21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

ATATÜRK İMZASI BİR ERMENİ’YE Mİ AİT? (3)

Hasret Yıldırım

Ülger'in verdiği bilgelere göre imzaya götüren yol, bir devrimle başlıyor. 24 Kasım 1934'te kabul edilen ve 27 Kasım 1934'te de Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Soyadı Kanunu ile Gazi Mustafa Kemal Paşa 'Atatürk' soyadını alıyor. Yazar Eriş Ülger, imza olayını şöyle aktardı:

Atatürk, soyadını aldığının ertesi akşamı Başbakan İsmet (İnönü) Paşa'yı, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi (Çakmak) Paşa'yı, Meclis Başkanı Kazım (Özalp), Salih (Bozok), Falih Rıfkı (Atay), Ruşen Eşref (Ünaydın) beyleri ve birkaç arkadaşını da Çankaya Köşkü'ne akşam yemeğine davet ediyor. Gazi, sofrada soluna İsmet, sağına da Fevzi paşaları alarak hem yemeğe hem de gecenin sohbetine başlıyor. Gazi'nin çok sevdiği manevi kızı Sabiha (Gökçen) Hanım da sofrada Ata'nın tam karşısındaki sandalyede yerini alıyor.

İnönü, Atatürk'e dönüyor ve "Ben adımın arkasına sadece İnönü'yü ilave edeceğim, siz imza konusunda ne düşünüyorsunuz?" diye soruyor. Atatürk, bu soru üzerine gözlerini oturduğu yerden konuşmaları dikkatle dinleyen Sabiha Hanım'a çeviriyor. Sabiha Hanım, Gazi'ye Atatürk soyadının verileceğini duyduğu günden beri gece gündüz Atatürk imzası ile ilgili olarak çalışıyor.1_2

Binlerce Atatürk imzası denedikten sonra beğendiklerini de özenle bir beyaz kağıtlara yazarak dosyasına koyuyor. Atatürk, bu çalışmaya gönderme yaparak Sabiha Hanım'a soruyor: "Çocuk kaç gündür elinde kağıt kalem durmadan dinlenmeden bir şeyler yazıyordun, neydi onlar? Hem sofraya inmeden önce bana bir sürprizin olduğunu söylemiştin. Şimdi söyle bakalım o karaladığın şeyler ve sürprizin neydi?" Sabiha Hanım hem heyecanından, hem de mutluluğundan alnında beliren terleri elindeki peçete ile silerken, Gazi'nin müsaadesini alarak mahcup bir ses tonu ile şöyle diyor: "Sevgili Paşam, haddim değil ama sizden müsaade almadan yaklaşık bir haftadır, Türk ulusunun size armağan ettiği Atatürk soyadını kağıtlara dökerek imza numuneleri hazırladım belki çok çocukça ama kendime göre beğendiklerimi de dosyama koydum." "Peki çocuk, ver bakalım o dosyayı neler yazmış neler çizmişsin görelim. Kim bilir içinden belki de birini beğeniriz. Arkadaşlar sizler ne diyorsunuz?

Kızımın çalıştığı Atatürk imzalarına bir göz atalım mı?" diyor. Atatürk, beyaz kağıtlar üzerine yazılmış olan imza sirkülerini inceledikçe yüzündeki sevecen ifade tebessüme, tebessüm hayrete, hayret mutluluğa dönüyor. Saatler gibi geçen dakikalardan sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Sabiha Hanım'ı yanına çağırıyor. Parmağını sadece Sabiha Hanım'ın görebileceği bir tarzda imzalardan birisinin üzerine koyduktan sonra şöyle der: "Bak çocuk. Misafirlerimiz gittikten sonra bu imza üzerinde bu gece beraberce çalışalım, ondan sonra kararımızı veririz. Ne dersin?" Gerçekten o gece, Gazi ve Sabiha Hanım beraber sabaha kadar imza ile ilgili olarak çalışırlar ve sabah tan yeri ağarırken, Mustafa Kemal Paşa'nın "K.Atatürk" imzası da güneşle birlikte doğar.”

