Hüseyin Yağmur

ALİ YAKUP CENKÇİLER HOCAEFENDİ’Yİ ANARKEN

Hüseyin Yağmur

1988 yılının 22 Mayıs gününde vefat eden son dönem İslam alimlerinden Ali Yakup Cenkçiler Hocaefendi'nin Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazına katılmak bana da nasip olmuştu.

(Hcaefendi,22 Mayıs 1988'de 75 yaşında Atikali'deki evinde vefat etti. Cenazesi Fatih Camii'nde ikindi namazını müteakiben kaldırıldı. Edirnekapı'daki Sakızağacı Mezarlığı'nda toprağa verildi.)

Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Ali Yakup Hoca unutulmadı. 1992 yılında Prof. Dr. M. Esad Coşan Hocaefendi'nin yönlendirmesi üzerine Ali Yakup Hocaefendi ile ilgili bilgileri derleyen Dr. Necdet Yılmaz, bu bilgileri daha önce iki defa kitaplaştırarak Hocaefendinin daha geniş kesimler tarafından tanınmasına vesile olmuş.

Bilge Danışmanlık tarafından 3. Baskısı yapılan bu kitabın gözden geçirme okumalarını yapmak bana da nasip olmuştu.

………………….

Aslen Arnavut olan ancak Türkçe, Arapça, Farsça, Sırpça, İngilizce ve Fransızca bilen Ali Yakup Hoca'nın bir neslin son model şahıslarından olduğu anlaşılıyor.

Kitapta abide bir şahsiyetin bir İslam aliminin bereket ve feyizlerle dolu hayatı ve hatıratı insanı dalga dalga kuşatıyor. Sizlerle Ali Yakup Hoca'nın bazı hallerini ve tespitlerini bu vesile ile paylaşmak istedim.

Ali Yakup Hoca, İşkodralı Katolik olan dedelerinin İslam'la tanıştıktan sonra geçirdiği değişimi şu cümlelerle anlatıyor:

(...)Dedem Hacı Yakup çok mübarek bir zatmış. Onu hristiyanlar bile seviyormuş. Hatta hacca gittiği vakit bir hristiyan; 'Kasabamızın en büyük adamı gitti, o evliya; gibi bir adamdı.' demiş. Ben de eskilerden bir hristiyana yetiştim, bana; 'Senin deden evliya; idi.' dedi.

Ali Yakup Hoca, bundan dolayı memleketlerine İslam'ı getiren Osmanlı'ya hayatı boyunca meftun ve müteşekkir kalmış ve bunu her fırsatta dile getirmiş:

(...)Evet azizim, ben Osmanlıları çok severim. O kadar severim ki her yerde onun adını müdafaa ettim. çünkü onlar gelmemiş olsaydı Balkanlara, ben bugün Ali Yakup Hoca olarak konuşamazdım. İşkodra'daki ecdadımın katolik olduğunu söylemiştim. Eğer Osmanlılar gelmemiş olsaydı, hepimiz Hıristiyan kalırdık. Osmanlılar bütün İslam dünyasına hizmet etmişler. Onun için ben Türk'e şükran borçluyum, Türk milletine... O şüheda bizim müslüman olmamıza vesile olmuştur. Bu unutulmaz.

 

Hazreti Ömer tarafından İslam'la tanıştırılan bundan dolayı Hazreti Ömer'e buğz eden İran ile ilgili bir soruya da Hocanın verdiği cevap yalın ve açıklayıcı:

(...)Hocam İran'da başlayan harekete nasıl bakıyorsunuz?

Azizim! İranlılar'da bir taassup var ve bu taassup asırlardan beri devam ediyor. Maalesef bu taassup onlarda bir akide gibi olmuş...

