21 KASIM 2019 PERŞEMBE

Lütfi Bergen

ANASIR-I ERBAA VE AHLÂK

Lütfi Bergen

Egemenin meşru iktidarı ile suç şebekesinin meşru olmayan tiranlığı arasındaki fark iki ayrı “buyruk” ortaya çıkarmaktadır. Böylece buyrukla muhatap olan halkın “zorundalık” hali ile “yükümlülük” hali arasında tefrik yapılması gerektiği ortaya çıkacaktır. Suç şebekelerinin buyruğunda bir ahlâk aranamayacaktır.

Hukuk kuralı ile silahlı kanun bozucunun buyrukları birbirinden ayrılmalıdır. Çünkü hukuk kuralları yönetilenlerle beraber, kuralları koyanlara da uygulanır. Suçlunun ise zorbalıkla verdiği emir, emrin yöneldiği kişi için bir tehdit içerdiğinden, kişi, “zor altındadır.” Oysa hukuk kuralında kişi hukukî kuralın tarifine uymakla “yükümlüdür (to have an obligation to).”

Hukukun temelinde ahlâk değerleri olduğunu kabul ediyoruz. Ancak bu değerleri toplumun tüm fertlerinin kabul etmeyeceğinin de farkındayız. Ahlâk yerine farklı kavramlar önerilecek ve hukukun bu kavramlar üzerinden belirlenmesi istenecektir. Örneğin “eşitlik” bu türden “pozitif” bir kavramdır. Farklı ideolojiler “eşitlik” kavramı ile bir toplum inşa etmek istemektedir. Biz onların aslında ahlâkî bir değer aradıklarını ama bunu ideolojik bağlanış nedeniyle ikrar edemediklerini düşünüyoruz.

“Eşitlik” gibi pozitif hukuk ilkesi haline gelmiş bir ilkenin gerçekleşmesi için tarafların birbirine iktisadî, içtimaî, siyasî konum bakımından eşit olmasa bile birbirine “eşit davranma kaygısı” ile hareket etmesi gerekir.

Hemen şunu söyleyeyim ki; “insanların birbirine eşit olduğu düşüncesi” hayat realitesinin karşılığı olarak ortaya çıkmış değildir. Eşitlik, insanların elinden hızla kayan bir işe başlama hareketidir.

“Eşitlik” fikri inanç yahut ahlâk kaygısı olarak belirir. İnsanlar “fakir”, “periferi”, “azınlık” gibi kavramların içinde konumlandıklarında “eşitlik” talep ederler. Bu talep yani “eşitlik” arayışı buyruk'tan değil ahlâkîlikten gelmektedir.

Yine de ahlâkî bir toplum kurmak arayışımız toplumun aynı ahlâk değerlerine “boyun eğdirilmesi” ile gerçekleşemeyecektir. Ahlâka inanmayanlar olacaktır. Bu durumda topluma “ahlâk değerleri dayatarak” onu ahlâkîleştiremeyiz. İktisadî dengeleri koruyarak onları ahlâkîliğin savunucusu kılabiliriz.

Kâtip Çelebi'nin önemi bu noktada ortaya çıkmaktadır. İnsan topluluğunun vaziyeti önceki bir yazımızda da zikrettiğimiz üzere “dört esas” (erkân-ı Erbaa-anasır-ı Erbaa) ile telîf ve terkîb olunmuştur. Kâtip Çelebi'ye göre “erkân-ı Erbaa”, ulemâ ve asker ve tüccar ve reâya'dır (Kâtip Çelebi, Düstûru'l amel li Islâhi'l halel, Büyüyen Ay Yayınları, 2016: 139-140).

Kâtip Çelebi ûlemayı kan'a benzetti ve kan ile kalp arasında da bir bağ kurdu. Böylece beden, kan ile hayat bulup faydalandığı gibi, bedenin uzuvları mesabesinde olan halk da, ûlemanın ilminden istifade ederler, dedi. “Dört unsur çoğalmak ve azalmak suretiyle birbirinden faydalanırsa kişinin bünyesi sıhhat bulur” fikrinde olan Kâtip Çelebi, toplumsal zümrelerin piramidal değil, dairevî bir yapı içinde konumlanmasına işaret etmektedir.

