AVRUPA’NIN GÖBEĞİNDE BİR MİLLETİ YOK ETME OPERASYONU


AVRUPA’NIN GÖBEĞİNDE BİR MİLLETİ YOK ETME OPERASYONU

MİLOSEVİÇ LİDERLİĞİNDEKİ SIRP YÖNETİMİ İZLENECEK YOL HARİTASINI ŞÖYLE ÇİZDİ:

l Yugoslavya'nın dağılmasını önlemek ve Yugoslavya'yı meydana getiren cumhuriyetlerin yönetimini ele geçirmek,

l Bağımsızlık ilanları ile cumhuriyetlerin ayrılması önlenemez ise Yugoslavya hükümeti olarak bağımsızlıkların tanınmaması için uluslararası lobi faaliyetlerine başlamak ve ordunun devreye sokulması ile denetimi elde tutmak,

l Bağımsızlık ilan edecek cumhuriyetlerde bulunan Sırpları silahlandırarak, bu ülkelerin en önemli şehir ve kasabalarını ele geçirmek suretiyle egemenlik ve bağımsızlıklarını engellemek,

l Tüm girişimlere rağmen bağımsızlık ilanları engellenemiyor ise bu cumhuriyetlerde başlatılacak içsavaşlarla elde edilecek topraklar üzerinde ayrı birer Sırp Cumhuriyeti ilan ettirmek,

l İlan edilen cumhuriyetlerin bağımsızlıkları kabul görmediği takdirde bu cumhuriyetlerin Sırbistan'a ilhakını sağlamak.

Sırplar ‘Büyük Sırbistan' planı çerçevesinde en büyük düşman olarak Müslüman Boşnakları görüyorlardı. Onlara göre Müslüman Arnavutlar ve Katolik Hırvatlar daha sonra geliyordu. Zira Sırplara göre Boşnaklar, Osmanlı döneminde topluca İslam'ı kabul ederek Türkleşmiş hain Sırplardı. Bu anlayışın yanısıra, coğrafî olarak da Büyük Sırbistan planının uygulamaya konulabilmesi için öncelikle Bosna-Hersek topraklarının alınması şarttı.

1989 yılında, yani Sırpların Osmanlı'ya karşı kaybettiği 1389 Kosova Meydan Savaşı'nın 600. Yılında, Kosova'da yaklaşık 1 milyon Sırp'a hitaben yaptığı konuşmasında Sırp lider Miloseviç, bu süreçte nasıl bir politika izleyeceğinin sinyallerini verdi. İntikam duygularıyla ve hesaplaşma arzusuyla dolu konuşmasıyla Miloseviç, Sırp halkını galeyana getirmeyi başardı.

Tıpkı Sırplar gibi Hırvatlar da Balkanlar'da kurulacak bir ‘Büyük Hırvatistan'ın hayalini taşıyorlardı. Bu doğrultuda, topraklarını Sırplara kaptırmamak için önce Boşnaklarla işbirliği yapan Hırvatlar, kendi topraklarını geri kazanma noktasında elde edilen başarıların ardından, özellikle Almanya'dan aldığı desteğe güvenerek Bosna tarafıyla yaptığı antlaşmayı bozdu. Bununla da yetinmeyen Hırvatlar, kısa süre öncesine kadar işbirliği yaptığı Boşnaklara karşı, Sırplarla birlikte katliamlara katıldılar ve Bosna-Hersek topraklarında Hersek Hırvat Cumhuriyeti'ni kurdurdular.

Bu süreçte önce Hırvatistan'a ve Slovenya'ya saldıran Sırbis-tan, bir taraftan da yıllardır bir arada yaşadıkları ve azınlık oldukları halde hiçbir ayrımcılığa muhatap olmadan barış içinde yaşayabildikleri Boşnak bölgelerinde örgütlenmeye başladılar. Bu süreçte Sırpların aşırı milliyetçi grubu Çetnikler halkı galeyana getirirken, eli silah tutan Sırp gençlere el altından silah verildi ve askerî eğitim almaları sağlandı. Kiliseler de halkı Boşnaklara karşı kışkırtıyor ve nefret duyguları uyandıracak vaazlarla Boşnaklara karşı psikolojik baskı uyguluyorlardı. Bosna-Hersek'teki Sırpların partisi SDS (Sırp Demokrat Partisi) Başkanı Radovan Karadziç de bağımsızlık referandumu için toplanan mecliste, “Referandumdan ‘evet' çıkarsa siz Boşnaklar yok olacaksınız” gibi tehditkar ifadeler kullanıyor ve ilerleyen aylarda başlayacak olan soykırım hareketinin sinyallerini veriyordu.

DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE BİR MİLLETİ YOKETME OPERASYONU

Bosna-Hersek'te 20. yüzyılın ortasında yaşanan soykırım, aslında Sırpların tarihî ‘Büyük Sırbistan' projesinin bir devamı niteliğindeydi. Bu plana göre Drina havzasının Sırplaştırılması ve bölgedeki Müslüman varlığının sonlandırılması gerekiyordu. Bölgede yaşayan Müslüman Boşnaklar özellikle 1. ve 2. Dünya Savaşı yıllarında Sırplar tarafından gerçekleştirilen çok sayıda katliama maruz kalmışlardı. Ancak 20. yüzyılın sonlarında gerçekleştirilen bu soykırım hepsinden daha büyük acılara sahne oldu ve tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştirildi.

Sırpların 1992 yılında başlayan ve 3 yıldan uzun bir süre de-vam eden soykırımına giden yolda Sırp liderlerin açıklamaları olacaklara işaret ediyordu. Miloseviç, “Tanrı bazı milletleri üstün ve seçkin yaratmıştır. Bazılarını değersiz ve üstün olana itaat eden bir konumda yaratmıştır. Hristiyan Avrupa'nın en dindar ırkı olan Sırpların, Müslümanlardan daha üstün oldukları bir gerçektir. Müslümanlar yok olmaktan kurtulmak istiyorlarsa, üstün olana itaat etmeye mecburlar.” diyordu. Bosna Sırplarının lideri Radovan Karadzic ise, “Biz tek din ve tek kültürlü bir Avrupa için savaşıyoruz. Amacımız Balkanlardaki İslam kalıntılarını yok etmek ve Anadolu'ya kadar sürmektir. Bu büyük mücadelemizde Avrupa ve Batı dünyası bizi tam olarak desteklemeli!” diyerek yapacaklarının ne anlama geldiğini ifade ediyordu.

Böyle bir ortamda, bağımsızlığı dünya tarafından kabul görmüş bir ülkenin topraklarını işgal eden Sırplar tarafından 1992-1995 yılları arasında gerçekleştirilen soykırımında, 250 bine yakın insan hayatını kaybetti, 2 milyondan fazla insan göç etmek zorunda bırakıldı, 170 bin kişi soykırım sürecinde gerçekleştirilen saldırılar sonucunda sakat kaldı, 50 bin kadın tecavüze uğradı ve 1000'e yakın cami, medrese ve tarihî eser yok edildi.

Prof. Dr. Tanıl Bora soykırım süreci devam ederken kaleme aldığı ‘Yeni Dünya Düzeninin Av Sahası' adlı eserinde şunları söylüyordu:

“Bosna-Hersek'teki savaş, Soğuk Savaş sonrasında dünya düzeninin başındaki en büyük dert. Sadece ‘Yeni Dünya Düzeni'nce çözülemediği için değil, o düzenin mahiyetinin en çıplak ifadesi olduğu için. Bosna-Hersek'teki kıyım, çapıyla ve şiddetiyle değil ama ‘anlamıyla', (post-)modern zamanların en feci olaylarından birisi. Çünkü ‘çağ'ını kamilen ‘temsil ediyor'. Naklen yayımlanıyor, bütün dünyada ‘izleniyor' ve bir görsel horror-show (korku gösterisi) halinde rutinleşiyor.”

Bir başka siyaset bilimci Prof. Dr. Fuat Keyman ise, modernist kimlik anlayışının etnisite boyutunda hareket ettiğini öne sürerek şunları söylüyordu:

“Bu söylem ulus-devletin en güçlü ideolojisi olan modern uluslararası ilişkiler anlayışı tarafından kuruluyor. Uluslararası ilişkileri devletler-arası ilişkilere indirgeyerek ulus-devleti modern (uluslararası) toplumun ayrıcalıklı aktörü ve tanımlayıcı kimliği yapan bu anlayış Avrupa'nın ve uluslararası toplumun (ve BM'nin) Yugoslavya'nın trajik ölümüne seyirci kalmasına ve yaşanan bir etnik kıyımı ‘etnik savaş' olarak kurgulamasına neden oluyor.”

Dünya devletleri ve sorumluluğu altındaki bölgeleri koruma-yarak soykırımın en büyük suçlularından olan uluslararası kuruluşlar BM ve NATO'nun seyirci kaldığı bu kanlı süreç, planın bir parçası olarak Aralık 1995'te zorla imzalattırılan Dayton Antlaşması ile sona erdirilirken, Bosna-Hersek topraklarının %49'u Sırp yönetimine verilecek, %51'inde ise Hırvat-Boşnak Federasyonu kurularak aslında ülke fiilen üçe bölünecekti.

Yorum Yaz

  209633

-