21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

“ATATÜRK” SOYADININ MUCİDİ BİR ERMENİ Mİ? (3)

Hasret Yıldırım

T.B.M.M. 24 Kasım 1934 tarihinde 2587 sayılı kanunla, ulus adına, Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını verdi. Hatta o zaman radyo, Soyadı Kanunu'nun kabulünü bildirirken "Atatürk"ü "Anatürk" olarak vermiş. Arap harflerindeki "Ata" ile "Ana" arasındaki benzerlikten dolayı... Sonradan durum anlaşılmış ve radyo da ilk haberini düzeltmiş...

M.Kemal, K.Atatürk Oluyor

Soyadı Kanunu'nun kabul edildiği 21 Haziran 1934'den 5 ay sonra 24 Kasım 1934 günü, İ.İnönü ve 22 arkadaşının Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne kanun teklifi vermesiyle başlayan vetirede adımlar hızlı atılmış ve aynı gün 2865 sayılı Resmî Gazete'de, 2587 numaralı kanunla Kemal Paşa'ya “Atatürk” soyadı verilmiştir. Aynı zamanda 2622 sayılı kanun ile de, Atatürk soyadının başkası tarafından alınamaması kanunlaştırılmıştır. Hatta Kemal Paşa'nın kız kardeşi Makbule dahi; Atatürk değil, "Atadan" soyadını almıştır.

Toplumsal Tarih Dergisi'nin Ocak 2011 sayısında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Mehmet Ö.Alkan imzasıyla yayınlanan, “En Doğru Bildiğimizden Kuşkulanmak; ‘Atatürk' Soyadı Nasıl Bulundu?” başlıklı yazıda; Kemal Paşa'ya Atatürk soyadının verilmesi ile alâkalı olarak, çok çarpıcı bilgilere yer verilmiştir. Resmi kaynakların hemen tamamında “Atatürk” soyadının 24 Kasım 1934 tarihinde “Türk Milletine yaptığı hizmetlerden dolayı bir teşekkür ifadesi olarak” TBMM tarafından verildiği hatırlatılan yazıda, “Ancak bu ismin nasıl bulunduğuna değinilmez. Bu konuya değinen kaynaklarda ise bir karışıklık ve karmaşa olduğu açıktır” denilmiştir.

Kemal Paşa Fazla İddialı Bulmuş

Alkan, birçok kaynakta geçtiği gibi “Atatürk” soyadını Konya Milletvekilli Naim Nazım Onat'ın bulduğu bilgisinin gerçeği yansıtmadığını belirterek; Türk Dili Tetkik Cemiyeti (TDTC) Başkanı Safvet Arıkan'ın 26 Eylül 1934 tarihinde II. Dil Bayramı açış konuşmasında, “Ulu Önderimiz Ata Türk Mustafa Kemal” hitabının Atatürk soyadına esin kaynağı olduğunu aktarmıştır. Dergide, TDTC Başkanı Arıkan'ın, Atatürk kelimesinin geçtiği konuşmasını yapmadan önce Kemal Paşa'ya gösterdiğini ve aldığı tepkiyi kardeşine şu sözlerle aktardığı yazılmıştır:

“Atatürk, o tarihe kadar soyadı kanunu çıktığı halde henüz soyadı almamıştı. Nutku kendisine gösterdim. “Atatürk” kelimesini görür görmez üzerinde durdu. Birçok kereler bu kelimeyi tekrar etti. 'Çok güzel bir buluş, yalnız çok iddialı' dedi. Müsveddede tashihler yaptığı halde, Atatürk'e dokunmadı. Bir de Türk Atası diye bir terkip kullanmıştım. Bunu daha fazla iddialı bularak Atatürk tarzında tashih etmemi emretti. Ben nutkumu verdikten epey sonra, Gazi Mustafa Kemal, Atatürk'ü soyadı olarak aldı.”

‘Ata'yı Araştırmış

Dergideki yazıda Kemal Paşa, “Atatürk” soyadını aldıktan sonra, isimde geçen “ata” sözcüğünün Türkçe olup olmadığı konusunda araştırma yapılmasını talep etmiş; yapılan araştırmalar sonucunda “ata” kelimesinin Türklük kadar eski olduğu vurgulanarak, Türkçe olduğu tescil edilmiştir” denilmektedir.