Kâtip Çelebi'ye göre insan bedeninde “dört hılt, erkân-ı Erbaa” olduğu gibi toplumsal hayatta da dört sınıf bulunur. Toplumdaki dört sınıf da yaradılış gereği birlikte yaşamak zorunda olduğundan, bünyenin bozulmaması için bunların birbiriyle uyumlu ve dengede olması gerekir. Eğer miktar ve nitelik bakımından biri fenalık göstererek vücudun dengesini bozar ve diğerlerine üstün gelirse, onun hakkında ihrâc ve teskîn ile tedbir tedârük lâzım gelir (Kâtip Çelebi, 2016: 141).

Demek ki ideal ve ahlâkî bir toplum, erkân-ı Erbaa sınıflarının (ûlema, asker, tüccar, halk) denge düzeyidir. Kâtip Çelebi, halkın faaliyeti ile mide mesabesinde olan hazineyi de ilişkilendirdi: “Mide mesabesinde olan hazineye, gıda mesabesinde olan mal [para] gelmeyerek boş kaldığında, halk malı mideye dökerek her daim hazineyi boş bırakmamak üzere tedarikte olurlar. Ama onlar mahvedilmiş ve gücenmiş olarak iş ve kazançtan geri kaldıklarında, bu tedbir mümkün olmaz. Bu sebepten geçmişteki sultanlar, halkı zalimlerden koruyarak, himaye ve adaletle onların gönüllerini hoş tutmaya çok ehemmiyet verirlerdi” (Kâtip Çelebi, 2016: 113). Bu görüşü şu ifadesiyle mutabıktır: “Yöneticisiz devlet olmaz, parasız yönetici olmaz, halksız para olmaz, adâletsiz halk olmaz” (Kâtip Çelebi, 2016: 111). 

 

Anasır-ı Erbaa

Mizaç

Sınıflar

ateş

safra

tüccar

hava

dem

ûlema

toprak

sevda

reâyâ

su

balgam

asker

 

O halde toplumun sağlığı için dengeleri korumamız kaçınılmazdır. Kâtip Çelebi, “Hâsılı kıvam-ı beden nîce ahlâtın ve erkânın ve kuvvâ ile bâkî ise, kıvâm-ı devlet dahi bu esnaf-ı Erbaa ve ayân iledir. Ve sıhhat-i beden nîce ahlâtın itidâline mevküf ise, nizâm-ı cemiyet dahi bu esnafın itidâline menûtdur (…) Kesr ü inkisar bir mertebe hadden efzûn olmaya ki, arz-ı mizâcdan çıkmağla sıhhate halel gelmeye” (Kâtip Çelebi, 2016: 145) demektedir. Yani: “Bedenin sağlığı, bu unsurlar ve kuvvetler ile nasıl devamlı olursa, devletin sağlamlığı da bu dört sınıf ve önde gelen devlet erkânıyladır. Bedenin sıhhati nasıl söz konusu unsurların dengesine muhtaç ise, toplumun düzeni de bunların dengesine bağlıdır (…) Noksanlık ve fazlalık (olsa da-LB) bir dereceyi aşmamalı ki, mizaç hududundan çıkarak sıhhate zarar vermesin” (Kâtip Çelebi, 2016: 117).

Kâtip Çelebi'nin “anasır-ı Erbaa” ile açıkladığı toplumda dikkat edilirse aylaklar, dilenciler, kanun bozucular, gaddarlar, hakkı çiğneyenler, istismarcılar, tefeciler bulunmamaktadır. Kâtip Çelebi, dört sınıf dışında bir sınıfın ortaya çıkmasını toplumun adaletten sapması saymaktaydı. Hatta şöyle diyor: “Merhum Sultan Süleyman Han, İstanbul şehrinin tamamen mamur olmasını arzu edip, Osmanlı ülkesinde bulunan kasaba ve köylerden herhangi birini yerinden kaldırıp buraya getirmeyi ve halktan hiç kimsenin tarlasını ekip biçmekten geri kalarak, gelip şehre yerleşmesini uygun görmedi” (Kâtip Çelebi, 2016: 113).

Anasır-ı Erbaa sınıfları arasındaki dengeyi koruyarak ahlâk toplumuna varabiliriz.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

  1. Ensar Köse

    Merhaba Lütfi Bey,Peş peşe iki yazınızda, Kâtib Çelebi ve kıymetli eserinden söz ettiğiniz için size müteşekkirim. Popüler kültürün tahaccümü altındaki güzel ülkemizin, son siyasi gelişmelerin toz dumanı arasında çalkalandığı bir atmosferde, zaman ve mekan üstü bu nevi konulara temas etmeniz cesaret verici.Selam ve iyi dileklerimle.Ensar Köse.

Yorum Yaz

  645521

-