25 EYLÜL 2020 CUMA

Altan Çetin

ALİYA’YA GÖRE TÜRK OLMAK BİR İNSANLIK VE NİZAM DAVASIDIR

Altan Çetin

Türk kavramı ülkemizde garip bir şekilde pek çok tartışmanın göbeğindedir. Türk/üm demek kimine göre faşist kimine göre ise kafatasçı, ırkçı. Ülkemizdeki kafa karışıklığını aşarak, Türk olmanın hakiki manasını düşünmek zarureti vardır. Ve mesele tarihi ve güncel gerçekliği içinden bakılarak değerlendirilmelidir. Bu siyakta düşünürken bu kavramı dışarıdan bakan içimizdeki bir göz olan Bosna'nın bilge beyi Aliya'nın hatırlatmalarıyla birlikte düşünmenin faydalı olduğunu düşünüyoruz. Aliya bize Türk olmanın ne manaya geldiğini çok veciz ve geniş bir zaviyeden hatırlatıyor. Neye mensup ve neden mesul olduğumuzu, gayretimizin hangi gayeye matuf olması gerektiği ise basiret ve feraseti yetecek herkes için şüphesiz aşikâr olacaktır. Bu yazıdaki tespitler (http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/Aliya/780.pdfSelman Kayabaşı, Karar Odası, 209 – 223 https://www.youtube.com/watch?v=52oUp4Zqxss&feature=youtu.be) adreslerinden ulaşılan Aliya'nın Türklere yazdığı bir mektup metninden alınmıştır. Türk olmak, “Türk Cihan Hâkimiyet Mefkûresi”nin Bosna'dan dile gelişi, Türk nizam davasının milli, dini ve insani esaslarının bir hamaset, ideolojiden öte bir varoluş tarzı olduğu Aliya'nın bu yönüyle çok dikkatleri çekmeyen sözlerinde açıkça görülecektir. Nizam davamız Bosna'da dile gelmiş gibidir. Umarız ülkemizde Türk olmayı yadsıyan herkes Aliya feraseti ile bu isme bakarak vaki tefrikadan ve humanist7ideolojik iddialarla bu ismi reddetmekten yahut kalabalığın içinde bir sıradanlık gibi söz etmekten vaz geçerek Türküm demenin neye sahip olmak demek olduğunu mana ve mefhumu ile anlarlar.