Hâlbuki mevzuun aldığı durum tam bir çıkmaza sürükleniyordu. Bu kadar şahidin ve Çerçiyan'ın hayattayken verdiği röportajların haykırdığı hakikat yok kabul ediliyor, ortaya Sabiha Gökçen atılıyordu. Ve işin enteresan tarafı, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali, Türkiye'deki azınlık basınının önde gelen gazetelerinden Agos'un; 6 Şubat 2004 tarihli nüshasında, bir suikaste kurban gidip, cenazesinde HEPİMİZ ERMENİYİZ diye bağrılan Hrant Dink imzasıyla, “Sabiha Hatun'un sırrı” başlıklı yazıda, Sabiha Gökçen'in aslında yetimhaneden alınmış bir Ermeni kızı olduğu ‘vesikalarıyla' aktarılıyordu. Yazının muhtevasında: “Sabiha Gökçen'in teyzesi olduğunu iddia eden Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan-Gazalyan'ın anlattığına göre Sabiha Gökçen'in aslında yetimhaneden alınmış bir Ermeni kızı olduğu ileri sürülüyordu.

Hrant Dink, aslında Hripsime'nin bu hikâyeyi kendilerine 2001 yılında anlattığını, ancak iddialar dayanaktan yoksun olduğu için o günlerde hayatta olan Sabiha Gökçen'in kırılacağını düşünerek hikâyeyi yayımlamak istemediklerini anlatıyordu. Ancak 2004 yılında Hripsime bazı fotoğraflarla yeniden gelince fikir değiştirmişlerdi.” yazılıyordu.

Aynı Sabiha'nın 15 Haziran 1937 tarihli Tan Gazetesi'ne verdiği mülakatta söylediği "Çarpışma meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor." ile 21 Ağustos 1937 tarihli Tan gazetesinde, Ahmet Emin Yalman'a Dersim'de ifa ettiği vazifeyi gururla anlattığı “(...) Dersim'deki uçuşlarım daha heyecanlı olmuştur. Bir iki defa pilot, fakat ekseriyetle rasıt (gözlemci) olarak uçtum. Böyle vaziyetlerde insan harp heyecanını rasıt mevkiinden daha iyi duyuyor.


İnsan evvela bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedefler görürse, makineli tüfeğe müracaat ediyor. Dersim'de ilk bombardımanımın heyecanını unutmam...
Muhasama [çarpışma] meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor.” sözleri, tarihin gelip geçen sayfalarına “kara bir leke” olarak yazılıyordu.

Bu tartışmaların ayyuka çıktığı dönemde, devreye Hagop efendinin oğlu Dikran Çerçiyan giriyordu. Zaman Gazetesi-Cumaertesi Ekinde, Mehmet Demirci imzasıyla, 18 Eylül 2010 tarihinde yayınlanan röportajda, mevzu şu şekilde noktalanıyordu:

“Dikran Çerçiyan, Robert Kolej'in efsanevi hocalarından Hagop Vahram Çerçiyan'ın oğlu. Atatürk'ün imzasını tasarlayan babasıyla her zaman gurur duyan Çerçiyan, geçen hafta basına yansıyan "Atatürk'ün imzası Sabiha Gökçen'e ait" başlıklı haberlerin asılsız olduğunu söylüyor. New York'taki evinde görüştüğümüz Çerçiyan, "Babam, Atatürk'ten bu imza için teşekkür mektubu bile aldı." diyor.”

“Geçtiğimiz ay medyaya yansıyan 'Atatürk'ün imzası Sabiha Gökçen'e ait' haberine Amerika'dan itiraz geldi. Türkiye'nin yetiştirdiği birçok önemli ismin efsanevi hocası Hagop Vahram Çerçiyan'ın 90 yaşındaki oğlu Dikran Çerçiyan, Atatürk'ün imzasının babası tarafından tasarlandığını ve bunun yıllardır herkes tarafından bilindiğini söylüyor. Çerçiyan, gazetelere yansıyan haberin yanlış olduğunu, babasının 5 farklı imza tasarladığını ve Atatürk'ün ölene kadar bu imzalardan birini kullandığını anlatıyor. Babası tarafından tasarlanan Atatürk kartvizitlerinden birinin ise halen Şişli'deki Atatürk Müzesi'nde sergilendiğini hatırlatıyor. Robert Kolej'de uzun yıllar matematik ve kaligrafi hocalığı yapan Hagop Vahram Çerçiyan, imzayı bir mart gecesinde tasarlarken oğlu onu iki saat izlemiş.

