21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

ALLAH'IN DELİSİ KADİR MISIROĞLU

Hasret Yıldırım

Her fırsatta Üstad Kadir Mısıroğlu'na DELİ diye hakaret edip, bu iddialarını uydurma bir DELİ RAPORUna isnâd ederek saldıranlara, mevzuun teferruatını birinci ağızdan naklederek, bu saçma iddiaya son noktayı koyuyoruz! Bu saatten sonra bu iddia ile meydana çıkanlar, yazdıkları senaryonun çukur seviyesinde müfteri ve karaktersiz başrol oyuncularıdır…

AHHH O DELİLER, DELİLER ve VELİLER... Mevlana Hazretleri buyuruyor: “Cüz'i akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur. Lâkin ALLAH bahsinde değeri sıfır olur.”

Tarih boyunca farkındalıkları, fikriyatları, muvaffakiyetleri ile cemiyetlere; tarih, felsefe, fen gibi ilimlerle menfaat sağlayacak, ya da hakikâtı haykırıp, bâtılı yıkıp Hâkk'ı müdafaa etmek uğruna şahsiyetlerini “HİÇ”e sayarak, üzerlerine aldıkları davayı AŞK ile sahiplenen ve bu aşkı her türlü hakaret, işkence, sürgün, tenkit ve tahkire rağmen sürdüren DELİLER... Tarih sizleri yazdı, yazmaya da devam edecek... Dâhilik ve delilik arasında bırakılmış Albert Einstein, tuhaf davranışlarından ötürü deli damgası yemiş olan Nobel Ödüllü Bilim Adamı John Forbes Nash, deli ressam Salvador Dali ve pek çok misaliniz… Fikir, itikat, gâye ile farklılığınız ve farkındalığınız vardı. Akıl, kelam ve amellerimiz de bize delildir, lâkin ALLAH'ı algılamada, itikadî manada değeri yoktur. Deliler çok akıllıdır, lâkin veliler deli olmadan veli olamazlar… Çünkü veliler, AŞK mevzu bâhis olunca; akla değil, aşka ehemmiyet verirler… İşte itikat itibari ile bu farkındalıklara sahip deliler, kendilerine verilen bu aklı, AŞK (Hakk) adına yapar ve her türlü ezâ ve cefâyı Hâkk'tan bilip, ahiret azığı nazarı ile bakarlar. Vazifelerini cemiyete hizmet, Hâkk'ı haykırmak üzere üstlendiklerinden, vazifelerine sadıktırlar. Bu yolda başlarına gelebilecek tüm zarar ve ziyanı göze almış, dünyaya göre ahiretin çıldırmışı olan, kendilerine verilen DELİLİK yaftasını bu minvalde şeref sayan Zatlar...

HAYATLARINI BİR DAVA UĞRUNA FEDÂ ETMİŞ DELİLER

Hayatını AŞK ile bir davaya adamış, her türlü işkence, eziyet, cefa, sürgüne göğüs germiş ve her türlü hakarete maruz kalmış, kâidelerin küflendiği, edebin tahrif olduğu, fikir hürriyetinin arkasına saklanıp hakaretin meşru sayıldığı, her kelamı söyleyebilecek hakkın HAKK'tan değil de ağababalarından alındığı, aynı zihniyete sahip olmadığı için ötekileştirildiği, şuurun yitirildiği, şahsiyet ve bilginin ehemmiyetinin kaybedildiği, hizmet anlayışının hakikâtten ziyade beşeriyete odaklı olduğu bir zamanın vücuda zerk edildiği dönemde, yaşayan münevverdir Kadir Mısıroğlu…

Sizin lisanınız ile DELİ KADİR… Bizim lisanımız ile kıskançlıkların gözleri kör ettiği isimdir Kadir… Her türlü eziyet, işkence, hakaretlere rağmen, susturulamayanların adıdır Kadir… İftira atan şahsiyetlere (biz şahsiyet diyoruz edebimizden, siz olduğunuzla kalın) sabır gösterip zaruri vakitte cevap verenlerin adıdır Kadir… Kimsenin adamı olmayanların adı, korkudan korkmayanların ve ve ve olmak isteyip olamadıkları her kişinin adıdır Kadir...

