30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

AYNI NOKTADAN BİRDEN FAZLA DOĞRU GEÇEBİLİR

Hüseyin Yağmur

Bundan bir ay kadar önce bir  dostum 'Bir Osmanlı Aliminin Kurtuluş Savaşına farklı açıdan bakan bir kitabı var, gördün mü?' dedi. Benim de öteden beri Kurtuluş Savaşı'na farklı bir bakışım vardı. Okumadığımı söyleyince bir sonraki buluşmamızda elinde hediye olarak bu kitapla geldi.

Abdullah Fevzi Efendi isimli Konya Bozkırlı müderris, uzun yıllar tabur imamı olarak Osmanlı Ordusunda görev yapmış. Çanakkale Savaşı'na katılmış. Burada ‘Ordu mensuplarımızın dini duyarlılıktan ne kadar uzak bir zümre haline geldiklerini' görmüş ve bunu hatıralarında yazmış.

İşte o manidar satırlar: 'Pek yakından dikkatle süzdüm, nazar-ı tetkikten geçirdim. Ordu-yı İslam'ın ruhunda yekdiğerine hakim olması lazım gelen mefkure-i bülend-i dini'den bir şey göremedim.'

Özetle Abdullah Fevzi Efendi yıkılışın ardında, sürükleyici unsur olan ordu mensuplarının laik ve ladini hayata geçişlerini görüyor ve anlatıyor.

Abdullah Fevzi Efendi Osmanlı Ordusunun dağılmasının ardından memleketine yani Konya'nın Bozkır Kasabası'na geri dönüyor.

Siyasetle yakından ilgilenmemesine rağmen  siyasi bilinci çok yüksek bir şahıs. Abdullah Fevzi Efendi, dönemin çoğunluktaki alimleri ve hocaları gibi Kuvayı Milliyecilere destek vermek yerine bir kısım dindar halkla birlikte Padişah-halifenin yanında yer almayı tercih ediyor.

Kuvayı Milliyecilerin Rusya ve Fransa ile birlikte yakın ilişki içinde olduğunu gözlemliyor, ülkenin Bolşevikler elinde yeni bir yönetime geçeceğinden endişe eden Abdullah Fevzi Efendi muhalefetini açıkça dile getiriyor.

Bu olayı da şu cümlelerle ifade ediyor: 'Zavallı halk aşk-ı diyanet, aşk-ı sadakatla makam-ı Hilafetin muhafaza-i hukuku uğrunda (dinlerine aşırı derecedeki bağlılıkları Halifelere olan dürüst ve sadık vatandaş oluşları, Hilafet makamının üzerlerindeki haklarını korumak üzere göreve atıldı) azami fedakarlığı gösterdi. İşte ben bu babdaki mücahede ve mücadeleye atılmam yüzünden gerçekten müptela ve felaketzede oldum'

Abdullah Fevzi Efendi, Kuvayı Milliye'nin ileri gelenlerini ittihatçıların takipçisi olarak niteliyor ve onlar hakkında verilen 'Kuvayı Bagiye' yani 'İsyancı güçler' görüşüne katılıyor.

Kısa bir süre sonra Kuvayı Milliyeciler Konya isyanını şiddetli bir şekilde bastırınca Abdullah Fevzi Efendi, gücü elinde bulunduran Kuvayı Milliyecilerin bir infazına uğramamak için çeşitli seyahatler yaparak saklanıyor, canını kurtarmaya çalışıyor. Ahırlarda ve dağlarda saklanıyor, eşkiyalar tarafından defalarca soyuluyor.

Abdullah Fevzi Efendi,o sürgün günlerinde yaşadığı çok ibret verici olayları bir yandan günlüğüne not  ederek tarihe tanıklık etmeyi ihmal etmemiş.

Birçok alimin ve dindarın yeni hükümetle birlikte hareket edip görece olarak itibar gördüğü, Tefsir yazarı Konyalı Mehmed Vehbi Efendi gibi bazılarının mebus ve bakan olduğu günlerde Abdullah Fevzi Efendi dağlarda sürgün hayatı yaşamayı tercih ediyor.