Atatürk'ten Önce 13 Soyadı Önerildi

Soyadı kanunu kabul edildikten sonra Mustafa Kemal'e soyadı bulunması için adeta teyakkuza geçilmiştir. Hatta CHP Meclis Grubu'nda dilci ve tarihçi üyelerden oluşan bir komisyon kurulmuştur. “Atatürk”ten evvel Kemal Paşa'ya soyadı için şu 13 isim önerilir: “Kemal Etel-Etil (Attila'nın adının orijinal söylenişidir. Büyük nehir, ırmak demektir.) Kemal Etelalp (Altay dilinde büyük kahraman anlamına geliyor.) Kemal Korkut (Korkusuz, yavuz, heybetli.) Kemal Arız (Türk kahramanlarından Alp Arız'dan esinlenerek önerilmiş.) Kemal Ulaş (Bir Türk kahramanı Ulaş oğlu Salur Kazan'ın ismi.) Kemal Yazır (Türk kahramanı Yağlıkçı oğlu Yazır'ın ismi.) Kemal Emen (Türk kahramanı Ucen oğlu Emen Beg'in ismi.) Kemal Çoğaş (Güneş, ışık anlamına geliyor.) Kemal Salır (Türk kahramanlarından birinin adı.) Kemal Begit (Sağlam, kavi anlamına geliyor.) Kemal Ergin (İrfan sahibi, mütekamil demektir.) Kemal Tokuş (Türk kahramanı adı: Ertokuş-Cengaver.) Kemal Beşe (Mümtaz, seçkin anlamına geliyor.)

R 1

Diktatör Kim?

Bu arada küçük bir parantez açarak, 18 Ağustos 1934 tarihinde gerçekleşen II.Türk Dil Kurultayı'nda yaşanan; tarihçi-yazar Taha Toros'un, 27 Eylül 1982 tarihli Milliyet Gazetesi'nde anlattığı bir hatırasını aktaralım ve bu toplantıların nasıl bir ortamda gerçekleştiği ile alâkalı olarak bir fikir edinelim:

Kurultay saat 10:00'da T.B.M.M. Reisi Kâzım Özalp'ın başkanlığında çalışmalarına başladı. Önceden genel sekreterliğe tezlerini yazılı olarak vermiş bulunanlar, gündemdeki sıraya göre konuştular. Öğleden sonraki oturumda söz sırası Caferoğlu Ahmet Bey'e gelmişti. Tezinin konusu “Rus dilindeki ilk Türk dili yadigârları” idi. Caferoğlu elindeki kâğıda bakarak konuşuyor, ara sıra kâğıdındaki yazı dışında eklemeler yapıyordu. Tezi uzun olduğu için konuşmasını hızlandırmıştı. Araya, aşağı yukarı şu anlama gelen birkaç cümle sokuşturuverdi. “Ona göre Rus dili kozmopolitti… Bugünkü rejimleri gibi…”

Salonun ön sıralarında Rusya'dan davet edilen profesörler bulunuyordu. Her konuşmacıyı dikkatle dinleyen Atatürk, bir ilmî kongrede daha önce kurumun genel sekreterliğine verilen metin dışında siyasî bir polemiğe dönüştürülmek istenen konuşmaya sinirlendi. Kurultayın başlangıcından beri seyrine doyamadığımız sevimli ve tebessümlü çehresi değişiverdi. Mimikleri sertleşti. Genel Sekreter İbrahim Necmi Dilmen'i yanına çağırtarak Ahmet Caferoğlu'nun kürsünden indirilmesi anlamına gelen bir işaretle, kurultayı terk etti.

İbrahim Necmi Dilmen telaşla başkanlık kürsüsüne koştu ve Kâzım Özalp'ın arkasına geçerek kulağına bir şeyler fısıldadı. Başkan, Caferoğlu'na: “Ahmet Bey… Konuşmanız çok uzadı, kesiniz!.” diye uyarıda bulundu. Caferoğlu: “Bitiriyorum efendim...” diyerek, konuşmasını hızlı bir tempo ile sürdürdü. Bu defa Kâzım Özalp sert bir şekilde: “Konuşmanızı kesiyorum, kâfi efendim!.” diyerek kürsüden inmesini sağladı. Ortalık buz gibi olmuştu. Esasen Atatürk'ün sinirli bir şekilde salonu terk etmesi, tüm üyeleri etkilemişti. Böylece kurultayın ilk günü Caferoğlu'nun konuşmasıyla tatsız bir şekilde kapandı.

