18 KASIM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

“ATATÜRK” SOYADININ MUCİDİ BİR ERMENİ Mİ? (1)

Hasret Yıldırım

Evvelki seri makalelerimizde, Kemal Paşa'nın K. Atatürk imzasını tasarlayan bir ermeniden, Hagop Vahram Çerçiyan'dan bahsetmiştik. Makaleler öyle alâka celb etti ki; birçok ermeni propaganda sitesi Ermenice ve İngilizce olarak yazıdan iktibaslar yapıp, ilk defa yayınlanan fotoğraflardan faydalandılar. Lâkin bizim bazı haber sitelerimizin Hagop Vahram Çerçiyan ile Hagop Martayan'ı karıştırdıklarını müşahede ettim ki; bu seri makalelerimde de Martayan hakkında malumat verme lüzumunu hissettim.

Gazeteci-Yazar İrfan Özfatura'nın “Dilimizi Dilim Dilim... Agop Dilaçar” serlevhalı yazısıyla, 3 Nisan 2011 tarihli, Türkiye Gazetesi'nde verdiği bilgilerden hareketle; “Hagop Martayan kimdir” sualine kısa bir cevap vererek mevzua girelim…

TDK'DA YARIM ASIR

AGOPDiLACAR_1936Agop Martayan İstanbul Büyükdere'de doğar (1895). İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa'da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915'de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçe'nin yanı sıra; İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. 1. Cihan Harbinde Mülazım-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye'ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır. 1932'de Türkiye'ye getirilir, ölünceye kadar TDK'da "baş uzman" olarak vazife yapar.

UYDUR UYDUR…

7 Mart 1933: TDTC (Türk Dili Tetkik Cemiyeti) Genel Merkez Kurulu toplanır. Arapça ve Farsça'dan gelen kelimelere savaş açılır, yerlerine yeni "tilcikler" konması için karar alınır.

İPE DİZ...

‘Valide' yerine ‘doğurgaç', baba yerine doğurtgaç, aşevi yerine otlangaç, belediye için uray, mebus için saylav, sanat için dorut gibi ucubeler dayatılır ki, milletimiz Agopça der bunlara... Kakınç, aldatı, yontu, söylev, gömüt, imge, nesnel, avunç, bağıt, kaydırgaç, erek, varsıl, açgı, basçık, alnaç, alışkı, içerik, ansıma, çavlan, ardıl…

Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim...

Ya bunlar Türkçe değil, ya da ben Türk değilim!. Necip Fazıl Kısakürek…

“Efendim onurlandırdınız.” Ne yani gururlandırdınız mı demek istiyor, şereflendirdiniz mi? Yoksa müftehir mi oldu? İzzetli, haysiyetli, namuslu, vakarlı, erdemli, hatırlı, itibarlı, muazzez, muhterem, saygıdeğer, seciyeli... Onur, bunların hangisi? Yeni kuşaklar "hepsi" diyecekler, eskiler "hiçbiri!" Bakıyorsunuz Osmanlıda Rüşdiye ve İdadi mezunları bile (orta lise) sular seller gibi Fransızca konuşuyorlar. Peki, biz niye kıvıramıyoruz? Lisanımız kısırlaşmış da ondan... Bin kelimeyle iktifa edersen olacağı bu, zihni melekelerimiz dumura uğruyor. Herkesin ağzında bir "stres". İyi de stresten maksadın ne güzelim? Dert mi, gam mı, kahır mı, keder mi, gussa mı, yeis mi, tasa mı, mihnet mi, elem mi, üzüntü mü, sıkıntı mı, endişe mi, kasvet mi, nedamet mi, melâl mi, enduh mu, füduret mi, hüzün mü, hüsran mı, hicrân mı, ızdırap mı, inkisar mı, kâbus mu, hafakan mı, teessüf mü, teessür mü, vehim mi, buhran mı, matem mi, gaile mi? Söyle hangisi? Kısrak, beygir, aygır, tay, gölük, kadana, küheylan, safkan, ester, güre, kulun, midilli, rahvan... Bunların hepsi ayrı şeyler ama "at" deyip geçiyoruz alayına... Araplar aslana esed deyip geçemiyorlar ama... Adam n'apsın? Lûgatında 20 ayrı aslan olunca...

BU LİSANLA MI?