İnsan, Abdullah Fevzi Efendi'nin hatıralarını okuyunca şöyle düşünüyor: Demek ki aynı noktadan birden fazla doğru geçebiliyor.

Nitekim sonradan ortaya çıkan bazı belgeler ve tanıklılar da o dönemin dindarlarının Kuvayı Milliyeciler tarafından ülkeye komünist bir yönetim tarzı getirileceğinden endişe etmekte haklı olduklarını gösteriyor.

O günlerde Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından Önce Komünist Parti, sonradan da ‘kızıl Ordu'ya benzer bir şekilde Yeşil Ordu isimli bir ordu kurulmuştu.

Solhaber web sayfasından Mehmet Bozkurt o günlerde Ankara'da komünistlik konusunda ne kadar ileri gidildiğini şöyle anlatıyor:1920 yılının Ankara'sında okullarda söylenilen marşlardan birinin Çerkes Ethem Marşı, öbürsünün sovyetik tip (şura) hükümet övgüsü yapan komünist bir marş olduğunu, yakın tarihe merak salıp da duymayan, okumayan, bilmeyen kalmamıştır.

Öbürsü, yani komünist olanın ilk dörtlüğü de “Sol Akımlar”da dip not olarak önümüze düşer. Ancak, marşa “komünist rengi” vuran ikinci dörtlüktür ve bu Cemal Kutay'ın “Türkiye'de İlk Komünistler” adını taşıyan kitabında kendine yer bulur:“Yeri göğü inletir demir döğen işçiler/ Kayaları titretir saban süren çiftçiler/ Anadolu şuralar hükümeti varolsun/ işçilerin emeği özlerine yar olsun..”( sf.17)

1920 yılının Ankara'sında sokaklarda marşların yanı sıra, meclis kürsüsünde “ne bekliyoruz bolşevikliğimizi ilan edelim” türünden konuşmalar yapılıyor. Cephede subaylar Kızıl Ordu'ya özenip apoletlerini söktükten sonra eratla birlikte aynı çorbaya kaşık sallıyor. Kırmızı renk moda ve özellikle kırmızı kalpak pek revaçta. Lenin'in Türk olduğunun iddia edildiğini de ilave etmeliyim ki tablo daha net ortaya çıksın

İnanmayacaksınız o günlerin Ankara'sında meclis karşısındaki meyhanelerin birinde, Sovyet general Mihail Frunze'nin (Taksim Anıtı'nın kuzey yüzünde heykeli var) bir fotoğrafının asılı olduğunu, Nuri Conker ve Tunalı Hilmi'nin burada rakı içerken kadehlerini zaman zaman Frunze'nin şerefine kaldırdıklarını okumuştum. (Bozkurt,12.12.2010)

Kurtuluş Savaşı Kahramanlarından Selahattin Adil Paşa  Bolşeviklik konusunda gelinen noktayı şöyle anlatır:Gece Sivil veteriner Yako Efendinin evinde pansiyoner olarak kalan bir subayın davetine bende katıldı isem de ne bu içki âlemini nede bugün ilan edilen Bolşeviklik ve yeni kurulan Sosyalist Fırkası tarafından yapılan gösterileri hoş bulmayarak saat birde beraber inmiş olduğumuz istasyon karşısındaki Osmaniye Oteline döndüm. (Sarıbay,1982:321)

Anadolu halkı ve ileri gelenleri Kuvayı Milliye'nin hem icraatlarından hem de işte bu komünist söyleminden rahatsızlardı.

Nitekim Taraklı ve Göynük'te isyan ederek kasabaları ele geçiren, daha sonra Kuvayı Milliye güçlerince püskürtülen şahıslar, telgrafhanede bıraktıkları telgraflarında “Padişah'a karşı isyan eden Bolşevikler Taraklı'yı işgal etmek üzereler' ”  demekteydiler. (Çolak, 1996:52)

Özetleyecek olursak; tarihi tek bir kaynaktan, tek bir bakış açısına ve tesbit edilmiş resmi doğruya göre okursak, işin içinden çıkamayız. Çünkü başka doğrular da var.

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  542492

-