Caferoğlu Cezalandırılıyor

Ertesi günü Dolmabahçe'ye geldiğimizde, salonu fiskosla dopdolu bulduk. Atatürk'ün huzurunda, onun emriyle davet olunan konuk Rus profesörlerin önünde bir konuşmacının –belki geçmişte kişisel bir hıncı nedeniyle- ilmî bir kongrenin havasından yararlanarak sözlerini bir polemiğe kaydırması, eleştiriliyordu.

Kurultayın açılış saati geciktikçe fısıltılar arttı. Sarayın Atatürk'e ayrılan bölümünde bir şeyler olduğunu sezinliyorduk. Bir ara o bölümden Eskişehir Milletvekili ve fakültemizin eski profesörlerinden Yusuf Ziya Özer'in toplantı salonuna girdiğini gördük. Ondan bir şeyler öğrenebiliriz diye yanaştık. Atatürk, dünkü olaydan sonra bazı milletvekili profesörleri, sarayda yemeğe alıkoymuş. Orada Caferoğlu'nun konuşması üzerinde durulmuş. Atatürk bir karar almadan önce Başvekil İsmet Paşa'yı çağırmış. Söylentilere göre Caferoğlu'nun İstanbul Üniversitesi'ne ilk yerleştirilmesinde, Prof.Fuat Köprülü'nün delaletiyle, İnönü de ilgi göstermiş. Belki de bu nedenle hükümet başkanı olarak Atatürk de onun görüşünü almak istemiş.

Ahmet Caferoğlu'nun sınır dışı edilmesi önerisini ağır bulan Fuat Köprülü, Başvekil İsmet Paşa'dan bu cezanın hafifletilmesi dileğinde bulunmuş. Caferoğlu'nu başvekilin kayırdığı ve adamı olduğu söylentisi, bundan çıkmış olsa gerek!. Biz esas konuya dönelim. Sonucu kısa zamanda işittik. Ahmet Caferoğlu'nun Edebiyat Fakültesi'ndeki görevine son verilmişti. Caferoğlu bir buçuk yıl açıkta kaldıktan sonra Atatürk'ün affına mazhar olarak eski görevine döndüydü.

Atatürk'ün Uşağı Anlatıyor

Mevzuun devamında, Kemal Paşa'nın 12 yıl uşaklığını yapmış ve hatıralarını, Hürriyet Yayınlarından 1973 senesinde “Atatürk'ün Uşağı İdim” ismiyle kitaplaştıran Cemal Granda'nın; birinci ağızdan anlattıkları da, farklı bir açıdan bilgiler vermektedir:

“Mustafa Kemal, Cumhuriyet'i kurduktan sonra yaptığı devrimlere "Soyadı"nı da eklemekte gecikmedi. Yurttaşlarının birer soyadı alması gereği üzerinde durmuş, birçok tanıdıklarına soyadlarını kendi vermiştir. Örneğin İsmet İnönü'nün, bugünkü Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün, Falih Rıfkı Atay'ın, Fahrettin Altay'ın ve daha pek çok yakınının soyadını Atatürk vermiştir. Hatta Selanikli olan iki berberinin de soyadlarını Atatürk vermiştir; Mehmet (Mete) ve Rıdvan (Güran)...

2 Temmuz 1934 (Resmî Gazete'de yayınlanış) tarihinde 2525 sayılı kanunla bütün yurttaşların soyadı alması zorunlu kılındı. İşte o zaman Mustafa Kemal, hangi soyadını alacağını düşünüyordu. Bu konuda sofrada tartışma yapılıyor, herkes bir ad ortaya atıyordu. Henüz kesin bir karara varmış değildi.

Türk Dili Tetkik Cemiyeti Başkanı Saffet Arıkan, Dil Bayramı nedeniyle 26 Eylül 1934 tarihinde "Ulu önderimiz Atatürk Mustafa Kemal" diye başlayan bir konuşma hazırlamıştı. Mustafa Kemal, buradaki "Atatürk" sözünü çok güzel bir buluş diye niteledi. Sonunda da bunu kullanmaya başladı. Atatürk soyadını almasında Prof. Afet İnan'ın rolü büyüktür: "Paşam, bu çok güzel..." dedi. Alınmasını istedi. Fakat "Atatürk" soyadı öyle bir günde, iki günde alınmadı. Üzerinde çok konuşuldu.