Siyasilerimiz konuşuyor: Biizz Çin Seddinden Adriyatik kıyılarınaaa... Ata yurda ne ile gideceksiniz sahi? Oturgaçlı götürgeçle mi? İnanın insan özeniyor. İranlı ilk mektep talebeleri iki bin yıllık metinleri şakır şakır okuyor, biz (ki yaşımız elli) Rahmetli Menderes'in Yassıada müdafaalarını çözemiyoruz daha. Türkçe artık Babür Şahın, Gazneli Mahmud'un, Hüseyin Baykara'nın ve Ali Şir Nevai'nin yaşadığı coğrafyada bile kullanılmıyor. Haberiniz olsun ağalar, Acemin dili patlamış gidiyor. Asya'da İran yükseliyor. Evet, Kabil'de, Gazne'de, Mezar-ı Şerif'te, Kunduz'da Herat'ta oğuz boyundan kardeşlerimiz var ama ne yazık ki bizi anlayamıyorlar.

R 2

VURUN AGOP'A…

Hep öyle olur. Söz dilimizdeki tahribattan açıldı mı yaylar gerilir, oklar bir Ermeni'ye döner anında. Agop Dilaçar'a! İyi de kimdir bu adam? Ne yapar? Nasıl yapar? Elinden kim tutar?

1. Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep'te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Maksat ne olursa olsun, esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye cürmü ile zincire vurur, alır götürürler Şam'a. Belki de divan-ı harbe verilecektir, sorgudan sonra... Kendi kendine "ben bittim" der, "demek ki buraya kadar..."

DARAĞACINDAN…

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da suçtur ayrıca. (Türk ordusuna hakaretten okka altına girebilir pekâlâ) Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır zira. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop'un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. "Yine gel konuşalım" der ve ast zabiti rahatlatıp uğurlar. Agop şaşkındır. Onun M. Kemal olduğunu bilmiyordur daha... Savaşın ardından bir süre Robert Kolej'de İngilizce muallimliği yapar. Sonra Beyrut'ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys'un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada... Kendini Türkiye'de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya'ya kaçar, Svabodan Üniversitesi'nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar yollamaktadır hâlâ... Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

R 3

TDK'NIN BAŞINA…

R 122 Eylül 1932... M. Kemal, Agop Martayan'ı Dolmabahçe Sarayı'na çağırır... Ancak, Agop'un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline 'kolaylık gösterilsin. M. Kemal'in hususi davetlisidir" şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendiler de vardır ki, soydaşlarını görünce içi rahatlar. M. Kemal, Birinci Türk Dil Konferansı'nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK'nın 'Genel Yazmanı' olarak vazife yapar. İlk kurultayda "Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar" hakkında bir bildiri sunar. Tarihimizin Eti, Sümer, Urartu gibi karanlık kuyularda aranmasından rahatsız olanlar da vardır. Prof. Tahsin Banguoğlu bunlardan biridir mesela...

ADİL AÇAR…

1934'te Soyadı Kanunu kabul edilir. M. Kemal kendisine Dilaçar soyadını verir o da M. Kemal için Atatürk soyadını "önerir." Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi onun çapında bir akademisyenin altına imza atamayacağı nazariyelerdir. Mertçe çıkıp "gülünç olmayalım" demesi gerekir. Ama o görüşünü belirtmez sadece emredileni yapar. Latin harflerinin oturtulması hususunda aşırı gayret gösterir. Dil Tarih Coğrafya'da Türkoloji dersleri verir. O kadar Türk asıllı varken "Türk Ansiklopedisi"ni hazırlanma işi de ona ihale edilir. 1979'da ölür. Nedendir bilinmez Devlet ajansı adını "A nokta Dilaçar" olarak geçer, TRT spikeri de "Adil Açar" diye okuyup ayrı bir garabete imza atar. Agopsa Agop kardeşim, adamın adını niye saklıyorsunuz, kimden korkuyor, niye utanıyorsunuz? Doğru dürüst söyleyin "TDK başuzmanı Agop Martayan yarın filan kiliseden kaldırılıp Şişli Ermeni Gregoryan Mezarlığına..." Bizim cenahta hep Agop'a sövülür, yok dilimizi mahvetti de kahretti de filan... Eğer Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan Ermeni Dil Komitesinin başına geçirmek için bir Türk arasa, hayır demeyecek bir sürü dil uzmanımız çıkar. Ki Ermeniceyi bozup kısırlaştırmak, Ermeni çocuklarını dedesi ile anlaşamaz hale getirmek için fırsatı kaçırmazlar. Ermenicenin hece yapısını, alfabesini de değiştirirler icabında.

Devamı yarın

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

  1. Güzel olmuş,..

Yorum Yaz

  737849

-