30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

ALTIN BEYİNLİ ADAM: TURGUT ÖZAL

Hüseyin Yağmur

 Fransız yazar Alphonso Daudet'in ‘Altın Beyinli Adam' isimli bir hikâye kitabı vardı. Hikâyede, beyni som altından olarak doğan bir adamın öyküsü anlatılıyordu.

25 yıl önce bir 17 Nisan günü aramızdan ayrılan 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal da bir nevi altın beyinli bir adamdı.

Cins bir zekâya sahip olan beynini çocukluğundan beri ülkesi ve milleti için kullanan bir devlet adamıydı Özal…

Maliye eski bakanlarından Kemal Unakıtan bir görüşmemizde Özal'dan bahsederken “Çok özel bir beyni vardı. Bir gün deniz kenarındaydık. ‘Bu denizin içindeki hareketliliği nasıl enerjiye dönüştürebilirim?' diye düşünüyorum” dediğini nakletmişti.

Nitekim bir dönem ülkemizin en önemli kurmay  zekaları da Özal etrafında toplanmışlardı.

Gerçekten de Özal, bütün ömrünü ülkesini ve milletini daha ileri götürmek, mevcut sorunlarına çözüm bulmak için harcamıştı.

1983-1987 yılları arasında ülkede çok hızlı bir değişim yaşanmış, ekonomik reformlar ülkenin çehresini değiştirmişti. 150 yıldır halledilemeyen döviz darboğazı aşılmıştı. Pasif dış politikadan aktif dış politikaya geçilmişti. Yurtdışında başı eğik gezen Türkler, gururla gezmeye başlamışlardı.

Özal'ın reformları baş döndürücü hızdaydı. Özal,Bankacılık sistemini değiştirmiş, imar affını çıkarmış, kambiyo suçlarını kaldırmış, klasik devlet anlayışını kaldırmış, tabuları yıkmış, Türk Ceza Kanunu'ndaki fikir suçlarını kapsayan 141-142 ve 163'ncü maddeleri cesaretle kaldırmıştı.” (Kutlay,1994:109)

Başbakan Özal, o günlerde “Günde 300-500 kişi ile görüşen” (Donat,1987:77) ve bunu bir yönetim ilkesi sayan bir devlet yöneticisiydi… Herkesin hatırını ve isteklerini soruyor, gönül alıyordu.

Öte yandan dönemin Genelkurmay başkanı Necdet Üruğ, siyaset makamının rolünü çalıyor ve 13 yıl boyunca kimlerin komuta kademesinde bulunacağını tanzim etmeye çalışıyordu. Esasen bu kalkışma,1960 darbesinden sonra kurulan ‘sürekli darbe rejiminin' bir yansımasından başka bir şey değildi.

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ ile Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Necdet Öztorun, 30 Ağustos 1987'de aynı anda emekli olacaklardı. Teamüllere göre Orgeneral Necip Torumtay bu göreve getirilecekti.

Üruğ yaptığı plana göre görev süresi bitmeden haziranın ilk haftası emekli olmak istediğini bildirdi. 12 Eylül'ün kudretli generali, kendisinden sonraki komuta kademesini belirlemek istiyordu. Öztorun'un önü açılmıştı. Ancak Özal faktörü hesaba katılmamıştı. Kendi aralarındaki ilişkilerle Genelkurmay Başkanlarını belirleyen ve bu tercihlerini Başbakanlara dikte etmeye alışmış olan generaller, bu kez karşılaşacakları sürprizden habersizdirler.

Rutin işlerinin arasında önüne konulan bu davetiye, Özal'ı âdeta tavana zıplattı. Morali çok  bozulmuştu. Müsteşarı Hasan Celal Güzel'le ayaküstü istişare yaptıktan sonra kararını verdi. Öztorun'u veto edecekti. Ancak bu, pek kolay görünmüyordu. O güne kadar siviller, önüne konulan şûra kararlarını hep imzalamış, askerî otoriteye teslim olmuştu.

