15 ARALIK 2019 PAZAR

Hüseyin Yağmur

BALKAN SAVAŞI FACİASI

Hüseyin Yağmur

Bugün Balkan Savaşlarının başlamasının 107. Sene-i devriyesi…Balkan Savaşı, dört Balkan devletinin kurduğu ittifak ile Osmanlı Devleti arasında oldu. 8 Ekim 1912'de Karadağ'ın, 17 Ekim'de Bulgaristan ve Sırbistan'ın ve bir gün sonra da Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmeleriyle başladı. 

Savaşın sebebi; Balkan devletlerinin dağılmakta olan Osmanlı Devleti'nin İtalya ile savaş halinde olmasından faydalanarak Balkanlardaki Osmanlı topraklarını ele geçirmek istemeleriydi. Osmanlı Devleti'nin Balkan devletleri ile mücadelesinden faydalanan Arnavutluk 28 Kasım 1912'de istiklaliyetini ilan ederek Osmanlı'dan ayrıldı.

Savaş hızla bir felakete dönüştü. Bulgarlar Edirne'yi kuşattılar ve İstanbul'dan önceki son savunma hattı olan Çatalca'ya kadar geldiler. Güney Makedonya'da Yunanlılar, Bulgarların ümitlerini kırarak Jön Türklerin ilk yıldızının parladığı yer olan Selanik'i aldılar (9 Kasım). Sırplar kuzey Makedonya'ya yerleştiler. Karadağlılar İşkodra'yı (Arnavutluk) kuşattılar. Osmanlılar 3 Aralık'ta ateşkesi kabul ettiler ve müzakereler Londra'da başladı. Edirne'nin Bulgarlara verilmesi teklifi, İttihat ve Terakki'nin kuşatma altındaki şehrin teslimini önlemek amacıyla, 23 Ocak 1913'te Bab-ı Âli'ye silahlı bir baskın yapmasına yol açtı. Londra'daki görüşmeler yarıda kesildi ve savaş yeniden başladı. Yeni Osmanlı hükümetinin kararlılığına rağmen, savaşın sonunda daha da fazla toprak kaybedildi. 28 Mart'ta Edirne elden çıktı ve nihayet 30 Mayıs'ta Balkan devletlerinin istediği şartlar altında barış yapıldı. Bu esnada Osmanlılar, İstanbul ve çevresindeki küçük bir tampon bölge dışında Avrupa'daki bütün topraklarını kaybetmişlerdi.

Balkan Savaşına Osmanlı Devletinin girişi İttihatçıların bir savaş macerası hırsından başka bir şey değildi. Ülke toprakları ve ülke insanı üzerinden yeni bir kumar oynama arzusu, Osmanlıya çok ağıra mal olmuştu.

Savaşa Girişimiz

8 Ekim 1912 – 30 Mayıs 1913  tarihlerinde cereyan eden ve Osmanlı Devleti aleyhinde bir facia ile sonuçlanan Balkan Savaşı şüphesiz bir sebep değil sonuçtur.

Balkan Savaşı büyük toprak kayıplarına sebep olduğu kadar Osmanlı ordusu ve ülkenin insan kaynakları açısından tam bir facia olur. Çünkü Osmanlı Ordusu, bir çok bakımdan bu savaşa hazırlıksız vaziyettedir. Savaşa katılan subaylardan biri olan Albay Rahmi Apak, hatıralarında yalın ve acı tesbitlerde bulunur. Türk ordusunda harp mefhumunu bilen kumandan yok gibi idi.1878 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı'ndan  beri Osmanlı Ordusu savaşı unutmuştu.(Apak,1988:49)

Osmanlı Ordusunda Balkan Savaşına katılan General Cemil Conk da  ‘askerin savaşmasını dahi bilmediğini' yaşayarak görenlerdendir. Balkan Savaşı'nda Bulgar ve  Sırp ordularına karşı savaşan Conk, askerin deneyimsiz eğitimsiz olduğunu hatta   savaşmasını dahi bilmediğini, oysa Bulgar ordusunun muntazam ve eğitimli olduğunu bol silah ve cephaneye sahip bulunduğunu anlatmaktadır (Koçak,2012:102)

Nitekim savaş sırasında Osmanlı topçu bataryalarının yeteneksizliği açıkça gözler önüne serilir. Osmanlı ordusunun topçu menzili düşman hedeflerine dahi erişemezken, Bulgar topçusu attığını vurmaktadır. (Koçak,2012:103)

İşte bu şartlarda cephelerde bulunan Osmanlı Ordusu, çok feci yenilgiler alır. Bu yenilgiler askerlerin perişan bir şekilde geriye çekilme ve yaşam mücadelesi verme sonucunu doğurur. Ancak bu çok acıklı ve zorlu bir süreçtir. Balkan Savaşı, Türk askeri bakımından çok acıklı ve hüzünlü sahnelerle doludur. Bu sahneler yerli yabancı müellifler tarafından sonraki yıllarda kaleme alınmıştır. Bunlardan bazılarını bu vesile ile paylaşalım.