 Ali Yakup Hoca ise Osmanlıya duyduğu minneti bütün hayatı boyunca bir vefa duygusu şeklinde her haline ısrarla yansıtmayı bilmiştir: Emin Saraç Hoca şöyle anlatıyor:

(...)Tuğba Kız Kur'an Kursu açıldığı zaman, oranın kurucusu olan şahıs bana geldi, 'Arapça okutacak, bir hoca istiyoruz' dedi. Aldım Ali Yakup Abi'ye götürdüm. Durumu anlattım. 'Ali Yakup Abi bu işi sen yap' dedim. Tek kuruş almadan, evinden yürüyerek gidip gelmek suretiyle tam 17 sene buraya devam etti. Para almamasının gerekçesi için de şunu söylerdi: 'Ben, bizim sebeb-i saadetimiz olan Osmanlı'ya karşı şükür borcunu ödüyorum. Bu benim şükür borcum. çünkü onlar gelmeselerdi, ben bugün bir katolik olarak kalacak ve gavur olarak ahirete gidecektim. Osmanlı geldi. İslam meşalesini yaktı. Biz de onun nuruyla nurlandık. Onların çocuklarına, torunlarına öğretmek bir vecibe-i şükraniyemdir.'

Ali Yakup Hoca, İslam Dünyası ile Batı Dünyasını yakından tanıyan bir kişi olarak gayet net bir şekilde analiz etmiş:

(...)Hıristiyanlık her ileri harekete 'Stop' dermiş. İslam ise 'İkra' ile başlıyor. Yani ilimle. Hazreti Peygamber, cahil Arap toplumu içinde İslam'ı tebliğe başlamış. 70-80 yıl içinde Çin'den Fransa kıyılarına kadar İslam hakimiyeti yayılmış. Ne zaman ki din duygusu zayıflamış, o zaman sürüklenmişiz bataklıktan bataklığa... Onun için müslümanlığa dönüşten başka çaremiz yoktur.

Dünya çapında bir alim olmasına rağmen çağdaşları tarafından kıymeti anlaşılamamıştı. Onun kıymetini görür görmez yabancılar ise anlayabiliyordu

(...)Bir gün Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısı'ndaki Enderun Yayınevi'ne gelmişti. İsmail Özdoğan bey karşılayıp bir Hollandalı müsteşrikle tanıştırmıştı. Karşılıklı konuşmalarından sonra bu oryantalist Ali Yakup efendiye, sizi Hollanda'ya götürelim. Üniversite'de hoca olun. Şu şu imkanlarımız olur teklifinde bulundu. Hocam bunların hiçbirini kabul etmedi.

Hollanda'dan aldığı bu çok cazip teklifi kabul etmeyen Ali Yakup Hoca Fatih'te bir camide soba başında mütevazi imkanlarla İmamı Gazali'nin İhya'sını okutuyordu.

 

Hem de şu şartlarda: (...)Okuttuğu talebelere muhitinden yardım sağlar, bulamayınca kendi kıt imkanlarından verirdi, bir kış günü üşümekte olan talebesini görünce dayanamayarak kendi paltosunu verdiğini hatırlıyorum.

Ali Yakup Hoca 'Hayatta en çok etkilendiğim üç kişiden biri dediği Son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendiden de şöyle bahsediyor:

(...)Mustafa Sabri benim nazarımda bir büyük dahi idi. Dehası ilminden büyük. Büyük bir müçtehiddi. Son derece mütevazi, son derece vakur. Dosta dost. Düşmana da düşman. Büyük bir mücahid. Çok çekmiş, çok sabırlı. Bütün Mısır ulemasını dize getirdi. Allah için büyük bir alim.

Mehmed Zahid Efendi, Mahmut Sami Efendi, Mahmut Esad Coşan Hocaefendi'nin ilmi muhitlerinde de bulunan Ali Yakup Hoca, Tasavvufu da şöyle tanımlıyor: (...) 'Benim için tasavvuf;  şeriatı ihlasla yaşamaktır.'

 Allah rahmet eylesin...

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  841644

-