“Dünyaya göre ahiretin çıldırmışı olan”, “AŞK hamuruna katılan tuzu DELİLİK sayan bu kıymetli şahsiyetlere” saldırmayı, dünya metâına ibadet yaparmışçasına sahiplenen bazı cenahlar, delilik yaftasını dünya deliliği ile anladıklarından veyahut bu kelamı tahkir ile kullandıklarından; şahsi lisanları ile kendilerine cehaletlerini ve ayıplarını göstermek adına, 1 gram izah ederek mevzuu beraberce tetkik edelim… HAYATINDAN BİHABER OLDUKLARI KIYMETLİ ÜSTADA ATFEDİLEN DELİ raporunun aslı nedir?

KadirMisiroglu

KEMALİST REJİM, İNSANI DELİRTMEK İÇİN HER YOLU DENİYOR!

Üstad Kadir Mısıroğlu'nun 1971 yılı Ocak ayında, İstanbul Milli Türk Talebe Birliği‘nde “Harf İnkılâbı” ile alâkalı bir konferansı dava mevzuu yapılarak; hakkında, Eskişehir Örfî İdare Askerî Mahkemesi tarafından YEDİ SENE HAPİS, beş sene amme haklarından men ve yirmi ay sürgün cezası verilmiştir. Hem kanunî ikametgâhı ve hem de konferansın verildiği yer İstanbul olduğu halde, Eskişehir'in bir selâhiyet tecâvüzü ile bu davaya bakmasındaki garabet ve hukukun defaatle nasıl çiğnenmiş olduğunu göstermek için, yaşananların hulâsası olan şu hâdiseler bile, mevzua vâkıf olmaya yeter zannediyoruz… Bu mevzu ile alâkalı olarak, şahidlerin hapsedilmesinden tutun da, askerî şahısların kendi fiilleri hakkında şahid olarak dinlenilmelerine ve hatta evvelâ beraat olarak yazılmış olan kararın kumandan İrfan Özaydınlı'nın baskısıyla yırtılıp yedi sene hapse tahvil edilmesine kadar nice nice kanunsuzlukların sergilenmiştir…

Hükmedilen cezanın infazı, Eskişehir Askerî Cezâevi‘nde başlayıp Eskişehir Sivil Cezâevi, İstanbul Sağmalcılar Cezâevi ve Bakırköy Akıl Hastahânesi Adlî Servis merhalelerinde geçtikten sonra, Cerrahpaşa Hastahânesi Psikiyatri Kliniği‘nden 1974 Yılı Mayısında çıkarılan umûmî afla nihayete ermiştir…

Üstad Kadir Mısıroğlu'na saldırmayı vazife adledenlerin her daim kullandığı DELİ RAPORU mevzuu da, Eskişehir Askerî Cezâevi'nde ve Eskişehir Sivil Cezâevi'nde yapılan ve muvaffakiyetsizlik ile neticelenen iki sûikasd teşebbüsü sonrası tahakkuk etmiştir. Şöyle ki, hâdisenin tüm teferruatını, Üstadımızın kalemi ve nakliyle okuyalım…

KADİR MISIROĞLU'NA ATFEDİLEN DELİ RAPORUNUN HİKÂYESİ

“Sivil Cezâevi'nde menhus (uğursuz-adî) emellerine muvaffak olamayanlar yeni bir tertibe başvurarak beni Bursa Cezâevi'ne nakletmek kararı aldılar. Bir takım kimselerin tertib peşinde koştuklarını bildiğimizden, gelişmeleri hassasiyetle takib ediyorduk. Bu sebeple kararı, Adâlet Bakanlığı'ndan henüz yazısı hazırlanmadan önce haber almıştık.