Tarık Zafer Tunaya Balkan Savaşından bir  dramatik bir fotoğrafı şöyle nakleder: “Askerlerin ekmeği, kumandanın telgrafı yok...Abdullah Paşa'nın zabitleri mısır köklerini tırnakları ile kazıyarak, biraz unla kaynatıp kumandanlarına veriyorlardı. 175 bin kişilik bir kuvvet kumandanının yiyecek ekmeği yoktu... Bu bir hastalar ve yaralılar kafilesi değildi, bunlar gerçek insan paçavralarıydı. Yeşilimsi ve yanık yüzlerinde ızdırap gerginliği, acının verdiği perişanlık içinde sürüklenmekteydiler...Kimini arkadaşları taşıyordu, kimi de yük arabaları üzerine asılmışlar, cesetlerle karma karışık yürüyorlardı. Arabalardan feci bir inilti ve hırıltı konseri yükseliyordu. Bu can çekişenler kortejinin arkasında, çamur deryası boyunca, bağırsaklarını toprağa boşaltan iki büklüm gölgeler seçiliyordu... Havanın fenalığı, gıda yokluğu, üniforma uymazlığı, kunduraların biçimsizliği, bitik düşmüş, kötü kumanda edilmiş bu biçarelere Hıristiyan ahali, pencerelerden tüfekle ateş ediyordu... Bir ordu ki harp etmeden, önemli kayıplara uğramadan, hatta bir kısmı galip gelmişken dağılıyor, perişan oluyor... Askerler tekerleklere yapışmış et parçaları için birbiriyle kavga ediyor. Çerkezköy'den İstanbul'a yirmi saatte” gidilen buralarda “yaralıları yıkamak için su bile yok”, “Neferler obüslerin açtığı yaraları kendileri pis paçavralar ya da çamaşır parçalarıyla sarmakta. Acaba tarih buna benzer bir durumu kaydetmiş midir?” (Tunaya,1989:459)

Savaşa katılan subaylardan biri olan Albay Rahmi Apak, o acıklı halleri şöyle anlatır: Şimdi kasabaları, şehirleri,v ilayet ve kıtaları bırakıp çekiliyoruz. Her tarafta perişanlıklar devrilmiş arabalar, terk edilmiş toplar, dizlere kadar çamurlar içine yürüyen Mehmetçikler..  (Apak,1988:71)

Balkan Savaşı'ndaki en önemli Osmanlı cephelerinden biri olan Yanya'da Yanya Kalesi müdafaasına katılan Binbaşı İsmail Hakkı Okday da o günlerde yaşanan trajediye şahitlik yapan subaylardan biridir. Sırp hududundan itibaren yürüye yürüye gitgide takatten düşerek ilerleyen, bir iskelet gibi tanınmaz hale gelen, hiç bir kapıdan bir dilim ekmek bile alamadan, kendiliğinden biten yabani otlarla beslenerek Yanya'ya ulaşan Anadolu'nun asil evlatları ruhlarındaki asalet ve mertliğin pek tabii olan hisleriyle kahramanca ölmekten çekinmiyorlardı. Böylece Sırp hududundan Yanya'ya gelmiş olan askerlerin üniformaları yırtık ve kirliydi. Çoğunun paltoları kunduraları bile yoktu. Yanya Garnizonu'nu takviye edecek olan askerler, işte bu zavallı, aç ve sefil, kuvvetten düşmüş, acınacak bir halde bulunan Anadolu çocuklarıydı.(Okday,1994:40)

Dönem subaylarından Selahattin Adil Paşa da Yanya'da yaşanan büyük dramdan şöyle bahseder: Yanya'daki erlerin,  özellikle birliklerine katılmamış olan dağınık erlerin durumu yürekler acısı idi. Zavallı  askercikler haftalardan belki aylardan beri bir avuç bazen kavrulmuş bazen haşlanmış, bazen ekmek haline getirilmiş mısırdan başka bir gıda alamamış, en ufak hastalıktan kendilerini kurtaracak ilaçtan yoksun, bütün dünya ile alakası kesilmiş, eski moralinin zerresi kalmamış, benliğini değil, varlığını unutmuş gibi idi. Gıdasızlık yüzünden yarı deli, vücudu  bir deri bir kemikten ibaret kalmış ve üzerindeki palaspare elbisesinin omuzlarından bir iskelet veya korkuluk halini almış olduğu görülen, yüzü ve organları bir mumya gibi kararmış ve kurumuş bu memleket çocuklarına yollarda veya açlıklarını gidermek için ot bulmak ümidiyle dolaştıkları sırtlarda sık sık rastlanıyordu. Tam bir yoksulluk içinde ümitsiz bir sefalet ve perişanlığa düşen ve Eyüp sabrına benzer ümitsiz bir tevekkülle sessizce dayanabilen bir toplumu bilmem tarih yazmış mıdır? (Sarıbay,1982:188)