Türk Nizam Davasını Bosna'da Savunan Aliya

Aliya fikirlerinden açıkça görüleceğiz üzere tarih bilinci ve meselesi olarak “nizam davasının” esasına bağlıdır. Onun Boşnak tarifi de Bosna anlayışı da açıkça buna dairdir: “Ben size Boşnak'ı “Kültürünü, dinini, kimliğini sömürmeye çalışan güçlere karşı canı pahasına direnen millet” diye tanımlasam ne dersiniz, bilmiyorum. Benim gözümde, Türkiye'den bize destek olmak için gelen savaşçılar da Boşnak'tır. Bosna ismini duyduğu an, kalbinin bir köşesinde küçük bir sızı hisseden başka milletlerin insanları da. Dedelerimizin seksen yıl önce Çanakkale'de ve Yemen'de korumaya çalıştıkları şey neyse bizim Saraybosna'da ayakta tutmaya çalıştığımız şey oydu. Dünyayı sömürgeleştirmek isteyen, bunun için bazen dini, bazen dili, bazen ırkı, bazen mezhebi kullanan işgalcilere karşı insanlığı, kardeşliği bir arada yaşama idealini korumak için direndik. Bu idealin adı Bosna'ydı. (s.2) Aliya bu Bosna ve Boşnak tanımıyla kendisini tarihten gelen bir nizam düşüncesinin parçası kılar. “Boşnaklara sorarsanız, tarihi hafızamızda üç tarihin çok önemli olduğunu söylerler. Birisi bu 1918. İkincisi Devlet-i Aliyye'nin Bosna topraklarından çekilmeye başladığı, Avusturya Macaristan'ın yavaş yavaş hüküm sürdüğü 1878. Son olarak da artık Türk hâkimiyetinin tamamen son bulduğu ve Sultan Abdulhamid'in resimlerinin duvarlardan indirilip Avusturya Macaristan imparatorunun resimlerinin asıldığı 1908. (s.1)” Aliya'nın şahsiyeti ileride de bahsedileceği üzere Devlet-i Aliyye ve sonrası dönemin gerilimleri arasında teşekkül eder. Devletimizin yıkılması onun hafızasında bu bakımdan ilginç bir soru ile gündeme gelir: “Siz de sorguladınız mı bilmiyorum ama ben 28 Haziran 1389 ile 28 Haziran 1914 arasında küçük de olsa kurnaz bir bağ olduğunu düşünmüşümdür. Hatırlarsınız, 28 Haziran 1914 günü, Saraybosna'da bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip'in ateşlediği kurşun Birinci Dünya Savaşı'nı başlatmıştı. Bu savaşın en önemli amacı ise Devlet-i Aliyye'yi çökertmek ve sömürgecilere karşı direnen son kaleyi tarumar etmekti. Bunu başardılar da. s.1” Devlet-i Aliye sömürüye karşı direnen büyük bir nizamdır Aliya'da. Aliya için Boşnak ve Türk olmak bu terbiye, bu dava ve bu meseleye sahip olmanın adıdır. Türk olmak sömürgeye karşı insanlığı ve nizamı savunmaktır. Türkistanlılara büyük bir mana yükleyen Aliya sırtımıza ağır bir mesuliyeti de bırakır. Müslüman kimliği içinde Türk adını alan Bosna'nın bilge beyi tefrikalarımıza, takıntılarımıza ne güzel merhem taşıyor.

Bosna Tarihi ile Varolan Aliya: Nizamdan Kaosa Bosna'da Türk Olmak

Aliya'nın şahsiyetinin oluştuğu tarihi ve sosyal ortam Devlet-i Aliye ve sonrasının gelişme ve gerilimleri içinde oluşur. Bu süreçte Türk olmak Müslüman olmak manasında Aliya'nın kimliğinin adı olur. İşte Türk olmak böylece ırkı aşan bir anlamın, bütünlüğün, meselenin ve davanın adı oluverir. “Sizi Devlet-i Aliyye'nin en güzel şehirlerinden birinden, Bosna Sarayı'ndan, sizin daha sık kullandığınız haliyle Saraybosna'dan selamlıyorum… Belki bilirsiniz, benim dedem Devlet-i Aliyye'nin ordusunda askerlik yapmıştı, Üsküdar'da. Orada tanıştığı bir Türk kızıyla, ninem Sıdıka ile evlenmiş. Babam Mustafa Bey, bu evlilikten doğmuş. Biz ailece 1927'ye kadar Bosanski Samac şehrinde yaşadık. Bu şehir Sultan Abdulaziz zamanında Müslümanlara tahsis edilmiş, Semendire'den gelen Boşnaklar tarafından kurulmuş s.1. Çocukluğum ve öğrenciliğim Saraybosna'da geçti. Bu dönemde Yugoslavya'da Kara Corceviç hanedanı hüküm sürüyordu. Bu hanedan, 19. yüzyılda Devlet-i Aliyye'ye isyan eden Sırp Kara Corceviç'in kurduğu hanedandı. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Corceviçler planlı bir şekilde Müslüman halkı yok etmeye yönelik politikalar uyguladı. Yapılan toprak reformuyla bize ait 10 milyon dönüm toprağa el koydular. Birçok zengin aile, bir gecede her şeylerini kaybetti, Müslümanlar varlıklı uyandıkları günün akşamına fakir bir halk olarak girdi. Bosna'da 3 halk yaşıyordu: Müslümanlar, Sırplar, Hırvatlar. Aslında onlar bizi Müslüman diye ayırmıyorlardı, bize Türk diyorlardı. Sırpların gözünde 1389 Kosova Savaşı'nda burayı fetheden Türkler bizdik yani Boşnaklar. (s.1)” Aliya böyle bir dönemde yaşar ve Türk olmak onun için tüm bu süreçte nefrete maruz kalmanın sebebi ve adıdır. Müslüman olan Türk idi ve mazlumdu. Türk mefkurenin tarih içinde var ettiği büyük bir milletin adıdır. Bu millete intisap müştereklerin ve terbiyenin sürecinde olur. Boşnakları Türk kılan Türkleri de Boşnaklara dair Boşnak kılan da budur. Ülkemizdeki etnik faşizmin mahut tartışmaları bu bakışın ve ferasetin yanında ne kadar da komik ve basit kalıyor.      