Özal, karşı bir hareketle sivil iradeyi güçlendirmek istiyordu. Önündeki en büyük engellerden biri, darbenin başı, Çankaya'daki Kenan Evren'di. Cumhurbaşkanı, kararnameye imza atmazsa bir şey yapamazdı.

Özal, ‘Böyle bir şey olmaz!' deyip Cumhurbaşkanı Evren ile görüşmüştü. Bu davranışın cumhurbaşkanını da tanımamak anlamına geldiğini anlatarak Evren'i ikna etti. Özal tarihi bir icraat yaparak generallerin hükümete rağmen  komuta kademesini belirlemesine dur dedi.

Korkak değil cesur bir siyasetçiydi. Beyni bu millete ruh ve kimlik veren yüce duygularla yıkanmış biriydi.

Türkiye'nin kadim sorunlarından biri olan PKK sorununu çözmek için gayreti de hayatına mal olmuştu.

……………….

Suikast iddialarından dolayı Rahmetlinin kabri açılınca, bir mucizenin gerçekleştiği, bedeninin çürümeden ve bozulmadan aynen kaldığı ortaya çıktı.

Özal'ın çürümeyen bir yeri daha vardı: Taşıdığı altın beyni…

Beynini ülkesi ve milleti için sürekli çalıştıran altın beyinli insanların beyninin çürümemesinden daha doğal ne olabilir?

……………

Yaşadığımız hayatı sadece 60-70 yıllık bir süreç olarak görenlerin idrak edemeyeceği özel bir geleneğin yansımasıydı aslında yaşanan. Özal'ın altın beynine şekil veren yolun geleneğinde bu gibi vakalar daha önce de yaşanmıştı.Özal'ın kendisinin ve annesinin Hocası, son devir ulema ve meşayihinden Mehmed Zahid Kotku'nun (1897-1980) hocası Mustafa Fevzi Efendi (1851-1926) de benzeri bir olay tezahür etmişti.

Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi'nin 1926 senesinde vefatının üzerinden otuz sene gibi uzun bir süre geçtikten sonra vuku bulan ibret dolu bir hadiseyi Mehmed Zahid Kotku şöyle anlatıyor: “İşte sana bu âlim-i âhiret olan kimselerden gördüğüm bir canlı hadiseyi anlatırken umarım ki yerlerin yiyemediği bu âlim kimseleri de öğrenmiş oluruz: İstanbul yollarının genişletildiği ve türbelerin etrafları açıldığı  bir devirde bizim rahmetlik hocamız Tekfurdağ'lı, Bayezid Camii Şerifi müderrisi ve Gümüşhaneli Dergâhı postnişini Hacı Mustafa Feyzi Efendi hazretleri de Kanuni Sultan Süleyman Camii Şerifi'nin kıblesinde ve Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesinin yanında dış tarafında sekiz-on kadar kabir vardı ki rahmetli Menderes bunların da kaldırılıp yanındaki boşluğa gömülmelerini istemiş ve bu suretle nal-i kubtir yapılmak üzere bizim de o merasimde murakıp olarak bulunmamızı istemişler.

Biz de orada bulunduk. Mezarlar açıldı. İçinden çıkarılan kemikler hazırlanmış torbalara konarak hazırlanan mezarlarına naklediliyordu. Sıra bizim üstadımız Şeyh Hacı Mustafa Feyzi Efendi'nin mezarına geldi. Mezar, zeminden hemen bir metre yüksek olduğundan bazı taşlar kopmuş ve mezarın içerisi gözükmekte idi. Nihayet mezar açıldığı zaman defin de zannedersem otuz sene kadar bir zaman geçmiş olduğu halde rahmetlik Şeyh Hacı Mustafa Feyzi Efendi'nin henüz sakalının bile bir kılı değişmemiş. Bütün bir cesedin sanki henüz yeni gömülmüş olduğunu hem biz hem bütün hazirun, büyük bir cemaat kalabalığı tarafından görüldü” (Dünden Bugüne Gümüşhanevi Mektebi, Hülya Yılmaz, Seha Neşriyat, İstanbul,1997, Shf 114-115)

  

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  634625

-