Babası gibi kendisi de aynı okulda el yazısı öğretmenliği yapan Dikran Çerçiyan, "Herhalde Soyadı Kanunu'nun kabul edildiği günün akşamıydı, kapımızı bir polis, bir sivil memur ve bir meclis görevlisi çaldı. Kapıyı annem açtı, polisi görünce okulda bir şey olduğunu düşünmüştü. Babam, o gece imza üzerinde sabaha kadar çalıştı. İki saat onu izledim. Onlarca kâğıda yazdı durdu, fakat attığı imzalardan hiçbiri içine sinmiyordu. 13 yaşında bir çocuktum, bir süre sonra sıkıldım ve babamı yalnız bıraktım. Sabah kalktığımda görevliler gelip imza örneklerini almıştı. Atatürk, yıllarca babamın tasarladığı imzayı kullandı ve bununla onur duyduk. Babam Atatürk'ten teşekkür mektubu bile aldı.'' diyor.

Vahram Çerçiyan'dan Atatürk için bir imza tasarlamasını milletvekili öğrencileri talep etmiş. Oğul Çerçiyan, imzayla ilgili ortaya atılan asılsız iddialara bir anlam veremiyor. Türkiye'de, Ermeni bir vatandaşın böyle bir işi yapmasından rahatsız olanlar bulunduğunu söylüyor. Birçok Türk dostundan "Neden itiraz etmiyorsun bu yanlışa?" diye telefonlar almış ama o, "Olanlara gülüp geçiyorum." diyor. Babasının yaptığı iş karşılığında tek kuruş almadığını, zaten böyle bir teklifle gelinse de kesinlikle kabul etmeyeceğini anlatıyor. 55 yılda 25 bin öğrenci mezun eden Çerçiyan'ın öğrencileri arasında çoğunluğu dışişleri mensubu birçok önemli isim var. Bülent Ecevit, eski dışişleri bakanlarından Selim Sarper, Turgut Menemencioğlu bu isimlerden birkaçı.

Harf İnkılabı'nın ardından, yeni harflerin Türkiye geneline yayılması için birçok kitap hazırlayan Çerçiyan'ın tüm öğrencilerine, "İyi yazı yazın. Okunaklı yazı, muvaffak olmanız için size yüzde elli şans verir." dediğini anlatan Dikran Çerçiyan, babasının Türkiye ile her zaman gurur duyduğunu belirtiyor. Ona göre Türkler ile Ermenilerin birbirlerinden hiçbir ayrılığı yok. "Halklar arasında hiçbir sorun yok, hiçbir zaman da olmadı. Bugün New York'ta en iyi arkadaşlarım Türk. Ermeni arkadaşlarla bir araya geldiğimizde bile Türkçe konuşuruz. 1919 New York'ta doğdum ama İstanbul'da gömülmek istiyorum." diyor.

12

Dikran Çerçiyan'ın söylediklerini, 2011'in Ekim ayında süreli yayına başlayan, Türkiye Ermenilerinin aylık Paros Dergisi; 2014 Temmuz'unda yayınlanan 34. Sayısında şöyle yorumluyordu:

“Hâsılı kelam eldeki veriler, imzanın Vahram Çerçiyan'ın kaleminden çıkma olasılığının son derece kuvvetli olduğunu gösteriyor. Bazı röportajlarda da bahsi geçen ve Atatürk tarafından Vahram Çerçiyan'a gönderilen teşekkür mektubunun ortaya çıkmaması, bu konudaki spekülasyonların devam etmesine sebebiyet veriyor. Öte yandan Dikran Bey'in “Türkiye devletini kuran kişinin alamet-i farikasının bir Ermeni'nin elinden çıkması bazı çevreleri rahatsız etmiş̧ olabilir” seklindeki tespitine katılmamak da mümkün değil. Kim bilir? Belki de gelecek günlerde bir mezattan ya da Cumhurbaşkanlığı arşivinden çıkacak bir somut belge, bu konudaki tartışmalara da son noktayı koyar.”

BİTTİ

 

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  147679

-