18 KASIM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

“ATATÜRK” SOYADININ MUCİDİ BİR ERMENİ Mİ? (2)

Hasret Yıldırım

Agop Martayan 1895 yılında İstanbul'da doğmuştur ve Kumkapı Nüfus Dairesi'ndeki 23 cilt 242 sayfa numarasına Türk vatandaşı olarak kayıtlıdır. Soyadı yasası yürürlüğe girdiğinde Dilaçar soyadı, zaten var olan Martayan'a ek olarak bizzat Atatürk tarafından verilmiştir. Babam o günden sonra, nüfus kayıtlarında Martayan'ı sildirmemiş fakat daima Dilaçar adını kullanmıştır. Yıllar boyu A.Dilaçar olarak bilinen odur. Bazı işgüzarların A.Dilaçar'ı Adil Açar şekline sokmalarını hiçbir tepki göstermez, kalemi eline alarak gerekli düzeltmeyi yapardı.

İrfan Özfatura'nın makalesindeki enteresan ve vurucu tespitlerden sonra, yine birinci kaynaktan Agop efendiyi tanımaya devam edelim…

ATATÜRK'ÜN CÜRETİ

16-22 Ağustos 1987 tarihli 2000'e Doğru Dergisi, “Atatürk'ün Cüreti” serlevhasıyla verdiği makalede; Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından çıkarılan bir broşürden hareketle, Agop Martayan hakkında şunları yazmıştır:

Bir varmış, bir yokmuş... Gençlerin eğitimi çok önemlidir ya, onlar için broşürler çıkarılırmış... İşte, günümüzde Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı da birkaç broşür yayımlamış. Bunlardan biri de “Uluslararası Terör ve Gençlik” adını taşıyor. Türkiye'de 12 Eylül öncesi anarşi ve terörle, gençlik arasındaki ilişkileri irdeleyen bu kitapta, Prof. İsmail Kayabalı ye Çemender Aslanoğlu'nun ortaklaşa hazırladıkları “Beyin Yıkamanın Sosyo-Psikolojik Temelleri ve Türk Gençliğine Uygulanması” başlıklı yazıda şöyle deniyor:

Konuşulan dilin bozulması, son yıllarda kültür savaşının etkili bir aracı haline gelmiştir. Bu silahın kullanıldığı nadir memleketlerden biri de Türkiye'miz olmuştur. Büyük Atatürk'ün ölümünden sonra bu uygulama başlatılmış, 'Türk Dil Devrimi' paravanası arkasında başarılı bir şekilde 12 Eylül I980'e kadar yürütülmüştür. Öyle ki, Türk Ansiklopedisi ve Türk Dil Kurumu'nun baş redaktörlüğüne, bu amaçla özel olarak yetiştirilmiş Bulgar asıllı bir Ermeni bile getirilmeye cüret edilmiştir."

Bu işe cüret eden Atatürk'tür. “Bulgar asıllı Ermeni” diye sözü edilen kişi de Atatürk'ün bu işle görevlendirdiği Agop Dilaçar'dır.

Türk Dil Kurumu, Atatürk'ün önerisiyle kurulmuştur. Agop Dilaçar da Atatürk'ün özel çağrılısı olarak katıldığı Birinci Türk Dil Kurultayı'ndan sonra, Türk Dil Kurumu'nun başuzmanlığına atanmıştır. Ölümüne kadar 47 yıl bu kuruma emek vermiştir. Türk diliyle ilgili çeşitli yapıtları, araştırmaları ve yazıları vardır.

Söz konusu broşürdeki satırlar, Türk diline emek vermiş birçok aydınımızın da tepkisini çekti. Türk Dil Kurumu'nun 12 Eylül yönetimince niteliği değiştirilmeden önceki son Genel Başkanı Prof. Şerafettin Turan, söz konusu yazıdaki suçlamaların iftira olduğunu, adı iftiraya karıştırılan Agop Dilaçar'ın bu göreve dil konusundaki derin bilgisi nedeniyle getirildiğini söyledi. 1963'ten 1983'e, yirmi yıl boyunca Yönetim Kurulunda Dilaçar'la görev yapan Prof. Bedia Akarsu, "Bu, Türk Dil Kurumu'nu da suçlamaktır. Esas amaçları bu. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Tamamiyle yalana ve iftiraya dayanıyorlar" diyordu.

Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Sami Karaören, "Düşünüyorum da, TDK'nın kapatılmasını öneren komutanların dil sorunlarıyla yakından ilgilendiğini hiç mi hiç sanmıyorum. Hele Atatürk'ün kitaplığında bulunan, notlar düşerek okuduğu kitapları hiç birinin karıştırdığını sanmıyorum. Görselerdi, TDK'nın kapatılarak bu hale getirilmesini istemezlerdi" diyordu. 1972'de Yönetim Kuruluna seçilen ve 1983 yılına kadar bu görevde kalan Sami Karaören'in, A. Dilaçar üzerine düşünceleri ise şöyle: "A. Dilaçar, TDK'ya emek vermiş, önemli bir dilcimizdir. Irkçı bir anlayışla ve yanlış değerlendirmelerle gitmek önce bir aydına, sonra Atatürk'ün yaratmak istediği Türklüğe, Türk ulusçuluğuna yakışır bir olay değildir. Milliyetçiyiz deyip de milliyetçiliği dincilikle karıştırarak ümmetçiliği savunanlar böyle bir şey yapabilirler."

AGOPDiLACAR_Cenazeilani

1974'ten 1983'e kadar Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu üyeliği yapan Prof. Dr. Berke Vardar; "A. Dilaçar, Atatürk'ün çağrısı üzerine, daha başlangıçta dil devrimi etkinliklerine katılmış, sürekli biçimde O'nun yanında yer almış, tüm dil çalışmalarında Ulu Önder'e yardımcı olmuştur” diyerek, A. Dilaçar'ın bilimsel yönünü bir tartışma konusu yapacak yetkide kimse olduğunu sanmadığını belirtiyordu.

Yine Agop Dilaçar'la yirmi üç yıl birlikte çalışan Ali Püsküllüoğlu, söz konusu yazıyı çok üzücü bulduğunu belirterek, ”Bu tavır Milli Eğitim Bakanlığından beklenebilir belki” diyor. "Ancak yazılanlar aslında Atatürk'ü hedef alıyor. Çünkü Dilaçar'ı Atatürk getirtmiştir, başından beri de Türk Dil Kurumu'nun çalışmalarına katılmıştır. Başuzmandır. Türkçenin bilimsel yoldan çeşitli sorunlarını inceleyen bu değerli bilim adamının adı verilmeden, Atatürk'ün başlattığı dil devrimi çalışmaları açıkça karalanın akta, yapılan tüm ileri adımlar birer birer geriye çekilmeye çalışılmaktadır.”

Mevzua Agop Martayan'ın oğlu Vahe Dilaçar da dahil olmuş, 23-29 Ağustos 1987 tarihli 2000'e Doğru Dergisi'nde yayınlanan bir mektupta, babası ve mevzu ile alâkalı şu bilgileri vermiştir:

Derginizin 15-22 Ağustos tarihli sayısında yayımlanan “Atatürk'ün Cüreti" yazısını, konu edilen Agop Dilaçar'ın oğlu olarak üzüntü ile okudum. Titiz ve ayrıntılı çalışmanıza eklenecek fazla bir şeyim yok. Ancak, bu konuda kısa da olsa bir açıklama yapmam, eski anıları tazelemem ve bu konudaki duygularımı belirtmek gereğine inanıyorum. Bu, yazınıza görüşlerini belirterek katkıda bulunan babamın eski çalışma arkadaşlarına ve teşekkür borçlu olduğum dostlarına karşı görevimdir.