İnfaz kararına göre ağır cezalı mahkûmlar, iki aylık bir «müşâhede müddeti» geçirirler ve müsbet rapor alabilirlerse, yani hüsn-i halleri görülürse, meşrûten tahliye (şartlı salıverme) hakkından istifade ederler. Biz de gûya bunun için Bursa Cezâevi'ne gönderilecektik. Hakikatte âkîm kalan sûikasd teşebbüslerini orada tatbik mevkine koymak imkânını arayacaklardı. Zira Bursa Cezâevi'ne dışardan yemek sokmak yasaktı. Mecbûren tabildotdan idare edecektik. Bu takdirde cezaevi doktoru ile anlaşarak zehirleme suretiyle sûikasdin gerçekleştirilmesi kolaylıkla mümkün olabilirdi. Esâsen cezâevi doktorlarının hemen hepsi MİT'le irtibatı olan şahıslar olduklarından, bu işi kolaylıkla gerçekleştirebilirlerdi.

Yemek husûsunda her cezaevinde ayrı bir tatbikat vardı. Eskişehir Cezâevi'nde bazı mahkûmlar içerde kendileri yemek yapıyorlardı. Bense dışarıdan bir lokantadan getirtiyordum. Gelen yemeğime müdâhele ihtimâllerine karşı, kendileri yemek yapan bir grup mahkûmla yemeğimi birleştirerek yiyordum. Dâima ben onların yemeğinden yediğim gibi, onlar da benim yemeğimden yerlerdi. Bunu gardiyanlar her zaman müşâhede ediyorlardı. Bu bakımdan Eskişehir'de böyle bir şey yapmalarına imkân yoktu.

Müşâhede maksadıyla Bursa Cezâevi'ne gönderilmeme mâni olmam şarttı. Lâkin bunu nasıl yapabilecektim? Ziyâretime gelen yakınlarımla yaptığım istişâre sonunda ancak aklî ve rûhî bir rahatsızlık ileri sürdüğüm takdirde, İstanbul'a gönderilmemin gerçekleşebileceği anlaşılmıştı. Zira Eskişehir'de dört adet tam teşekküllü hastahâne vardı. Aklî ve rûhî rahatsızlık dışında ne ileriye sürsem Eskişehir'de tedâvim kâbil oluyordu. En yakın akıl hastahanesi İstanbul Bakırköy Akıl Hastâhanesi olduğundan Eskişehir'deki asâbiyeci bu yönde tedâvimi lüzumlu gördüğü takdirde beni mecbûren İstanbul'a havâle edecekti. Bir kere Bakırköy'e düşersem ondan sonra Üniversite kliniklerinden birine kapağı atmak ve afv çıkana kadar orada vakit geçirmem kâbil olacaktı.

O sırada ziyâretime gelen eski arkadaşlarımızdan Prof.Dr. Âsaf Ataseven'le istişareden sonra bu karara varmıştık. Dr. Âsaf, talebelikten devre arkadaşımdı. Fevkalâde mert, dürüst ve cesur bir insandı. Lâkin O'nun sahası cerrahlıktı. Cerrahlık bu işe uygun düşmüyordu. İstanbul'a düştükten sonra mes'eleye bir psikiyatristin sâhip çıkması gerekiyordu.

Dr. Âsaf, bu iş için Prof.Dr. Ayhan Songar'ı uygun gördü. Onunla da çok eski bir hukukumuz vardı. Dr. Âsaf, Ayhan Songar'la görüşmüş, muvafakatini sağlamıştı. Esasen Ayhan Bey, bu hususta tecrübeli idi. 27 Mayıs'ta, ihtilâlciler aleyhine beyannâme yayınlamaktan dolayı, «idam»ı istenmiş olan merhum Ahmed Çiçek'i böyle bir usûlle kurtarmıştı. Şimdi sıra plânımızı gerçekleştirmeye gelmişti. Ne yapıp yapıp Bursa Cezâevine gitmemeli ve kapağı İstanbul'a atmalıydım.

