askerler tarafından öldürülüyorlar. Öbek öbek mağaradan çıkanlar, kendilerini uçurumdan Munzır'ın suyuna atıyorlar. Bazı çocuklar da toplu katliamdan annelerinin entarisinin içine saklanıp kurtuluyor. Kısacası Dersim'de, devletin Dersim'i yok etme kararı yerine getiriliyor. Bu kararı, M. Kemal'in başında oturduğu devlet verdi.(Solgun,2011)

Sonraki yıllarda Genelkurmay Başkanlığı arşivlerinde yer alan sır “Dersim Belgeleri”ne ulaşıldı. Belgelerde, idam edilen Dersim olaylarının sembol ismi Seyit Rıza'nın 11 Eylül 1937'de teslim olmasından bir gün sonra Atatürk ile İnönü arasındaki karşılıklı tebrik mesajları kayıtlardaki yerini almıştı.

Dersim konusunda en fazla merak edilen ve üzerine bir hayli spekülasyon yapılan konu, Atatürk ve İnönü'nün Dersim harekâtı konusunda bilgilerinin olup olmadığı tartışmasıdır. Yıllar sonra yayınlanan bir fotoğraf, Atatürk'ün bizzat Dersim harekâtına bütünüyle hakim olduğunu göstermektedir. Fotoğraf, Atatürk'ün kumanda merkezi Elazığ'daki Dördüncü Umumî Müfettişliği'ni 17 Kasım 1937'deki ziyareti esnasında çekilmiş. Atatürk'ün yanında Dersim harekâatının komutanı Abdullah Alpdoğan var. Atatürk Pertek'e hareket ederek Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü'nü açmış, buradan Pertek'e geçmiş, ardından da Elazığ'a geri dönmüştü. Bu konuda önemli bir belge Trabzon'da bulunuyor. Atatürk'ün Trabzon'a geldiğinde kullandığı ve şimdi Atatürk Müzesi olan köşkün ikinci katında bir duvara asılı olan Türkiye haritasının üzerinde şöyle yazıyor: “Dersim (Tunceli)'de zuhur eden isyanda askeri durumu gösteren taktik işaretler bizzat Atatürk tarafından çizilmiştir.” Haritada Tunceli'nin üstünde çeşitli işaretler ve noktalar bulunuyor. (Oğur,2009)

Dönemin Başvekili İnönü, Meclis konuşmasında Dersim'e müdahale için 'İbret olsun' demiş. Meclis'teki tutanaklara göre İnönü, harekatın bitiminden 5 gün sonra 18 Eylül 1937'de yaptığı konuşmada, yaşananların, 'diğer vatandaşlara ibret olması temennilerini' iletiyor. İnönü'nün bu konuşması CHP sıralarından hararetli alkışlar alıyor. Bölge insanını 'Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber, altı aşiret.' şeklinde tarif eden İnönü, operasyon sonrası bilançoyu, "265 maktul, 20 yaralı, 27 yakalanmış ve müsademe esnasında 849 kişi teslim olmuştur." diye açıklıyor.

Emre Aköz konuyla ilgili şu tesbiti yapar: Bayar ve Çağlayangil'in anılarını yan yana getirdiğinizde (daha niceleri var) manzara ortaya çıkıyor: Operasyonu Atatürk ve Çakmak yürütüyor. En tepede onlar var. Diğerleri emirleri uyguluyor .Ama emri verenin de, uygulayanın da vicdan azabı çektiğini, pişmanlık duyduğunu gösteren işaret pek yok :Zehirli gaz da kullanarak, suçlu/suçsuz ayrımı yapmadan, kadın/çocuk demeden, toptan yok etmeyi, doğru ve meşru bir eylem olarak görüyorlar. (Aköz,2009)

Bu büyük trajedinin ardından çıkarılan özel kanunla önce adı Tunceli olarak değiştirilen sonra da özel bir kanunla tıpkı bir garnizon gibi yönetilen (Çünkü Tunceli'nin başında kanun gereği bir vali değil garnizon komutanı bulunuyordu) Dersim vilayetine kim sahip çıktı?

Alevilerin ve özgürlükçülerin sürekli ötekileştirdiği Demokrat Parti… Cemil Koçak'ın naklettiğine göre;1934'de çıkarılan İskan Kanunu ise 1947 yılının başında değiştirilecektir.1947 yılının Haziran ayı başında Demokrat Parti  bu yasanın değiştirilmesi için Meclise önerge verir. (Koçak,2013:379) 

1939'da çıkarılan ve 1950'ye kadar tam 11 yıl yürürlükte bulunan, Tunceli ilinin bir sıkıyönetim komutanı tarafından idaresini sağlayan ‘Tunceli Kanunu' ise baskının vardığı boyutu gösteren manidar bir örnekti.

Dönemin CHP iktidarı tarafından böyle bir katliama tabi tutulan Dersimli Aleviler, 60 yıl sonra tarihi bir hamle ile Dersimli Alevi Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde CHP'yi teslim aldılar. Partide kritik yerleri elde ederek ve gerekli delege çoğunluğunu sağlayarak Atatürk'ün CHP'sinin resmen sahibi oldular.

Dolayısıyla şu anda Kemal Kılıçdaroğlu ile Muharrem İnce arasındaki iktidar kavgasının sahne gerisinde Atatürk'ün Partisi CHP'yi elde etmiş Alevi  CHP'lilerle, Atatürk'ün Partisini Alevilerden kurtarmaya çalışanların kavgası var.

Bundan sonrasını kendisi de bir alevi olan Habertürk yazarı Sevilay Yılman'ın dünkü yazısından okuyalım:  9 seçim kaybetmiş olmasına rağmen Sayın Kılıçdaroğlu'nun hala en güçlü haliyle o koltukta oturtan özelliği ne biliyor musunuz? Alevi olması…Evet! Belki bir kısmınız bu yazdıklarımı hayretle okuyor hatta şaşkınlıkla karşılıyor ama maalesef özellikle CHP içerisinde herkesin bildiği fakat kimsenin bir türlü dile getiremediği acıklı gerçek budur!

Sakın ola kimse beni mezhepçilikle falan suçlamaya kalkmasın zira ben de bir Aleviyim ve yaptığım şey de mezhepçilik değil, aksine sosyal demokrat, sol görüşlü Alevi'nin de, Sünni'nin de, Hristiyanın, Musevinin ya da ateistin iktidara güçlü alternatif olarak gördüğü CHP'deki bu sinsi Alevi mezhepçiliğine dur deyip, devamını önlemektir.

Diyecekler ki; “Neye dayanarak yazıyorsun bunu Sevilay? Elinde bu mezhepçiliğin yapıldığına dair bariz bir kanıt, ispat var mı?” Mezhepçiliğin belgesi mi olur? Elbette ki yok! Ancak göstergeler var… İşaretler var… Mesela Muharrem İnce'nin başını çektiği ve değişim isteyen muhaliflerin olağanüstü kurultay için imzaya çıktıklarında imza vermemekte direnenlerin çoğunluğunun Alevi Kurultay delegeleri olduğunu herkes biliyor. Biliyorlar ama söyleyemiyorlar. (Yılman, Habertük:2018)

Bakalım, Atatürk'ün Partisini Alevilerden kurtarmaya çalışan CHP'liler ile Atatürk'ün Partisi CHP'yi elde etmiş Aleviler arasındaki kavga ne kadar sürecek?

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  419149

-