Hüseyin Yağmur

ATATÜRKÇÜLERİN BİLMEDİĞİ BAZI GERÇEKLER

Hüseyin Yağmur

Okumaya ve yazmaya merakı olanların özel uğraşılarından biri de arşiv yapmaktır. Okurken rastladığınız kıymetli bilgileri işaretler bir kenara koyarsınız.

Bugün sizlere okurken karşılaştığım, sizlerin de ilgisini çekeceğini umduğum bazı notları sunacağım.

Bu notlar hem yaşanılan o dönem ile ilgili ipuçlarına yer veriyor hem de günümüzde yaşanılan bazı güncel olaylara ışık tutuyor.

İlk iki not Falih Rıfkı Atay'ın ‘Çankaya' isimli eserinden.

Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk;  tabi olarak o günün Osmanlı toplumunun bütün renklerini bir şekilde üstünde taşır. Annesi Zübeyde Hanım, Yahya Efendi Dergâhı'na gömülmesini vasiyet edecek kadar mümin bir hanımdır.

Zübeyde Hanım ikinci evliliğini Selanik'teki bir Şeyh Efendi'nin yardımıyla yapar. Zübeyde Hanım, büyük ihtimalle aynı dergâhtan bir başka er kişiyle evlendirilir. Atatürk'ün bu ikinci şahıstan beğeni ile bahsetmesi, o şahsın bir terbiye görmüş kaliteli bir şahıs olduğuna işaret eder.

İşte ‘Çankaya'da bu olayı anlatan satırlar: Çocukluğunu ve gençliğini yakından bilen Kılıçoğlu Hakkı bana yazdığı mektupta der ki: “Ailece pek yakındık. Zübeyde Mollayı ikinci defa kocaya veren benim büyük kaynatam Şeyh Rıfat efendidir. (Shf. 31)

…………………

2003 yılının Temmuz ayında en üst düzey komutanlar bir dizi siyasi karar almışlar. Bunlardan biri de ülkenin Başbakanı'na sürekli hakaret etmekmiş.

Durum onu gösteriyor ki askerlik yapmak için maaş almışlar, siyaset yapmışlar. Yazık değil mi bu ülkenin güvenliğine?

İşte bu olaya, siyaset yapmayı seven askerlerin maske olarak kullandığı Atatürk, karşıydı.

Hem de ölümüne…

Falih Rıfkı'dan bu ayrıntıyı okuyalım: Ordu politika batağı içinde idi. Teğmen Yarbaya selam vermez olmuştu.

Mustafa Kemal:-Orduyu hemen politikadan çekmelidir. Bu yapılmazsa ordu bir kuvvet olmaktan çıkar, diye direniyordu.

Mustafa Kemal'in tenkitleri sertti. Enver bir gün Yüzbaşı Hafız Hakkı'ya (sonradan Genelkurmay Başkanı ve Şark Cephesinde Ruslarla dövüşürken ölen ordu komutanı) -Mustafa Kemal fazla ileri gidiyor. Buna bir çare bulalım, demişti.

Bir gece gene Hürriyet meydanındaki gazinolardan birinde tenkitlerde bulunurken, İttihatçı subaylardan biri: -Hürriyet madem ki bizim eserimizdir, onu korumak da bize düşer, dedi.

Bir başkası:-Ne Sultan Hamid'e, ne vezirlerine güvenilmez, biz muhafız kalmalıyız, diye aynı fikre katıldı.

Mustafa Kemal politika içine giren bir ordunun savaş gücünü kaybedeceğini misaller vererek anlatıyordu.

Görüşmeler çok sert geçiyordu. Mustafa Kemal diyordu ki, “Askerler Cemiyet içinde kaldıkça ne partimiz, ne de ordumuz olacaktır. Subaylarının çoğu cemiyetten olan üçüncü ordu modern bir ordu sayılamaz. Orduya dayanan cemiyet de millet içinde kök salmamıştır. Cemiyet içinde kalmak isteyenleri ordudan çıkaralım. Bundan sonrası için de kanuni hükümler koyalım”. (Shf. 57)

……………….

Daha önce de yazmıştık. Aslında ‘Ülke elden gidiyor' diye edebiyat yapanlar mutlaka bazı şahsi hesapların peşinde oluyorlar.

Darbe yapmak üzere 2004 döneminde bir araya gelenlerden biri olan Oramiral Özden Örnek, diğer arkadaşının şahsi hesaplar peşinde olduğunu geç de olsa keşfeder ve bunu günlüğüne yazar.

İşte o satırlar:1.Mart.2004“Adamın Niyeti Ülke Yararı Değil Kendi Yararı"

“Sabah brifingini takiben Hava Kuvvetleri Komutanı beni aradı. Maksadı açıtı. Ağzımı arayacaktı. Kendisine ne düşünüyorsam aynen söyledim. "Dün geceden çok rahatsız oldum. Verdiğimiz kararı niye tartışıyoruz, ikinci olarak da bu kadar gizli tutalım dediğimiz konuyu neden bir siville paylaşıyoruz. Ağzı sıkı olabilir ama bilmesi gerekmez. Bu adamın hayatı siyaset."

Bana o zaman akşama tekrar buluşalım, ben ne yapacağımızı anlamadım, dedi. Ben de diğerlerine haber ver, ben gelirim, dedim. Akşam 19:30'da Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın Gölbaşı tesislerinde buluştuk. Kara Kuvvetleri Komutanı ile ben biraz gergindik. Zira aynı mevzuları yeniden konuşmak istemiyorduk. Bu seferki konuşmalarda biraz sert davrandım. Çünkü Jandarma Genel Komutanı sözü ikide bir oraya getirip, “Bu işi ne zaman yapacağız?” diyordu.

Bazen süreyi uzatmanın en iyi çözüm yolu olduğunu söyleyince suratı asılıyordu. Bana kalsa adamın niyeti ülke yararı değil kendi yararı. Bu iş bir an önce olsun da nasıl olursa olsun, o da mevkiini korusun.”

Daha önce de zikretmiştik. Rahip Piyer Lermit, Haçlı Seferi'ni ‘Kutsal Kudus'ümüzü barbar Müslümanlardan kurtarmalıyız' çağrısıyla harekete geçirmiş. Altı yüz bin Hıristiyan köylü ve savaşçı, Kudüs'ü kurtarmak için yola çıkmış.

Ne var ki Kudüs o dönemde zaten Hıristiyanların elindeymiş.

Dönemin Avrupa kralları ve keşişleri aslında şahsi çıkar sağlamak ve iç iktidarlarını güçlendirmek için bu Haçlı Seferini tertip etmişler.

Bir davaya inanmak yetmiyor. Keşişlerin emellerini de iyi bilmek gerekiyor...

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  605987

-