Bu plân üzere; geceleri uyku uyumadığımdan, korkulu rüyâlar görüp uyandığımdan, MİT'in beni öldürmek istediğinden bahisle hapishâne doktoruna bir istida verdim. Dışardan işlerimi tâkib eden Avukatım Orhan Töz de normal olarak sevk edilmem gereken Eskişehir Numune Hastahânesi'nin asâbiyecisi ile görüştü. Lâkin adamı iknâ etmek kâbil olmadı. Araya Eskişehir eşrafından bazı kimseler girince, doktor: «- Bana ne rüşvet geçer ne de hatır!.» dedi. «Adamınız hasta ise havâlesini yaparım. Aksi halde ömrümde yapmadığım bir işi sizin için yapamam. Gelin size bir iyilik yapayım da, onbeş gün izin alayım. Ben burada olmayınca adamınızı (yani beni) diğer hastahânelerden birine havâle ederler. O hastahânenin asabiye mütehassıslarını tanırım. Onlara hatır da geçer, rüşvet de...» dedi.

Adamcağız dediğini yaptı. Avukat arkadaşlarımızdan birisi askerî hastahâne olmak üzere diğer üç hastahânenin asabiye mütehassıslarını dolaşarak kimini rüşvetle, kimini de hatırla iknâ etti. Lâkin bu arkadaşı tâkib eden MİT elemanları elde ettiği neticeyi öğrendiklerinden ve cezâevi doktoru da MİT olduğundan, asabiye mütehassısı olan şahıs onbeş günlük iznini bitirip vazifeye dönünceye kadar havâlemi yapıp beni hastahâneye sevk etmedi.

Kendisine rüşvet de, hatır da tesir etmeyen asabiyeci doktorun izni bitmiş, işine başlamıştı. Esasen hastahâneye sevkimi kasden geciktirip bu zatın işe başlamasını beklemişlerdi. Doktor kısa boylu, orta yaşlı, gözlüklü, etine dolgun bir insandı. Beni odasına aldı. Bir müddet sevk evrakına baktı. Onu inceledi. Ben âdeta Sırat köprüsünün üstünde bekliyordum. Acaba avukatım Orhan Töz'ün kendisiyle görüşmesini hatırlamış mıydı? En mühimi ne yapacaktı?!

Birden başını evraktan kaldırdı ve bana: «- Ne rahatsızlığın var?» diye sordu. «- Gece rahat uyku uyuyamıyorum. Korkunç rüyalar görüyorum!.» dedim.

«-Sebep ne?!» deyince: «- Öteden beri benim korkum, MİT'tendir. Onlar, beni öldürmeye çalışıyorlar!» dedim. «-Niçin seni öldürsünler!?» sualine; «- Benim elimdeki vesikalar, kafamdaki bilgiler Türkiye'nin yakın tarihini alt üst edecek, bütün kıymet hükümlerini değiştirecek mahiyettedir?!» dedim.

«-Nedir o vesikalar, o bilgiler?» diye sordu. Dedim ki, «- Size önce nihaî neticeyi söyleyeyim, sonra da beni o kanaate isal eden vak'a ve vesikaları arz edeyim!.» «-Söyle!..» dedi.

Biliyordum ki, işi çoktur. Beni uzun boylu dinleyemez. Bu sebeple O'nu sür'atle şok etmem lâzımdı. «- Yunan askerinin 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkması, M. Kemal'in İngilizlerle yaptığı bir anlaşmanın neticesidir. Yani yangını çıkaran da O, söndürmüş görünen de O!. Bu muammanın anlaşılabilmesi için Filistin Cephesi'ndeki Yıldırım Orduları Kumandanlığı'ndan başlamak lâzımdır!.» diyerek söze girdim ve adeta bir makinalı tüfek gibi, o kadar sür'atle tarihî vukuatı anlatmaya başladım ki, adam benim ezberlenmiş sözleri tekrarladığımı sandı. Ben devam ediyordum.