s-2

BULGAR ASILLI ERMENİ BAŞUZMAN

Sözü edilen, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yayınlanan broşürde yer alan İsmail Kayabalı ve Çemender Aslanoğlu beylerin yazısının bilimsel değeri üzerine fikir yürütmem söz konusu değildir. Ancak, adı açıkça verilmeyen fakat Türk Dil Kurumunun “Bulgar asıllı Ermeni başuzmanı” olarak sözü edilen kişinin Agop Dilaçar olduğu ortadadır. Bu nedenle, hiçbir araştırma yapmadan kaleme alındığı izlenimini veren yazının ters ve olumsuz anlamalara yol açabileceği düşüncesi ile bu gibi bölümlerin düzeltilmesi ve halen hayatta olmadığından kendini savunamayan Agop Dilaçar'ın gerçek kişiliğinin doğru olarak bilinmesi için aşağıdaki açıklamayı yapmam zorunluluğu doğmuştur.

Yazarlar, Agop Dilaçar'ın Milli Eğitim Bakanlığı'na uzun yıllar hizmet vermiş ve buradan emekli olmuş bir memur olduğunu hiç kuşkusuz biliyorlardır. Bakanlığın Agop Dilaçar'ı yıllarca hizmetinde çalıştırması, önemli görevler ve sorumluluklar vermesi, sonra da yayınladığı bir bildiride Bulgarlar tarafından eğitilerek Türkiye'de dil anarşisi yaratmak amacıyla gönderilmiş olduğunu kabullenmesi, bu konudaki tutarsızlığı açıkça ortaya koymaktadır. Yazarlar, Agop Dilaçar'ın Milli Eğitim Bakanlığındaki kişisel dosyasını incelemiş olsalardı, Bulgarlar tarafından özel olarak eğitilmiş ajan, casus motifinin fazla inandırıcı bir sav olamayacağını anlayacaklardı.

Agop Martayan 1895 yılında İstanbul'da doğmuştur ve Kumkapı Nüfus Dairesi'ndeki 23 cilt 242 sayfa numarasına Türk vatandaşı olarak kayıtlıdır. Soyadı yasası yürürlüğe girdiğinde Dilaçar soyadı, zaten var olan Martayan'a ek olarak bizzat Atatürk tarafından verilmiştir. Babam o günden sonra, nüfus kayıtlarında Martayan'ı sildirmemiş fakat daima Dilaçar adını kullanmıştır. Yıllar boyu A.Dilaçar olarak bilinen odur. Bazı işgüzarların A.Dilaçar'ı Adil Açar şekline sokmalarına hiçbir tepki göstermez, kalemi eline alarak gerekli düzeltmeyi yapardı.

Agop Dilaçar'ın Mustafa Kemal Paşa ile ilk karşılaşması 1917 yılında, yedek subay olarak Şam'da bulunduğu sıradadır. Daha sonra, 1932'den O'nun vefatına kadar daima Atatürk'ün yakınında bulunmuş, O'nu tanıyan mutlu kişilerden biri olmuştur. Atatürk'le olan anılarının bir bölümü, Sayın Hıfzı Topuz tarafından hazırlanan “Her Hafta Bir Konuk” programında televizyonda yayınlanmıştır. Her yıl 29 Ekim ve 10 Kasım günleri TRT'nin yayınladığı Atatürk'ün yaşamından kesitler veren belgeselde, dil devrimi bölümünde, Atatürk'ün yanında elinde tebeşir, kara tahta başında görünen gözlüklü kişi de Agop Dilaçar'dır.

İsmail Kayabalı ve Çemender Aslanoğlu beylerin yazılarında sözünü ettikleri Bulgaristan konusuna gelince… Agop Dilaçar 1922 yılında Sofya'ya yerleştikten sonra Svaboden Üniversitesi'nde eski Doğu dillerini, daha sonra da Osmanlıca okutmaya başlamıştır. Sayın yazarların Agop Dilaçar'ın Tevfik Fikret 'in öğrencisi olduğunu bildiklerini sanıyorum.

