12 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

BAĞDAT NASIL DÜŞTÜ?

Elif Sönmezışık

Halep cayır cayır yanarken Bağdat da nereden çıktı, diyebilirsiniz. Ama bir coğrafyadaki yangın, tıpkı sokaklarda, mahallelerde olduğu gibi ardı sıra yayılıyor. Son on beş yıl bunu anlamamız için yetti.

Bu yüzden Bağdat bir temsil. Ortadoğu yangınlarının temsili.

Yıkılmaz, yenilmez Persler (Farisiler), Bağdat'ın yakınlarında kurdular başkentlerini. Farsçadan geldiği düşünülen “Bağdat” ismi, “Allah verdi” anlamını taşıyor. Belde, Perslerin elinden çıkıp Arap diyarı olunca yine çok yakınlarına bir başkent daha kuruldu. Bu defa bölgenin tamamı Bağdat diye anılır olmuştu. Başkentlik durumu beş asır boyunca devam etti. Elbette tüm cereyanlarıyla…

Bağdat bir temsil.  Bir kadim şehir temsili.

Hz. Ömer tarafından İslâm topraklarına katıldı. Abbasiler ona, “Medinetü's-selam: Cennet Şehri” dedi. Büyük imar hamlesiyle kısa zamanda başkente yakışır bir görünüm aldı. Bu dönemde ticaret hacmi ve zenginliği ile Ortadoğu'nun en büyük şehri oldu. Lakin 800'lerin başında Abbasiler zayıflayınca istikrar Bağdat'ı terk etti. Yeniden fethedilene kadar köşesine sindi.

Bağdat bir temsil. Bir fethin yetmediği şehirlerin temsili.

Bölgede ilk Sünni-Şii gerginliğinin yaşanmasının ardından şehir, 1055 yılında Selçukluların oldu. Kısa zaman sonra Osmanlılara ilham olacak medresenin temeli, “Nizamiye” adıyla Bağdat'ta atıldı. Hilafet merkezi ve Selçukluların ikinci başkentiydi. Uzun yıllar boyunca şehri Abbasiler'le müşterek yönetti Selçuklular, ilim damarından ve imarından sorumlu oldular.

Bağdat bir temsil. İstilaların, işgallerin temsili.

1258'de Moğol istilasıyla sarsıldı. Bu istilada hem insan hem de kitap katliamı yapıldı. 1393'deki Timur istilasında da durum çok farklı değildi. 1508'de Şah İsmail'in fethetmesiyle türbeleri merkeze alan büyük mimari yıkımlara sahne oldu. 1534 yılında Osmanlı tarafından fethedildi ve yüzyıllar boyunca merkezî hüviyetini korudu. Tâ ki 1917'deki İngiliz işgaline kadar… Kısa bir zaman sonra Irak Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla yeniden başkent oldu. Tâ ki 2003 yılındaki Amerikan işgaline kadar… O gün bugündür kesintisiz işgal altında.

Bağdat bir temsil. Ortadoğu'nun temsili.

Bölgenin -Kahire ve Tahran'dan sonra- üçüncü büyük şehri. Temsil olmaya çok uygun bir tarihçesi var. Halep'in, Kahire'nin, Trablus'un, Kudüs'ün temsili.

 ne kaldı Bağdat'tan

ne kaldı geriye

bombaların yakıp kavurduğu bedenlerden

bir avuç kül

ve çığlığım kaldı geriye

(Bağdatlı anne konuşuyor)

Arif Ay'ın 2011 senesinde çıkmış Şiirimin Şehirleri kitabından bu dizeler. Tam da “Bağdat nasıl düştü?” sorusu aklıma gelmişken karşıma çıkan…

Sonra “Bağdat”ı çıkardım şiirden, yerine Halep'i ya da Suriye'nin ölmekte olan diğer beldelerini bir bir koydum. Hiçbir şey değişmedi. Ne bombalar, ne küller, ne kavrulmuş bedenler, ne de anne çığlığı… hiçbiri.