O evrakı eline aldı, çaktırmadan da O'nu takip ediyordum. Kâğıda «PARANOİD REAKSİYON» yazdı. Gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum. Zira deli sayılmıştım. Hem de mütehassıs bir asabiyeci tarafından!. Bu hayatımda ilkti… Daha sonra beni başka insanlar da «DELİ» sayacaklardı…” [Kadir Mısıroğlu, Geçmiş Günü Elerken, II.Cild, Sebil Yayınevi, İstanbul-2012, II.Baskı, Sayfa: 264-269]

KADİR MISIROĞLU: “BEN KAT'İYYEN DELİ RAPORU ALMADIM”

Ve mevzua son noktayı koyacak kısmı da, Üstadımızın kelamından nakledelim… “Ben tımarhanede de (Bakırköy Akıl Hastahânesi Adlî Koğuşu) yattım, Ayhan beyin kliniğinde de (Cerrahpaşa Psikiyatri Kliniği) yattım. Fakat temaruz ederek (yalandan hastalık iddiasında bulunarak) yattım… Bakırköy'de 15 gün yattıktan sonra, “Üniversite kliniklerinden birinde tedavisi gereklidir” denilerek, hatır icâbı Ayhan beyin kliniğine düştüm. Af çıkana kadar da orada durdum. Af gecikince, Ayhan bey bana 3 aylık bir rapor verdi. Bu raporun mahiyeti de şudur: “Hapishane ve hastane şartları sıhhatini bozduğundan, 3 ay müddetle evinde, çoluğunun çocuğunun, ailesinin yanında bulunması lazımdır. Bir nevi, askere verilen tebdili hava verilmesi gibi bir şey…” Ben kat'iyyen deli raporu almadım. [03.10.2015 Tarihli Cumartesi Sohbeti]

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

  1. Üstad Kadir Mısıroğlu, kendisine 'fesli deli' diyerek hakaret eden ve bunu adeta bir görevmiş gibi her gün köşesinden yayan Ahmet Hakan avanesine neden dava açmıyor? Atıyorum; birisi 'şapkalı deli kaml' demeye cüret etse bu hakaret sayılmayacak mı? Eğer Üstad bu terbiyesizce hakaret ve ifitralara dava açsa trilyon kazanabailir ve bunu davaya da bağışlayabilir!.

  2. Kardesim bu sekilde baslik atmasan gooogle de sayfa acildigi anda ilk sirada olmazdin google bile ustad dusmani,ama ustadin dedigi gibi elhamdulillah kufrun her tenkidi onun ne kadar dogru yolda oldugunu gosteriyor Rabbim avil sifalar versin kendisine seninde agzina aklina saglik....

  3. Hasret kardeş, Kadir Hoca'ya fırsatını bulduklarında devamlı deli falan diyen bazı tipler var ya, onlar aslında bal gibide deli olmadığını biliyor.. biliyor da, adamlar dertli:) batıdan ithal zihniyet kamâl-izm neslinin artmadığını, eksildiğini görmek ve devirlerinin bittiğini görmeleri onları rahatsız ediyor, asapları bozuluyor:) Sende iyi bilirsin, kamâl-izm nesli artmayınca chp'nin oylarıda artmıyor:) Yani Hasret Kardeş mevzu derin:) Kadir Hoca'ya da buradan selam gönderiyorum.. Allah şifalar versin..

  4. SELÂMÜN ALEYKUM ÜSTAD AĞABEYİM DAVA ARKADASIM KADİR MISIROĞLUNU 1994 YILINDAN BERİ HAYRANLIKLA İZLERIM MİLLİ YERLİ VÉ İSLAM ŞUURUMUN GELIŞMESİN DE HAK DAVASINDA FERASET VE CESARETIMIN GELIŞMESINDE ÇOK ONEMLI YERI VARDIR RAB BIM ONDAN RAZI OLSUN.

  5. Kadir Mısıroğlu benim hayatımın mihenk taşı kalbimin haykırışlarının gün görmüş halidir. Keşke onu dünya gözüyle görmüş olsaydım. O kalemiyle Allahı haykırırken ve sahte putları ifşa ederken, tarihi olması gereken zemine çekmeye çalışırken onu anlamayan onu anlamak istemeyenlerin olması şaşılacak şey değil. Bu millet putlarla yaşamaya gayri iradi alıştırılmıştır. Rabbim bu milleti ilim irfan ihlas ve muhabbetle kuvvetlendirsin. Zalimlerin eline terketmesin..

Yorum Yaz

  063153

-