Dilaçar Türkiye'ye 1932 yılında Atatürk'ün çağrısı üzerine gelmiştir. “Nansen” kimliği üzerine vurulan Türkiye Cumhuriyeti vizesinin, yeterince inandırıcı olamayacağını düşünen zamanın Sofya Konsolosu; resmi kâğıda yazdığı, imzalı ve konsolosluk mühürü ile onaylı “Agop Martayan Efendi Atatürk'ün konuğu olarak seyahat etmektedir. Kendisine her kolaylığın gösterilmesi” yazılı belgeyi, Nansen kimliği ile birlikte babamdan kalan anılar arasında saklamaktayım.

Türk dili ile olan çalışmalarına Atatürk ile birlikte başlayan Agop Dilaçar'ın yaşamı boyunca hiç ayrılmadığı ilke, Türkiye'ye Atatürk'ün çağrısına uyarak geldiği ve O'nun isteği üzerine Türk Dil Kurumu topluluğuna girmiş olmasıydı. Bunu hiç unutmadı. Amerika ve Avrupa'daki pek çok üniversiteden gelen önerileri bu nedenle hep geri çevirdi. Kurum'un merkezinin Ankara olduğunu ileri sürerek, çok sevdiği İstanbul'a bile taşınmadı. Atatürk'ün isteği üzerine katıldığı Türk Dili Kurumu'ndan bir an olsun ayrılmadı. Onun gösterdiği güveni asla kötüye kullanmadı. O'nun ilkelerinden hiç sapmadı, daima Atatürk'ün Dilaçar'ı olarak kaldı.

AGOP'A DİL UZATMAK ATATÜRK'ÜN ANISINA SAYGISIZLIKTIR

AGOPDiLACAR_iSMETiNONU

Agop Dilaçar'ın Türk Dil Kurumundaki son ve en uzun süreli görevi başuzmanlıktı. İşini her zaman gururla ve istekle sürdürdü. İlk kez Türk Dilini Tetkik Cemiyeti adı ile çalışmaya başlayan kuruluşun temelini Atatürk atmış; devamlılığını sağlamak için de, vasiyetinde mirasından bu kuruma bir gelir ayırmıştır. Bugün kendi konusunda Türkiye'nin en iyisi olan ve hepimizi gururlandıran kitaplık da, önce yanlış hesaplanan ve yıllarca eksik verilen sonra durum anlaşılınca farkı defaten ödenen Atatürk'ün emekli aylığı ile kurulmuştur. O, bununla da yetinmemiş, her fırsatta Türk Dil Kurumu'nun çalışmalarını izlemiş, direktifleri ile yol göstermiş hatta yazdığı “Geometri" adlı kitapta kendi bulduğu ve bugün okullarda hâlâ okutulan açı, kenar gibi bazı geometri terimleri kullanarak dil devrimine öncülük etmiştir. Atatürk'ün böylesine önem verdiği, üzerine titrediği, tüm varlığı ile sıkıca sarıldığı, en ufak ayrıntılara kadar her şeyi ile ilgilendiği, çalışanlarını bile tek tek kendi seçtiği, bilimsel yapıtları ile değerini tüm dünyaya defalarca kanıtlamış Türk Dil Kurumu gibi bir kuruluşa, her biri uzun ve titiz çalışma ürünü olan yapıtlarına ve eski, yeni, oraya emek vermiş olanlara dil uzatmak en azından Atatürk'ün anısına saygısızlıktır.

İşte; Bulgar asıllı değil İstanbul'da doğmuş, Robert Kolej'de eğitim görmüş, Türk ordusunda yedek subay olarak savaşmış, yaralanmış, gittiği Bulgaristan'da casusluk öğrenmemiş, üniversitede Osmanlıca öğretmenliği yapmış, Bulgarlarca gönderilmemiş, Atatürk'ün çağırışı üzerine İstanbul'a dönmüş ve O'nun gösterdiği yolda, O'nun öğrettiği ilke ve amaçlardan hiç sapmadan ilerlemiş Agop Dilaçar veya daha yaygın şekli ile A.Dilaçar... Günlerden bir gün, köstebek avına çıkarlarsa, Agop Dilaçar'ın tek evladı benim ve 4 yaşımdayken de Bulgaristan'da bir ay süre ile kaldım.

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  997077

-