ALMAN VAKIFLARI VE BERGAMA ÖRNEĞİ

Almanya’nın kendi toprakları dışında etkin bir politika izleyebilmesi, bu ülkelerdeki sosyal, siyasî, ekonomik ve kültürel gelişmelere müdahil olabilmesi noktasındaki en önemli destekçilerinden biri, o ülkelerde faaliyet gösteren Alman vakıflarıdır.


ALMAN VAKIFLARI VE BERGAMA ÖRNEĞİ

Her ne kadar sivil yapılanmalar gibi gözükseler de resmî kanallardan bütçe alan ve faaliyetlerini de bu mercilerin kontrolünde gerçekleştiren Alman vakıfları Türkiye'de de son derece etkindir. Türkiye'nin özellikle uluslararası arenada baskı altına alınmak istendiği alanlarda faaliyet gösteren Alman vakıfları, Kürt meselesi, etnik sorunlar, Alevîlik, cinsel özgürlük, eşcinsel hakları, demokratikleşme, insan hakları, kadın hakları, kürtaj, doğum kontrolü, ekoloji, çevrecilik, enerji politikaları, nükleer enerji, yatırımlar, işsizlik ve istihdam sorunları, sivil itaatsizlik, göç, sendikal haklar vb. alanlarda etkindirler.

Bir suikast sonucu hayatını kaybeden araştırmacı yazar Necip Hablemitoğlu, Alman vakıfları ile ilgili olarak şu bilgileri vermektedir:

“Türkiye'de faaliyet gösteren Alman vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat Servisi BND'nin kontrolünde çalışan, tüm masrafları Federal Bütçeden karşılanan ‘taşeron' NGO'lardır. İşin ilginç tarafı, hemen her vakıf, -sağcı CSU ve solcu PDS dışında- rejime entegre sorunu olmayan mevcut siyasal partilerin birer yan kuruluşudur. Örneğin, Almanya'nın en büyük partilerinden biri olan Hristiyan Demokratik Birliği-CDU, Konrad Adenauer Vakfı'na, Yeşiller ise Heinrich Böll Vakfı'na sahiptir. Aynı şekilde, Sosyal Demokrat Partisi-SPD'nin Friedrich Ebert Vakfı, Hür Demokrat Parti-FDP'nin Friedrich Naumann Vakfı da aynı statü içindeki vakıflar arasında yer almaktadır. Alman Parlamentosu'nda grubu bulunan partilerin bünyesi içindeki bu vakıfların tamamı, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmaksızın Federal Hükûmetin ‘Politik Eğitim Fonu'ndan finanse edilmektedir. Bu vakıfların yurtdışı faaliyet giderleri de tamamiyle Federal Hükûmet tarafından karşılanmaktadır. Resmen Alman Hükûmeti'nden yardım alan sözkonusu vakıflar, dış ülkelere ‘Hükûmetdışı Sivil Toplum Örgütleri' yani NGO olarak takdim edilmektedir. İşte bu vakıflar, 1984'ten itibaren Türkiye'ye gelerek ve de yasal boşluklardan yararlanarak, her biri birer ‘taşeronun taşeronu' legal Türk NGO'sunun tabelası ardında faaliyetlerini sürdürmektedirler.”

Almanya'nın Alman vakıfları aracılığıyla 90'lı ve 2000'li yıllarda İzmir'in Bergama ilçesindeki altın rezervi üzerinde uyguladığı politikalar Türkiye'ye nasıl müdahil olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Necip Hablemitoğlu bu süreci deşifre eden bir çalışma yayımlamışsa da daha sonra bir suikaste kurban giderek hayatını kaybetmiştir.

Almanya sahip olduğu altın rezervi ile finansal açıdan büyük bir avantaja sahiptir. Ancak bunu kullanabilmesi için elindeki mevcut altın stoğuna olan talebin artması, altın üretiminin zayıflatılması ve böylece altın fiyatlarının yükselmesi gerekmektedir. Ancak dünya altın piyasasında etkin olan ABD, Kanada gibi ülkelere bu noktada herhangi bir yaptırım uygulayamayan Almanya; Hindistan, Türkiye, Peru ve Gana gibi ülkelerin mevcut rezervlerinde yapılacak üretimi baltalamak adına faaliyet yürütmektedir. Bu bağlamda özellikle çevreci hassasiyetleri kullanan Almanya, Türkiye'de Bergama'da bu doğrultuda faaliyet yürütmüştür (ABD, Kanada gibi ülkelerde 100'ün üzerinde altın işletmesi bulunmaktadır).

Dünya üzerinde 700 civarındaki altın işletmesi için çevreci duyarlılıklarla gerçekleştirilen protesto sayısı birkaçı geçmezken, Türkiye henüz hiç altın üretimi yapmadan Bergama'da çevreci protestolara maruz kalmış, olaylar Batılı medya organları ve siyasîlerin açıklamaları ile dünya gündemine taşınmıştır. Bergama'da yürütülen bu sürecin yönlendiricisi konumundaki ülke olarak Almanya öne çıkmaktadır.

Necip Hablemitoğlu'nun “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adlı çalışmasında alıntıladığı “Türkiye Altın Konsepti”, Almanya'nın Türkiye'deki altın işletme faaliyetlerine nasıl hukuk dışı yollarla müdahil olduğunu ve Alman vakıflarının bu süreçte nasıl kullanıldığını gözler önüne sermektedir:

“Federal Alman İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Ocak 1990'da yayınlanan Türkiye'de Altın Konsepti'nde şu talimatlar dikkat çekmektedir:

Eurogold Şirketi'nce Bergama Ovacık'da bulunduğu açıklanan altın yatağı, Almanya açısından gözardı edilmemesi gereken çok önemli bir gelişme olarak algılanmalıdır. Yakında, altın arama faaliyeti sürdüren diğer yabancı şirketlerin yeni yeni altın yataklarını açıklamaları beklenmektedir. Böylece Türkiye, Bergama'dan Truva'ya kadar uzanan Ege hattındaki onlarca altın yatağı ile tüm ülkedeki yüzlerce altın yatağının peşpeşe bulunmasına ilişkin açıklamalarla olumlu yönde sarsılacaktır. Aynı sarsıntı, kaçınılmaz bir biçimde ve olumsuz yönde Alman ekonomisinde de kendini hissettirecektir. Bölgede ekonomik ve siyasal istikrarsızlığını koruyan ve sürdüren bir Türkiye, Almanya açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Mevcut statükoyu değiştirebilecek tüm gelişmeler ‘tehdit' ve ‘risk' olarak algılanmalı ve önlem senaryoları hazırlanarak en pratik ve rasyonel biçimde uygulamaya konulmalıdır.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  596508

-