Ensar Küçükaltan

ATLANTİK’TEN NAPOLYON ÇIKAR MI?

Ensar Küçükaltan

Napolyon Bonaparte halk dilinde parayı hatırlatan cümlesi ile hatırlansa da aslında Avrupa tarihinde önemli bir yer tutar. Tercihleri tartışmalı olsa da bir döneme damga vurmuş bir Fransız liderdir.

Kısa bir Avrupa tarihi anlatımı içinde daha anlamlı bir yer edineecektir kafamızda. Tarım toplumunun ağır sabanı keşfedip ürün fazlasıyla zenginleşmesi, feodal sistemin kurulması ve şovalyelik kurumunun ortaya çıkmasıyla göreli güvenlik sağlanması sonrasında Kilise, kral, lord ve ticari sınıf arasında başlayan rekabet uzun süre kıtaya hakim olan sistemin aşamalarıdır.

30 Yıl Savaşları ile Katoliklik ve Protestanlık arasındaki kanlı dönem Almanların bölünmüşlüğü, Fransa'nın mutlak monarşik gücünün doruk noktasına çıkması ile sonuçlanmış ve Westphalia Konferansı ile sistem nihayete ulaşmıştır. Katolik Habsburgların dengeyi sarsan çıkışı yine bir Katolik olan Fransa tarafından durdurulmuştur.

Bundan sonra denge sistemi hakim pozisyonda olacaktır. Ardından gelen İspanya Veraset Savaşları ile dengenin Fransa lehine bozulması durumu bu kez İngilizler tarafından durdurulmuş ve Utrecht Barışı yapılarak denge sisteminin devamı sağlanmıştır.

Denge sistemini Eski Rejim olarak tanımlamak mümkün. Fransa'da 14. Louis iktidarı, burjuva sınıfının ekonomik anlamdaki talepleriyle sarsılırken çare vergi vermeyen aristokratların da vergiye tabi tutulmasında bulununca soylular uzun süredir toplanmayan meclisi topladılar. Aslında kendilerinin sonunu getirecek devrimin temellerini attılar bu adımla. Bastille'in burjuva ve köylü ittifakı tarafında basılması 1789'da liberalizm ve milliyetçilik akımlarıya yoğrulan Fransız Devrimi'ni getirdi.

Yurttaşlık Beyannamesi sonrası kralın haklarının sınırlandırılması ve halka dayalı bir sistem kurulması Eski Rejim için de büyük bir tehditti. Halk ve milliyetçilkle birleşen Fransa, Avusturya ve Prusya'ya savaş açarken bu hamle içeride devrim karşıtlarını da etkisiz bıraktı. Jakobenler yönetimi ele geçirdi ve Robespierre ile başlayan döneme terör dönemi denildi.

İşte böyle bir ortamda Napolyon başarılı bir komutan olarak cephedeydi. Aklında her zaman Roma ve Cesar vardı. Onun gibi olmak en önemli hedefiydi. Nitekim yönetime geçtiğinde hamlelerini de bu yönde yaptı. Önce Fransa'ya Papalık ile barıştırdı. Böylece din ile ilgili sorunu halletmiş oldu. Toprak reformu ile köylüyü de yanına çekti. Yeni anayasa üç milyon oyla kabul edildi. Vergilendirme sistemini eşitlikçi bir hale getirdi.

Güç sarhoşu Napolyon, sonrasında imparatorluğunu ilan etti. İngiltere ile rekabete girdi ve Kıta Sistemi içerisinde yaptığı ittifaklarla zafer peşinde koştu. Bu arada Avusturya Arşidüşesi Marie Louise ile de evlendi. Yani yeni düzenin önderi olma şansı varken Eski Rejim'in damadı oldu. Kıta Sistemi içerisinde bulunurken İngilizlerin deniz ablukasına dayanamadığı için sistemden çekilen Rusya'ya saldırdı. Moskova'yı ele geçirdi ama geri dönerken tüm Avrupa'nın ordusuna saldıracağını düşünememişti.

Yakalanıp sürgüne gönderilen, Viyana görüşmeleri esnasında kaçarak tekrar savaşmaya başlayıp Waterloo'da tekrar yenilen Bonaparte tekrar sürgüne gönderildi ve yalnız şekilde öldü. Oral Sander'in ifadeleriyle o, gerçekten kaçanların, gerçekten hoşlanmayanların ve ufak Fransa'ya inanmayanların kahramanıdır. Yaşam boyutlarının üstüne çıkarılan insanların en güzel örneğidir. Sonu, yıkılan bir sistem kuran, sıcak bir adada son günlerini geçiren yalnız ve hasta bir adamdır.

Peki bugünkü uluslararası sistemde yeni bir Napolyon'a yer var mıdır? Yoksa bu tip girişimler Avrupa'da olduğu gibi denge sistemi potasında eritilir mi? Sanırım Trump'ın realist teorisi dahilinde bürünmek istediği Napolyonvari rolü, uluslararası sistem tarafından dengeleniyor. Giderek çok daha fazla kutuplu bir sisteme evrilen bu gezegende güçlünün haklı olduğu gerçeği, uluslararası toplum tarafından bazı başlıklar dahilinde değişebiliyor.

Birleşmiş Milletler oylaması sonrasında aldığı sert cevaptan sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruma ayırdığı bütçeyi düşüreceğini açıklaması da pek bir şey ifade etmiyor. ABD kendi üretimi olan küresel dünyada işlerin bazı konularda istediği gibi gitmediğinin farkında. Bu sebeple de sınırlarını yeniden çizmeye yöneliyor. Denge sistemi de hızla küresel bir duruma geliyor. Bakalım bundan sonraki hamleler neler olacak.

 

ENSAR KÜÇÜKALTAN - TERCÜMEİHÂL

ENSAR KÜÇÜKALTAN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  681766

-