Tarih bu kadar yakın mesafede bile tekerrür edebilir miydi? Nitekim etti.

Aslında “Bağdat nasıl düştü?” sorusunda özne Ortadoğu. Hani geçenlerde, Irak topraklarında terörist temizliği yapıyor diye malum “Bağdat hükümeti” Türkiye'ye tehditler yağdırıyordu ya… Soruyu sorduran da odur zira. Belki Bağdat düşmeseydi, Halep hiç yanmayacaktı. Belki de o yüzden önce Bağdat düştü. Çünkü Irak'ı vuranlar, “sıra Suriye'de” dediler. “Olgunlaşması” beklenen karmaşanın yolunu gözleyenler…

Suriye'de savaş ne zaman başladı?

Ya Irak'ta?..

Mısır, ne zamandan beri cebelleşiyor zulümle?

Filistinliler kaç nesildir şehit, mahkûm, kurban ve mülteci?

Afganistan kaç katliamla yakıldı, dünyanın gözlerinden uzak kaç dağ yıkıldı o göğün altında?

Libya, Lübnan, Yemen tarumar değil mi nicedir?

Kaç darbe yapıldı ateş diyarında?

Kaç insanın açlıktan gözlerinin feri söndü şimdiye kadar?

Ortadoğu'nun mazlum milyonlarından kaçı öldü, kaçı göçtü?

Ne kadarı öksüz kaldı, ne kadarı yetim, ne kadarı evlatsız?..

Bu soruların hepsinin cevabı bir yerlerde kayıtlı. Ama orada yaşayanlar için bunun net bir cevabı yok, orada yaşayanlarla hemdem olanlar için de… Çünkü zaman algısını altüst eden, bitmek bilmeyen, sürmekten vazgeçmiş ya da sürmekte olan kıyımlar hepsi. Savaş her defasında, en beklenmedik anlarda düştü başlarına.

Ama bu bir savaş değil yalnızca.

Zorbalıklara işgal, ölümlere soykırım diyemeyecek kadar zorbalıklar ve ölümler yetersiz mi kalmıştı istatistiklerde?

Ya istatistikler, çeteleler olmasaydı, inanmayacak mıydık hiçbirine?

Bağdat, başkent. Bağdat da her başkent gibi dirlik ve düzen umudu, barışın umudu, sığınmanın ve korunmanın umuduydu. Lakin anladık ki şimdilerde o umudun beldesi sanılan yer, insan ve insanlık yoksunu, çorak, küf yığını.

Bağdat artık bir temsil. Bütün Ortadoğu'da, düşen bütün şehirlerin ve o şehirlerin kulelerinden düşen umutların temsili.

Bir şehir düşünce, şehrin kadim terkibi bozuluyor aslında. O şehirler ki, “birleştirebildiği” kadar şehirdir. Her kesimden, her milliyetten bir tutam/tutamlar barındırır içinde. Şundan az, bundan fazla… ama bir arada yaşamanın mümkün olduğu bu birleşim, aynı vücutta kenetlenmiş bir omurgadır. Şehirleri şehir yapan da sılasından göçüp gelenlere ideal mesken, bir beldenin hatta bir coğrafyanın gözdesi olabilmesidir.

Yıkılan şehirleri konuşturan şair, Bağdat'ı üç defa konuşturmuş. Önce şehrin kendisinin, sonra Bağdatlı bir annenin, sonra da Bağdatlı bir çocuğun sesiyle…

Bağdat'tan yükselen “Allah” nidaları hepsi.

Anneninki yalnız bir çığlık.

Çocuğun ki şaşkın… 

 

Babamın elleri vardı

arada bir başımı okşardı

babamı öldürdü coniler

başımı okşamak için

elleriniz yok mu sizin

(Bağdatlı çocuk konuşuyor)

 Hiç susmuyor o çocuk; bugünkü savaş sancılarını anlamak için yalnızca isimleri değiştirmek yetiyor.

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  542179

-