R 3

Atatürk-Anatürk

T.B.M.M. 24 Kasım 1934 tarihinde 2587 sayılı kanunla, ulus adına, Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını verdi. Hatta o zaman radyo, Soyadı Kanunu'nun kabulünü bildirirken "Atatürk"ü "Anatürk" olarak vermiş. Arap harflerindeki "Ata" ile "Ana" arasındaki benzerlikten dolayı... Sonradan durum anlaşılmış ve radyo da ilk haberini düzeltmiş...

"Atatürk" soyadının tek kalması gerekliydi. 17 Aralık 1934'te 2622 sayılı kanunla da Atatürk soyadını başkalarının alması önlendi. Soyadı Kanunu ile ağa, bey, paşa gibi unvanlar da kaldırılmış, bay, bayan sözleri geçerli olmuştu. Artık Ona Gazi Mustafa Kemal Atatürk deniliyordu. Fakat bunun söylenmesi ve yazılması oldukça zordu. Giderek "Gazi M. Kemal Atatürk" diye anılmaya başlandı. En sonunda başındaki Mim'de atılarak sadece "Kemal Atatürk" denildi Nüfus hüviyet cüzdanında da resmi adını "Kemal Atatürk" olarak yazdı. Fakat bunu yazmak güç, imza atmak zordu. O zamanlar Atatürk'ün imzalarını, K. Atatürk diye attığını hatırlarım. Zamanla baştaki "K" harfi de kayboldu. Bütün dünya ve Türklük evreni onu sadece Atatürk olarak anmaya başladı.

Giderek halk ve yazarlar, içli ve duygusal konular olduğu zaman Atatürk'ü de kısaltarak "Ata" diye seslenmeye başladılar. Ozanlar "Atam" deyimini çok sık kullanmaktadırlar. İstanbul'da Bakırköy'ün bir semti olan Emlak Kredi Bankası'nın altmış bin kişilik modern sitesine de bir yarışmayla "Ataköy" adı verilmiştir. Fakat Atatürk, nedense bu "Ata" sözcüğünü beğenmemiş. Hele kendisine "Ata" denilmesine iyice tutulmuş. Gazetelerde kendisine "Ata" denilmesini okudukça sinirlenmiş. Bir gün Şükrü Kaya'ya dönüp: "Benim adım Ata değil, Atatürk' tür. Bazı gazeteler neden böyle yazarlar?" dedi.

Aradan yıllar geçtiği halde ulusal bayramlarda, Atatürk'ün ölüm yıldönümünde hala gazeteler kendisinden "Büyük Atam" diye söz etmekte, okul kitaplarında hala Atam'la başlayan şiirler, manzumeler yer almaktadır.

1_11

Atatürk Soyadı İle Alâkalı Kanunlar

Kanun Numarası: 2587

Kabul Tarihi: 24.11.1934

Yayımlandığı Resmî Gazete Tarihi: 27.11.1934

Yayımlandığı Resmî Gazete Sayı: 2865

Yayımlandığı Düstur: Tertip: 3, Cilt: 16, Sayfa: 4

Madde-1: Kemal Öz adlı Cumhur reisimize ATATÜRK soyadı verilmiştir.

Madde-2: Bu Kanun neşri tarihinde muteberdir.

Madde-3: Bu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.

Kanun Numarası: 2622

Kabul Tarihi: 17 Aralık 1934

Yayımlandığı Resmî Gazete Tarihi: 24 Aralık 1934

Yayımlandığı Resmî Gazete Sayı: 2888

Yayımlandığı Düstur: Tertip : 3, Cilt : 16, Sayfa : 24

1-Kemal Öz adlı Türkiye Cumhur reisine 24.11.1934 tarih ve 2587 sayılı kanunla verilmiş olan ATATÜRK soyadı tek şahsına mahsustur, hiç kimse tarafından öz veya soyadı olarak alınamaz, kullanılamaz ve kimse tarafından hiçbir surette bir kimseye verilemez.

2-ATATÜRK adının başına ve sonuna başka söz konarak öz veya soyadı alınamaz ve kullanılamaz.

3-Bu kanun hükmü 24.11.1934 tarihinde başlar.

4-Bu kanun hükmünü yerine getirmeye Dâhiliye Vekili memurdur.

 

 

 

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  233620

-