Yugoslavya Parçalanırken Yok Sayılan Türk yahut Boşnak

Yugoslavya'nın artık dağılacağı belli olmuştu. Slovenya ve Hırvatistan, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Avrupalı devletler onları hemen tanıdıklarını açıkladılar. Biz, Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların birlikte barışla yaşayacakları bir devleti savunuyorduk. Ama Sırplar bizim gibi düşünmüyorlardı. Yugoslavya'nın hiç parçalanmadan, tamamıyla Sırp hâkimiyeti altında Büyük Sırbistan adıyla devam etmesini planladılar. Kimliğimizi yok edeceklerdi, bizi insan olarak bile görmeyeceklerdi. Yugoslavya ordusunun bütün silahlarına, Yugoslavya istihbaratının bütün araçlarına el koydular. s.1” “İkinci Dünya Savaşı'ndan önce Sırplar ve Hırvatlar, ülkemizi ikiye ayırmaya karar verdiler. Hangi şehirde kimin daha fazla nüfusu varsa, o şehir o devletin olacaktı. Sırp ise Sırbistan'ın, Hırvat ise Hırvatistan'ın… Türklerin yoğun olduğu bölgelerde Türkler hiç hesaba katılmadan sayım yapılacaktı. Tuhaf olan ise Bosna'da en fazla nüfusa sahip milletin Türkler olmasıydı. İkinci ayrışmayı Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve Yugoslavya'nın dağılmasıyla yaşadık. Bu yüzyılın bizce en hazin, en zalim, en yoksul vakitleri, 1992 ile 1995 arasına adeta sıkıştırılmış o felaket günlerdi. Hele insanın onurunun tamamen ortadan kalktığı, vicdanın yok olduğu, insanlığın, evet insanlığın kaybolduğu Temmuz 1995… Efendim. Boşnak kime deniliyor? Sırplara ve onları himaye eden Avrupalılara sorarsanız, Avrupa'ya İslamı yaymaya çalışan Türklere deniyor. s.2” İslam'ı yaymaya çalışan Türk'e Boşnak denir çok ezber bozan bir bakış; Türk milleti kavramını ise muhtevası ve mefhumuyla canlandıran bir anlayış. Türkler dahil Türk olmakla neden mesulüz farkında mıyız? “Bütün Sırplar silahlıydı, ama artık ambargo sebebiyle, direnmeye başlayan Boşnaklara silah satışı yasaklanmıştı. Avrupa ve Amerika, Müslümanları, Türkleri yani sizin deyişinizle biz Boşnakları elimiz kolumuz bağlı halde düşmanımızın önüne sürdü. Biz “Bosna'da kendi devletimiz olsun.” demedik, onlar dediler. Biz “Bosna'da sadece bizim dinimiz olsun.” demedik, onlar dediler. Biz “Bosna'da sadece bizim kimliğimiz olsun” demedik, onlar dediler. Bizim Bosna'da savunduğumuz şey, Batı'nın tüm dünyaya göğsünü gererek anlattığı Helsinki Nihai Senedi'ydi, Paris Şartı'ydı, demokrasi ve hürriyet ilkeleriydi. (s. 6)” İlerdeki yazılarda değerlendirmeye çalışacağımız Aliya'nın Bosna Savaşı öncesi duruşu bu yaklaşımla oluşur. Bunun yanında bu satırlarında Aliya hayat mücadelesi içinde Bosna, Boşnak kavramlarının Türk mefhumunda gerçekleşmesini böyle bir tarihi zaviyeden bize gösterir. Burada Türk kavramı Balkanlarda Müslümanlara Türk denmesini kapsayacak şekilde genişler, mahiyeti derinleşir.