Balkan Savaşındaki ordumuzun Deniz Kuvvetlerinin hali de içler acısı bir vaziyet teşkil etmektedir. Balkan Savaşına katılan deniz subaylarından Nuri Bey bu durumu şöyle anlatıyor: Limanda bulunan ecnebi sefain-i harbiyenin içine sanki nur dolmuş ve adeta lombozlarından fışkırmaktaydı. Bu nurun içinde bol paralarının füsunkâr lezaizleriyle sermest olan ecnebi meslektaşlarımız, büyük bir ecel teknesiyle civarlarından geçen ve merkez-i hükûmet sularında bile bir lokma ekmek yerine kurtlu peksimetle seve seve teskin-i cû eden şu zümre-i fedakârânı görseler kim bilir ne kadar hayret ederlerdi. (Nuri,2014:32)

Ordu perişan bir halde top, tüfek, çadır, kazma, kürek, cephane, ulaşım aracı ve hatta yiyecek gibi bütün mühimmat ve levazım yokluğu ile hasta ve yaralı olarak Çatalca'ya çekilmişti. Çatalca'da toplanmasına çalışılan mukavemet kuvvetine siper yapmak için lazım olan kazma kürek, bir hayli zaman belediye tarafından evlerden toplanmak suretiyle tedarik edilmeye çalışıldı. Sonra günün birinde Sirkeci Garı'nın bir köşesine çekilmiş furgonlardan dördünün kazma kürekle dolu olduğu görülmüştü. (Rey,2007:227)

Balkan Savaşındaki Osmanlı Donanması bir Yunan Savaş gemisi ile baş edemeyecek vaziyette idi. Averof'un cedit 24'lüklerinin sürat-i ibtidaiyesi (1924 Jane's albümüne göre) 3000 kadem saniye, hâlbuki bizim atîk 24'lüklerin 2550 kadem saniye idi. Bu farkın menzilde ne kadar bir fazlalık temin edeceği ise malumdur. (Nuri,2014:70)

Balkan Savaşının Sonuçları

Osmanlıların Balkan Savaşlarındaki yıkıcı kayıpları durumu temelden değiştirdi.  Osmanlıların kayıpları sadece askeri yenilgilerle sınırlı değildi. Yüz binlerce asker kaybedildi, koskoca tümenler ve ordular yerle bir edildi veya esir düştü.

Muhacirlerin nüfuslarına gelince, Tekeli'ye göre 1783-1922 yılları arasında 1.8 milyon Tatar muhaciri, 1859-1879 arasında 1.5 milyon Kafkas göçmeni, 1877-1878'de 1.5 milyon Balkan göçmeni ve 1912-1913 Balkan Savaşları sonrası 640.000 Balkan muhaciri Osmanlı İmparatorluğu'na göç etmiştir. McCarthy 1827-1922 yılları arası göçmen sayısını küsuratına kadar 4 milyon 481 olarak hesaplamışken  Karpat ise bugüne kadar göçen Türk ve Müslümanların sayısının 9 milyona yaklaştığını iddia etmektedir.

Osmanlı Devleti'nin Balkan devletleri ile mücadelesinden faydalanan Arnavutluk, 28 Kasım 1912'de bağımsızlığını ilan etti. Savaşlar Osmanlı aleyhine sonuçlanmış, sırasıyla büyük şehirler düşmüştü. Yanya (6 Mart 1913), İşkodra (10 Nisan 1913), Kırklareli (24 Ekim 1913), Selanik (9 Kasım 1913), Manastır (18 Kasım 1913) gibi belli başlı merkezleri imparatorluk yitirmiştir. Yüz elli beş günlük bir direnişten sonra Edirne de düşmüş, Ege adaları kaybedilmiş, düşmanlar Çatalca'ya kadar gelip dayanmıştı.

Netice olarak Osmanlı Devleti, Balkan Savaşında tarihinin en ağır hezimetine uğradı. Devletin batısı Adriyatik Denizi kıyılarından Meriç nehrine kadar geriledi. Böylece altı yüz yıldır Türk vatanı haline gelmiş bulunan Rumeli kaybedildi. Bu sonuç Balkanlarda yaşayan binlerce Türk'ün de anavatan topraklarına göç etmek üzere yollara dökülmesine neden oldu. Bu göç sırasında bin bir facia yaşandı ve birçok sivil Türk hayatını kaybetti. İstanbul'un büyük Selatin Camileri Balkan Harbi'nde koleraya yakalanan askerler için hastane olarak kullanıldı.

Osmanlı Devletinin bu savaşta uğradığı maddi ve manevi büyük kayıplar geleceğini olumsuz yönde etkiledi. Komşularının saldırısına uğrayan Bulgaristan'ın Osmanlı sınırından askerlerini çekmesini fırsat bilen Osmanlı Devleti Edirne'yi geri aldı. Savaş 30 Mayıs 1913'de Londra Barış Antlaşması ile sona erdi.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  239380

-