Türk Nizam Davasını Türk'e Hatırlatan ve Türk'ü Mesuliyetine Çağıran Aliya

Aliya mektubunun sonunda açıkça sen korumak değil düzen kurmak için çalışacaksın diyerek Türk nizam davasını Bosna'dan Türklere, Türkiye'ye hatırlatarak sömürgecilerin bunun karşısında her türlü tezgâhla direneceklerini de söyler. Uyarır Aliya ve uyandırmak ister. “Türk'ün evladı, bizim korumaya çalıştığımız sancak, Yemen'de, Çanakkale'de, Filistin'de, Kırım'da, Açe'de, Türkistan'da korunmak istenen sancaktı. O, ne bir dinin, ne bir ırkın, ne bir dilin, ne bir mezhebin sancağıydı. İnsanlığın, tek başına insan olmanın temsiliydi. Sömürgecilerin karşısında sakın yere düşme. Biz, Çanakkale'den sonra direnişi devam ettiren nesiliz. Sen, direnişin değil, dirilişin nesli olacaksın. Korumak için değil, düzen kurmak için çalışacaksın. Sen varsan biz olacağız. Sen ayaktaysan biz yaşayacağız. Ama unutma! Sömürgeciler, seni tamamen Asya'ya sürmek için planlarını adım adım işletecekler. Bir gün sıra sana da gelecek. Seni yok etmek için bin yıldır hazırlananlar, bir gün bile durmadan çalışıyorlar. Sen Türk'sün. Bir ırk, bir din, bir mezhep değilsin, olamazsın. Batı, Haçlı Seferlerini düzenlerken Araplara Arap demiyordu, Türk diyordu. Çanakkale'de Kürtleri boğazlarken onlara Kürt demiyordu, Türk diyordu. Ne zaman ki onların çıkarı için yeni devletlere ihtiyaç duydu, Arap'a Arap demeye başladı. Seni ondan, onu senden ayırdı. Bugün de Kürt'ü senden, seni Kürt'ten ayırmak için gece ve gündüz çalışıyor. (s.7)” Çanakkale savaşından ahistorik, anakronik manalar devşirmeye çalışan tüm zihin kaymalarının ezberleri Aliya ile yok hükmüne giriveriyor sanki! Aliya'nın tespitleri Türk olmanın, bir millet olmanın Türk milleti olmanın manasını çok sade, samimi bir gözle Bosna'dan hatırlatıyor. İşte Türk milliyetçiliğinin nizam ve medeniyet davasının nasıl bir dava olduğunu hala anlamayanlar varsa Aliya'nın tarih içinden Bosna üzerinden tespit ettikleri ile anlamalarını dileriz. Türk olmanın manası ve mefhumu kavmi bir gerçekliğin ötesinde bir dava ve millet olmanın gerçeğidir. İnsanlık davasına sahip olmak, bunun milli ve dini esaslarıyla birleştirmek Türk dünya nizamının esasları olan bu kavramlar Aliya'nın mektubunda tüm tartışmaları bitirir mahiyette gerçeği gösteriyor. Hamasetsiz, romantizme düşmeden, ideolojik şaşılığa sapmadan Aliya tertemiz bir akıl ve yürekle Türk evladına sesleniyor ve ona: “Türk'ün Evladı, Biz Boşnak'ız ama Türk'üz de. Sen de kalbimde taşıdığım acıyı taşıdığın kadar Boşnak'sın. Utanacak tarihimiz, saklayacak hafızamız yok. s.7”, diyerek neden ve nasıl Türk olduğunu ilan ediyor. Türk'ün bilge beyi Aliya ruhun şad olsun.  Türk milleti o sancağı düşürmeden dirilerek düzeni yeniden insanlığa elbette hediye edecektir. Türk olmayı anlamayan herkes dileriz manasının mefhumuna Aliya ile erer…

Vesselam

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  337463

-